Bu yazımızda, Taha Kılınç’ın Ketebe Yayınları arasından çıkan, modern İbranicenin babası Eliezer Ben-Yehuda’nın hayatını anlatan Dil ve İşgal isimli kitabın bize yönelik verdiği mesajlar üzerinde duracağız.

Öncelikle “Kudüs Yazıları, Kayıp Coğrafyanın İzinde: Doğu Türkistan Seyahatnamesi” vb. kitaplarıyla mazlum ve mağdur coğrafyaları gündemimize taşıyan Taha Kılınç’a teşekkür ediyoruz. Yoğun bir emek karşılığı yazdığı bu eserler, yazarımız için inşallah sadaka-i cariye olur. Ayrıca yazarımızın işin özüne inebilmek için İbranice öğrenmesi de takdire değerdir.

Yazımızdaki amacımız, kitabın tanıtımını yapmaktan ziyade; modern İbranicenin babası Eliezer Ben-Yehuda’nın hayatını bir dilin ortaya çıkmasına adamasının yanında, paralel olarak işgal edilen Filistin’de bir Siyonist devletin kurulmasında nasıl bir rol üstlendiğine vurgu yaparak biz Müslümanların hangi dersleri çıkarması gerektiğini ortaya koymaktır. Amacımız Eliezer Ben-Yehuda’ya övgüler düzmek veya ona güzellemeler yapmak değildir.

Eliezer Ben-Yehuda hakkında kısa bir bilgi verelim:

· Doğum: 7 Ocak 1858, Luzhki, Belarus

· Ölüm Tarihi ve Yeri: 16 Aralık 1922 (64 yaşında), Kudüs

Üç yaşında, Doğu Avrupa’da yaşayan her Yahudi çocuk gibi İbraniceyi öğrendi. On iki yaşına geldiğinde Tevrat, Mişna ve Talmud’u okur hâle geldi. Eğitimine Yeşiva’da (dini eğitim veren okul) devam etti. Fransızca, Almanca ve Rusça öğrendi. Siyonist oldu. Fransa’da yüksek tahsil yaptı. 1881 yılında Kudüs’e ailesiyle birlikte yerleşti. 1922’de Kudüs’te veremden vefat etti.

Eliezer Ben-Yehuda (Eliezer Yitzhak Perlman) neyin peşindeydi? O, kadim bir dili konuşulan bir dil hâline getirme derdindeydi. Ben-Yehuda, Siyonizm ile İbranicenin bir arada olabileceğini savunup şunu demiştir: "İbrani dili, sadece ulusumuzu canlandırıp anavatanımıza döndüğümüz sürece canlı kalabilir."

Eliezer Ben-Yehuda, bir grup din adamının entelektüel faaliyet hapsolmuş ve toplumdan tamamen kopmuş İbraniceyi bugün milyonlarca Yahudi’nin konuştuğu bir dil hâline getirmiştir.Söz konusu çalışmayı yalnızca kendi ailesi ile sınırlı tutmayan Yehuda, henüz ortada dişe dokunur hiçbir kurumsal Yahudi örgütlenmesi bulunmuyorken 1889’da ‘İbranice Dil Konseyi’ni kurarak yıllar sonra kurulacak İsrail devletinin de bir anlamda entelektüel temellerini attı.

Hedef belli idi: İbraniceyi diriltip sinagoglardan ve tozlu kitap sayfalarından çıkarmak.

Bunun için günlük hayatta karşılaştığı herkesle İbranice konuşarak işe başladı. 13 Ekim 1881'de Paris'te bir grup arkadaşına ilk kez İbranice hitap eden Eliezer’in sözleri, “modern dönemin ilk İbranice günlük konuşması” olarak kayıtlara geçti. Bir süre sonra yakın çevresi, onunla iletişim kurabilmek için İbranice öğrenmek zorunda kaldı. Ben-Yehuda, dil direnişinde ilk meyveleri elde etmişti.

Öncelikle kendi ailesine İbranice konuşmayı şart koşan Ben-Yehuda; İbranice bir gazete çıkarmaya ve dili, Filistin'e göç eden bütün Yahudilere öğretmeye başladı. Burada şunu belirtelim; oğlu, modern İbraniceyi ilk konuşan kişi olarak tarihe geçmiştir.

Yehuda, yaptığı çalışmalar sonucunda şunu fark etti: İbraniceyi hemen diriltmesi mümkün değildi, ama Filistin’de göçlerle sayıları günden güne artan bir Yahudi toplumu vardı. Çalışmalarıyla gelecek nesiller bu dile hayat verebilecekti. Esasında bunun temel şartının da ‘toprak’ olduğunu biliyordu. Filistin’de kurulacak bir İsrail Devleti İbranicenin teminatı olacaktı; aynı zamanda İbranice de İsrail Devleti’nin teminatı olacaktı.

Bu sebeple Yehuda’nın ilk dil çalışmalarının tarım ile ilgili olması hiç de tesadüf değildi. Avrupa’dan gelen Yahudiler bir yandan tarıma yönlendirilirken pratik İbranicenin ilk tohumları da tarım ve toprak ile ilgili oluyordu.

Sabırla ve inatla günde 18 saat çalışan Eliezer Ben-Yehuda, 1922’de vefat ettiğinde İsrail’in kurulmasına daha 26 yıl vardı. Ancak ölümünden bir ay önce İngiltere manda yönetimi, Arapçadan sonra İbraniceyi resmî dil ilan etti. Son nefesine kadar kelime türetmeyle uğraşan Ben-Yehuda’nın ruhunu teslim etmeden en son bulduğu kelime, "ruh" kelimesinin İbranice karşılığı olmuştur.

Kapsamlı bir sözlük de hazırlayan Ben-Yehuda’ya tüm Yahudiler bugün İbranice konuşuyorlarsa borçludurlar. Eliezer, "Gün kısa, yapılacak iş büyük" diyerek davasına dört elle sarılmıştı. Yazarımız Taha Kılınç, bu hayat hikâyesinden çıkaracağımız üç dersi; İmam-ı Gazali gibilerini de tarihten örnek göstererek şöyle özetlemiştir:

1. Tarih huzurunda kendine bir ödev vermek ve hayatını buna adamak.

2. Dış şartların olumsuzluğundan hiç yılmadan işine odaklanmak.

3. Gayretle ve dava şuuruyla gece gündüz çalışmak

Dostlar, bu hikâyede Müslümanların çağlar boyunca uyguladığı ve başarılı olduğu temel prensiplerden söz edilmekte. Kim bu prensiplere uyarsa karşılığını mutlaka alır:

"İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm, 53/39)

Selam ve dua ile…