Yurtdışındayız. Konya’dan Düsseldorf’a uçtuk, oradan da sağ salim Belçika’ya geldik. Havaalanında aldığım Bild Gazetesi’ni okurken bir haber dikkatimi çekti. Haberin içeriğini okuyunca dehşete düştüm.
Gazetedeki haberin veriliş tarzı endişe vericiydi:
“Skandal! Bayerisches Hotel lehnt jüdische Gäste ab” (Skandal: Bavyera’daki otel Yahudi misafirleri reddetti).
Yazımızın başlığını da gazete haberi şekillendirdi. Normalde yurtdışında Müslümanların çok karşılaştığı bir durum, bir Yahudi ailenin başına gelince Almanya’da gündem oluyor.
Haberin kısa özetini sizinle paylaşalım:
“Yukarı Pfalz bölgesindeki bir otelin, İsrail’den gelen bir müşteriye verdiği ‘Yahudilere izin verilmiyor’ yanıtı büyük tepki çekti. İsrail’in Güney Almanya Başkonsolosu, Nazi döneminde Yahudilerin sistematik olarak haklarından mahrum bırakılması ve katledilmesine atıfta bulunarak X platformunda, ‘Yine 1930’lu yıllara mı döndük?’ diye sordu. Bavyera Ormanı’ndaki Lam kasabasında bulunan ‘Hotel zum Hirschen’ özür dileyerek konuğu ücretsiz tatile davet etti. Buna rağmen, olayın ceza hukuku açısından sonuçları olabilir; halkı kin ve nefrete tahrik (Volksverhetzung) şüphesi gündemde.”
(https://www.abendzeitung-muenchen.de/politik/hotel-lehnt-buchung-mit-antisemitischer-begruendung-ab-art-1135456)
Haberin içeriğinden otel sahibinin ölüm tehditleri aldığını ve Münih Başsavcılığı’nın konu ile ilgili soruşturma açtığını öğreniyoruz. Diğer taraftan otelin Booking platformundan da çıkarıldığı bilgisi paylaşılmış.
Tabii ki, bir kaşık suda fırtına koparmada oldukça yetenekli olan Yahudi lobisi için gün doğdu. Hemen olayı antisemitizme ve Yahudilerin 1930’lu yıllarda Almanya’nın yumuşak karnı olan Yahudilere yönelik Holokost’a bağladılar. Almanları köşeye sıkıştırdılar.
Halbuki Gazze’de her gün binlerce insan açlık ve yoksulluk nedeniyle can çekişiyor, katlediliyor; İsrail hapishanelerindeki Müslümanlar her türlü işkence ve tecavüze maruz bırakılıyor. Bunun karşısında dünya özellikle üç maymunu oynamaya devam ediyor. Konu Müslümanlar olunca Avrupa’da ve Amerika’da her türlü aşağılamaya maruz kalmak onların kaderi. Onların yaşadıkları ülkelere yaptıkları devasa katkılar göz ardı ediliyor. Bir iki kendini bilmez sözde Müslümanın yaptıklarıyla tüm Müslümanlar yargılanıyor; İslamofobi’yi diri tutuyorlar.
İlginçtir, olayın geçtiği Almanya’da Müslümanlara yönelik hakaret ve tehditlerin ardı arkası kesilmiyor; hatta Müslümanlara yönelik eylemlerde Alman makamlarının tutumu ya olayları görmezden gelmek ya da yavaş davranmak şeklindedir.
Özellikle Batı Avrupa ve Orta Avrupa ülkelerinde Müslümanlar potansiyel günah keçisi olarak görülmeye adaydır.
Burada şunu da unutmayalım: Avrupa ülkelerinde sağduyulu, vicdan sahibi, haksızlıklara karşı çıkan insanlar da vardır.
Bize düşen:
“Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git! diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!”
(Mehmet Akif Ersoy)
Dörtlüğünde dile getirildiği gibi, Müslümanlara yönelik haksızlıklar karşısında sesimizi çıkarmak ve engellemeye çalışmak, kamuoyu oluşturmaktır.
Selam ve dua ile…