“Yıllar geçiyor ki, yâ Muhammed, Aylar bize hep Muharrem oldu! Akşam ne güneşli bir geceydi... Eyvah, o da leyl-i mâtem oldu! Âlem bugün üç yüz elli milyon Mazlûma yaman bir âlem oldu!”
(Mehmet Âkif Ersoy)
Peygamber Efendimizin dünyaya teşrifleri üzerinden 1455 yıl geçti. Bu vesileyle Mevlid Kandilimiz mübarek olsun; Rabb'imiz bizi O'nun şefaatinden mahrum eylemesin.
Yukarıdaki mısraların kaleme alınmasının üstünden yüzyıldan fazla bir süre geçti; ancak beyitlerdeki iç karartıcı tablo günümüzde de tüm hızıyla devam ediyor. Yalnız Müslümanların sayısı üç yüz elli milyon değil, iki milyara ulaştı. Fakat iki milyar nüfusa ulaşan Müslümanlar; Gazze’deki, Doğu Türkistan’daki ve diğer mazlum coğrafyalardaki insanların her ayının muharrem, her gecesinin matem olmasına ne acı ki engel olamadılar.
Nebi-yi Âhirzaman’ın ümmeti olmakla haklı olarak övünen Müslümanlar; birbirlerini sevmekte, korumakta ve kardeş olmakta öncülük etmek yerine ayrılıp parçalanmakta, birbirlerinin başını vurmakta ve gayrimüslimlere yaklaşmakta maalesef kötü bir örnek oldular. El-Emîn (güvenilir) özelliği müşriklerce bile teslim edilen, âlemlere rahmet son peygamberin yolunu takip ettiğini söyleyen bizler; yalan ile imanın bir arada bulunamayacağını bildiğimiz halde pembe veya beyaz yalanlarla dürüstlüğümüze toz kondurmuyoruz. Vaatleri yerine getirmek veya sözünü tutmak konularında da sicilimizin pek parlak olduğu söylenemez.
Yeri gelmişken şu ibretlik örneği paylaşalım: Almanya’da çalışan bir işçimiz, yıllık iznini uzatabilmek için iş yerine babasının yoğun bakımda olduğu yalanıyla iki kez telgraf çekip toplam 30 gün ek izin alır. İş dönüşü Alman işverenin işçimize yönelttiği, “Sen Müslüman değil misin, yalan söylemek sizde haram değil mi?” sorusu ne acı bir utançtır! Hatta işçinin gerçekten babası vefat ettiğinde bile fabrika müdürü bu habere inanmamış ve kendisine izin vermemiştir
“Ey Peygamber! Seni tanık, müjdeci, uyarıcı, izniyle Allah’a çağırıcı ve etrafını aydınlatan bir ışık olarak gönderdik.” (Ahzâb, 33/45-46)
“Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8; Müsned, 2/381)
Mevlid-i Nebî Haftası'nda güzel ahlakı tamamlamak, müjdeleyici, uyarıcı ve etrafını aydınlatan bir ışık olarak gönderilen Peygamberimizin sünnetine sıkıca sarılalım. Hem eylemimiz hem de söylemimizle örnek birer Müslüman olmaya çaba sarf edelim.
Yazımızı, herkesin bildiği “Derviş ve Yaralı Kuş” hikâyesiyle sonlandıralım:
“Yaralı küçük bir kuş, Hz. Süleyman’a gelerek bir dervişin kanadını kırdığını söyleyip şikâyetçi olur. Hz. Süleyman dervişi huzura çağırır. Derviş, 'Kuş kaçmadı, teslim olacak sandım, yakalamak isterken kaza ile kırıldı' der. Kuş ise 'O derviş kıyafetindeydi, zarar gelmez sandığım için kaçmadım' diyerek bize gerçek bir ders verir.”
Selam ve dua ile…
