Türkiye'de emeklilik sisteminin geleceğine ilişkin tartışmalar devam ederken Orta Vadeli Program ve Cumhurbaşkanlığı yıllık planlarında yer alan Otomatik Katılım Sistemi'nin yeni bir yapıya dönüştürülmesi hedefi gündemdeki yerini koruyor. İşveren katkısıyla desteklenecek ikinci basamak bir emeklilik modeli oluşturma fikri uzun süredir ekonomi yönetiminin ajandasında bulunsa da uygulamanın ne zaman hayata geçeceği konusundaki belirsizlikler dikkat çekiyor. Sosyal güvenlik alanında uzman isimler, konuya ilişkin mevzuat eksikliklerine ve takvimdeki sürekli kaymalara işaret ederek mevcut şartlarda bu dönüşümün öngörülen tarihlerde gerçekleşmesinin oldukça güç olduğunu ifade ediyor.
Daha önce açıklanan programlarda 2024 yılının sonbahar ayları işaret edilmiş olmasına rağmen sürecin önce 2025 yılına, ardından yayınlanan yeni Cumhurbaşkanlığı Programı ile 2026 yılına ertelenmesi emeklilik yolundaki çalışanlar için ciddi bir soru işareti oluşturuyor. Ertelemelerin kronik bir hal aldığını vurgulayan konunun uzmanları, yasama organının çalışma takvimi ile bütçe maratonunun yoğunluğu göz önüne alındığında kısa vadede bu yönde bir adım atılmasını gerçekçi bulmuyor. Yasal çerçevenin netleşmemesi, hem işçi tarafında hem de işveren kanadında sistemin getireceği mali yüklerin nasıl karşılanacağına dair tartışmaları ve endişeleri günden güne artırıyor.
Yasal Düzenleme Sürecindeki Belirsizlikler Ve Takvimdeki Ertelemeler
Emeklilik sisteminde reform niteliği taşıdığı belirtilen Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi için hedeflenen tarihler her geçen gün ileri bir zamana öteleniyor. Resmi yayınlarda ilk olarak 2024 sonbaharı hedef gösterilmişken, gelinen noktada uygulamanın yürürlüğe giriş tarihi 2026 yılına kadar sarkmış durumda. Yasama süreçlerinin işleyişi dikkate alındığında, Meclis'in çalışma dönemindeki yoğun bütçe görüşmeleri ve diğer gündem maddeleri sebebiyle bu kadar geniş kapsamlı bir kanun teklifinin hızla yasalaşması oldukça zor görünüyor. Uzmanlar, ortada henüz kamuoyuna duyurulmuş metin veya taslak yokken sürecin sürekli ertelenmesinin hem piyasalarda hem de vatandaş nezdinde güven kaybına yol açabileceği hususunda uyarılarda bulunuyor.
Sistemin yasal altyapısının henüz hazırlanmamış olması, Tasarruf ve Emeklilik Planı kapsamında atılacak adımların ertelenmesine yol açarken, emeklilik hayali kuran milyonlarca çalışanı da yakından ilgilendiriyor. Düzenlemenin içeriğinde işveren katkısının boyutu, devlet teşviklerinin nasıl uygulanacağı ve kesintilerin hangi esaslara dayanacağı gibi temel sorular hâlâ yanıt bekliyor. Yasalaşma sürecinin gecikmesi, çalışanların emeklilik ikramiyesi ve ikinci maaş gibi olanaklardan ne zaman ve hangi şartlarda yararlanabileceği konusundaki soru işaretlerini derinleştiriyor.
Kesintilerin Çalışan Maaşlarına Ve Gelir Dengelerine Etkisi
Gündemdeki yeni emeklilik modeli hayata geçirildiğinde, çalışanların mevcut net maaşlarından yapılacak kesintiler doğrudan gelir tablosunu etkileyecek. Yapılan hesaplamalara göre, mevcut sistemdeki prim kesintilerine ek olarak Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi kapsamında çalışanların brüt ücretlerinden yüzde 3,0 oranında yeni bir kesinti yapılması öngörülüyor. Güncel asgari ücret tutarı olan 28.075 TL seviyesi dikkate alındığında, bu tutarın halihazırda 36.940 TL olarak ölçülen açlık sınırının yüzde 31,6 oranında altında kaldığı görülüyor. Zaten zorlu geçen geçim mücadelesinde yüzde 15,0 oranındaki mevcut prim yüküne eklenecek olan bu yeni yüzde 3,0'lük ilave kesinti, işçinin eline geçen net ücretin doğrudan düşmesine yol açacak.
Yapılan bu ilave kesintiyle birlikte 28.075 TL olan net asgari ücret tutarı 27.084 TL seviyesine kadar gerileyecek. Çalışan kesim, enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında halihazırda zorlanırken maaş bordrolarına yansıyacak bu tür net azalmaların hanehalkı bütçesini ciddi şekilde sarsacağını düşünüyor. Uzmanlar, çalışanların alım gücünün korunamadığı bir ortamda zorunlu tasarruf ve kesinti odaklı emeklilik modellerinin toplumsal kabul görmesinin son derece zor olacağına dikkat çekiyor.
İşveren Maliyetleri Ve Sigorta Prim Yüklerindeki Artışlar
Yeni sistemin getireceği parasal yük sadece işçi tarafıyla sınırlı kalmayıp üretim ve hizmet sektöründeki işverenleri de doğrudan etkiliyor. Ocak 2026 itibarıyla yüzde 38,75 seviyesine ulaşan Sosyal Güvenlik Kurumu ve işsizlik sigortası prim oranlarına, Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi nedeniyle hem işçi hem de işveren adına ilave edilecek yüzde 3,0'erlik kesintiler eklenecek. Bu ilaveler neticesinde toplam sigorta ve emeklilik prim yükü oranı yüzde 44,75 seviyesine tırmanmış olacak. İşveren cephesinde bu denli yüksek bir prim yükünün oluşması, üretim maliyetlerini artırırken yeni istihdam yaratma kapasitesini de olumsuz yönde etkileme riski taşıyor.
İmalat dışındaki sektörlerde daha önce uygulanan yüzde 5,0 oranındaki prim teşviki indiriminin yüzde 2,0 seviyesine çekilmesi de işveren üzerindeki mali baskıyı daha da ağırlaştırıyor. İstihdam maliyetlerinin tırmanması, işletmelerin rekabet gücünü zayıflatırken kayıt dışı istihdama eğilimi artırabilecek bir etken olarak öne çıkıyor. Ekonomi temsilcileri ve uzmanlar, yeni sistem tasarlanırken üretim çarklarının aksamaması için işveren üzerindeki bu maliyet artışlarının dengelenmesi gerektiğinin altını çiziyor.
Gelecek Dönem Emeklilik Politikaları Ve İkinci Basamak Sistem
Türkiye'deki mevcut sosyal güvenlik yapısının sürdürülebilirliğini sağlamak adına atılması planlanan ikinci basamak emeklilik adımları, uzun vadeli tasarrufların artırılmasını amaçlıyor. Otomatik Katılım Sistemi'nin daha bağlayıcı ve işveren katkılı bir yapıya kavuşturulmasıyla, kamu üzerindeki emeklilik yükünün hafifletilmesi ve bireylerin yaşlılık döneminde ek bir gelire kavuşması hedefleniyor. Ancak bu hedeflere ulaşılırken uygulanacak yöntemin şeffaf ve kapsayıcı olması, tüm paydaşların rızasının alınması büyük önem taşıyor. Sistem kurulurken çalışanların anlık alım güçleri ile işverenlerin mali taşıma kapasitelerinin doğru analiz edilmesi gerekiyor.
Önümüzdeki dönemde Meclis gündemine gelmesi beklenen yasal düzenlemelerin, söz konusu maliyet hesapları ve takvim ertelemeleri ışığında yeniden şekillenmesi muhtemel görünüyor. Sosyal tarafların görüşleri doğrultusunda revize edilmeyen bir modelin uygulamada çeşitli aksaklıklara yol açabileceği ifade ediliyor. Sosyal güvenlik başuzmanları, hem emeklilik hakkını koruyan hem de çalışan ile işveren üzerindeki ani mali şokları engelleyen kademeli geçiş mekanizmalarının kurulmasının şart olduğunu vurguluyor.
Kaynak: Zeki Ersin Yıldırım





