“Yâ Sabâhâh!” nidası, Cahiliye Dönemi'nde Arapların bir tehlikeyi ya da düşman baskınını haber vermek amacıyla kullandıkları bir uyarı hitabıdır. Deyim yerindeyse bir acil durum çağrısı, bir siren sesidir.

İslam tarihinde bu kavram, ilk kez Allah Resulü’nün Mekke Dönemi'nde Safa Tepesi’nden Kureyşlilere yaptığı “Yâ Sabâhâh!” çağrısı ile gündeme gelmiştir. Peygamberimiz bu nidayla toplanan Kureyşlileri İslam’a davet etmiştir.

Çağımızda sadece İslam ülkelerinde değil, tüm dünyada yaşanan ahlaki erozyon; boş ümitler ve yalancı hayallerle insanlığı bir girdabın içinde boğuyor. Aklı başındakiler bugün de “Yâ Sabâhâh!” çağrısını yapıyorlar ve yapmaya devam edecekler. Ancak bu çağrı sadece sözde kalır ve eyleme dönüşmezse, daha çok şafağın sökmesini, tan yerinin ağarmasını bekleriz.

Ey Müslüman, ey insan! “Yâ Sabâhâh!”

Eşya peşinde koşmayı bırak, Esma’nın ardına düş! Kariyeri, koltuğu, kasayı ve keseyi önceleyenlerden değil; karakteri ve kul hakkını önceleyenlerden ol! Hazların, hızların ve heveslerin ardından yürüyenlerin değil; hakikatin, hilkatin ve hikmetin takipçilerinin arasına katıl! Tüketim kültürünün esiri olmak yerine üreten, dağıtan ve infak edenler arasında yerini al. Fakirleri, miskinleri iteleme, öteleme. Açları doyuran, çıplakları giydiren; güler yüzlü, cömert ve görgülü insanlardan olmak için dua et.

“İşbu söze Hak tanıktır, bu can gövdeye konuktur Bir gün ola çıka gide, kafesten kuş uçmuş gibi” (Yunus Emre)

Can bedenden çıkmadan canların yardımına koşmalıyız, aksi takdirde ahirette müflislerden oluruz. Konuyla ilgili olarak Sâmiha Ayverdi’nin “Ezeli Dostlar” kitabında yer alan bir hikâyeyi özetle paylaşalım:

“Senelerce önce yaşamış zengin bir adam varmış. Adam; altınlarını, gümüşlerini, nakitlerini ve tahvillerini muhafaza etmek için yer altında bir mahzen yaptırmış. Bütün hazinesini de bu mahzendeki çelik kasalara koymuş. Mahzene girişin iki anahtarı varmış; biri karısında, diğeri ise kendisindeymiş.

Günün birinde adam, hazinesini kontrol etmek için mahzene inmiş. Ancak mahzendeyken anahtarı bir yerde düşürmüş ve arasa da bulamamış. Adam eve gecikince eşi emniyete haber vermiş fakat aramalara rağmen adamdan bir iz bulunamamış. Günler sonra kadın bir vesileyle mahzene indiğinde, eşinin cansız bedeniyle karşılaşmış.

Ne acı ki herkesten sakladığı, üzerine titrediği hazinesinin yanı başında, bir dilim ekmeğe ve bir yudum suya muhtaç kalarak açlıktan ve susuzluktan hayatını kaybetmiş.”(Ayverdi,Samiha. 2016..Ezeli Dostlar.Kubbealtı.)

“‘Elestü bi-rabbiküm’ hitabına muhatap olduk, ‘Kâlû belâ’ dedik, Hakk'a kul olduk. Allah Allah diyerek huzura durduk,” diyebilmek için, içinde yaşadığımız zaman diliminde “Yâ Sabâhâh!” alarmına ve çağrısına çok daha fazla kulak vermemiz gerekir.

Selam ve dua ile...