Günümüzde sosyal medya bataklığında çırpınan çocuklarımızın sayısı gittikçe artmaktadır. Bizler ise çocuğumuzun dünyevi geleceği için saçımızı süpürge etmekte, elimizdeki avucumuzdakini dökmekte, varımızı yoğumuzu sarf etmekteyiz. Ne için? Dünyada rahat bir hayat yaşaması ve bir elinin yağda bir elinin balda olması için. Annelerimiz-babalarımız, evlatlarının topu topu 40-50 yıl yapacakları bir mesleğe sahip olmaları için canını dişine takmaktadırlar. Halbuki esas yurt ahiret yurdudur.

Bu bağlamda çocuklarımızı salih ve saliha olarak yetiştirmek bizlerin temel görevi olmalıdır. Burada da en önemli görev annelerimize düşmektedir. Tarihte İmam-ı Azam, İmam-ı Malik gibilerinin yetişmesinde aileleri önemli rol oynamıştır. O ebeveynler geriye hayırla anılan öncü şahsiyetler bırakmışlar ve kendileri de dua ile anılmayı hak etmişlerdir. Dilimizde güzel bir dua cümlesi de vardır: "Hay, anası atası nurda yatsın!" Bizler de nurlar içinde yatmayı elbette isteriz.

Çocuklarımızın biyolojik ailesi olmak yetmez. Eğer onların zihinlerinde şeytan karargah kurmuşsa, dimağları küfür ile besleniyorsa evlatlarımızı kaybediyoruz demektir. Nuh Aleyhisselam’ın gemiye binmeyen oğlunun inkar bataklığında boğulması bizim için bir ibrettir. Neslimizin zihin ve gönül dünyasının öz kimliğinden uzaklaştığı bir dönemde biyolojik olarak evlat sahibi olmak çetin bir imtihan vesilesi oluyor. Son pişmanlığımız, feryadımız ve figanımız da fayda vermiyor.

Özellikle günümüzde popüler kültür ve sosyal medya araçları ile öz değerlerine yabancı olarak yetişen gençlerimiz, "Bir daha mı geleceğiz dünyaya?" anlayışı ile dünyevi zevklerinin kölesi oluyor. Bu düşünce sahiplerine Ladikli Ahmet Hüdai Hazretlerinin güzel bir cevabı var, onu da burada paylaşalım: "Dünyaya bir daha mı geleceğiz?" deyip her türlü harama bulaşanlara söyleyin: "Ahirete iki defa mı gideceksiniz?"

Bugün gençlerimiz eğlence mekanlarında ya da kafelerde ömür tüketmekte, zamanını boşa geçirmektedir. Kapitalist, materyalist anlayış ölümü unutturmak istemektedir; ölümden sonrasının hatırlanmasını istememektedir. Cennet, cehennem, hesap günü, ahiret gibi kavramlar hiç gündeme gelmemektedir. Dini hassasiyeti olan ailelerin, evlatlarının yangın yerinden bin beter olan hayatlarında da bu kavurucu ve yakıcı rüzgarın etkisini görmekteyiz. Ateşli bir hastalığa tutulan evladı için gece gündüz doktor doktor gezen anne babalar, cehennem ateşi ile karşı karşıya kalma ihtimali için kılını kıpırdatmakta nazlanmaktadır.

Elbette çocuklarımızın dünyada iyi bir geleceği olsun isteyeceğiz ve bunun için de gayret göstereceğiz; ama misafir olduğumuzu da unutmayacağız. Çocuklarımıza iyi bir dini eğitim ve güzel ahlak vermezsek, doktor, hukukçu, mühendis olduklarında "dua" yerine "beddua" alıyorlar. Bunun için en başta aileler Allah sevgisi, Peygamber sevgisi vermeli ve yaşantıları ile evlatlarına örnek olmalıdır.

LGS, YKS için hazırlık kursları çocuklarımızın meslek hayatı için ne kadar önemli ise, baki alemdeki yerimiz için de evlatlarımız iyi bir dini eğitim almalıdır. Bunun yolu da Kur'an kurslarından geçmektedir. Çocuklarının ahireti için çırpınan aileler her türlü teşekküre layıktır. Bunun için ciğerparesinin nazlarına ve sitemlerine katlananlara ne mutlu!

Bizim annelerimiz elbette takdire layıktır. Geçen gün ziyaret ettiğimiz bir Kur'an kursundan bahsetmezsek haksızlık olur. Yurtdışından Konya’ya, Karatay Uluslararası Beytülhikme Hafızlık Kur'an Kursu’na 14-15 yaşlarındaki gözbebeklerini gönderen Çadlı, Kazakistanlı, Kırgızistanlı, Afganistanlı annelere ne söylemeli? O annelerden Allah razı olsun. Beytülhikme Kur'an Kursu'nda yük alan, taşın altına elini koyan, görev yapan fedakar kardeşlerimizin de hizmetlerini Allah kabul etsin. Öğrencilerimizin de yolu açık olsun.

“Eşref-i ümmet olanlar hâfız-ı Kur’ân olur, Hâfız-ı Kur’ân olanın hâfızı Kur’ân olur. Kim Kelâmullah’ı ezber eylese Allah için, Hâmisi Allah olur, hem nâil-i ihsân olur.”

Selam ve dua ile...