Ada’ya barış ve huzur getiren Kıbrıs Barış Harekâtı’nın üzerinden 52 yıl geçti.
Kıbrıs Barış Harekâtı; 20 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıslı Türklerin, Rumlar tarafından uğradığı katliam ve zulümleri ortadan kaldırmak amacıyla kahraman Mehmetçiğimiz tarafından yapıldı. Türkiye, harekât öncesi bütün diplomasi kanallarını kullandı fakat Rumlar hiçbirine yanaşmadı.
Kıbrıs Barış Harekâtı döneminde Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dı. Türkiye, garantörlük hakkını kullanarak ve Ada'daki Türklerin güvenliğini de dikkate alarak 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs Barış Harekâtı’nın başlaması kararını aldı.
Kıbrıs’a çıkarma emrini Başbakan Vekili olarak Prof. Dr. Necmettin Erbakan vermiştir. Bu tarihi bilgi birçok kaynakta yer alırken birçok kesim, hiçbir dayanağı olmayan iddialarla bu konuyu çarpıtıyor.
Kıbrıs Zaferi üzerine Erbakan'ın tarihi rolünü tekrar hatırlatmakta fayda var. O dönemde Kıbrıs'ta Rumlar Müslüman Türklere büyük zulümler yapıyorlardı. Rumlar Yunanistan'ın da desteği ile ağır silahlarla köylere, şehirlere saldırıyorlardı. Kıbrıs’taki Müslüman Türkler, “Mücahitler” olarak direnişe geçmişlerdi. Türkiye'den yardım istiyorlardı ancak o zamana kadar herhangi bir adım atılmış değildi.
Aslında zulüm yıllardır devam ediyordu. Buna rağmen gerek İnönü'nün Başbakan olduğu dönemde gerekse Süleyman Demirel’in tek başına iktidar olduğu dönemde Kıbrıs'a askeri müdahale için herhangi bir girişimde bulunulmuş değildi. Başta ABD olmak üzere batı ülkeleri Türkiye'yi kıskaca almıştı.
Bu defa hükümette Erbakan vardı. O; “Bana ne Amerika'dan” diyen onurlu bir Müslüman liderdi.
Kıbrıs çıkarması gündeme geldiği esnada Başbakan Ecevit batılı güçlerin yardımını istemeyi tercih etmektedir. Başbakan Yardımcısı Erbakan ise hiçbir batılı gücün Kıbrıs'taki zulmü durdurmayacağını ve tek çözümün Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunu savunmaktadır. Ecevit İngiltere'ye görüşmeler için daha doğrusu izin almak için gider.
Ecevit'i uğurlar uğurlamaz daha havalimanında Erbakan Başbakan Vekili olarak Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar ve bazı komutanlarla Kıbrıs konulu kritik bir toplantı yapar. Erbakan bu tarihi toplantıda Kıbrıs Zaferi için düğmeye basar ve hatta Türk Silahlı Kuvvetlerinin çıkarma yapacağı günü ve saati dahi belirler. Erbakan, şöyle der;
“Harekât, önümüzdeki Cuma günü sabahı başlasın. Nasıl olsa İngilizler taleplerimizi ret edecekler, biz beyhude vakit kaybetmeyelim, Cuma sabahı mübarek sabahtır."
Bu açık teklif karşısında heyecanlanan Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar; “Allah sizden razı olsun. 13 senedir haysiyeti Makarios tarafından rencide edilen bir ordunun kumandanıyım. Bu günleri de Allah bize gösterdi. Ama şimdi ben çıkarma için gemilerimize hareket emri versem onlar ancak Cumartesi sabahına adaya erişebilirler. Çünkü eski tank motorları monte ettik, saatte beş altı milden fazla sürat yapamazlar” der. Deniz Kuvvetleri Komutanı Kemal Kayacan da o toplantıda; “Biz Karadenizliyiz. Takalarla, kayıklarla bile adaya çıkarız. Ama yeter ki eskiden olduğu gibi yoldan geri çağrılmayalım” der ve aslında savaş daha o dakikada kazanılır.
Ecevit, İngiltere'de umduğunu bulamadan geri döndüğünde Türk Silahlı Kuvvetleri'ne çıkarma emrinin Erbakan tarafından verildiğini görür. Haberi uçaktan iner inmez öğrenen Ecevit acilen Bakanlar Kurulunu toplantıya çağırır. Bu arada Genel Kurmay Başkanı ile görüşür. Ordunun gerekli bütün hazırlıkları tamamladığını ve yapacak bir şey kalmadığını gören Ecevit, Bakanlar Kurulu kararının alınmasına razı olur. Dönemin Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel ise hâlâ "Bu bir maceradır” demektedir.
Türk Silahlı Kuvvetleri harekâtın başından itibaren büyük bir hızla ilerleyerek Rumları yenilgiye uğratmaya başlar. Aynı gün gece yarısında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ateşkes kararı alır. Ecevit, Bakanlar Kurulunu olağanüstü acil toplantıya çağırır. Ecevit'in maksadı; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin kararını yerine getirmektir. Bunun için Bakanlar Kurulunu toplar. Toplantıda MSP tarafı harekâtın her şeye rağmen devam etmesini savunurken Ecevit ve diğer CHP li bakanlar askerin hemen durmasını ister. Ecevit şöyle der; “Sayın Erbakan, her mühim işte senin dediğin oldu. Bu kez de benim dediğim olsun, hemen Kıbrıs'ta ateşkes kararı alalım. Ben Sancar Paşa ile de konuştum. Talebimi kabul et. Sayın Erbakan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ateşkes kararı aldı. Biz üye sıfatıyla bu karara uymak zorundayız."
Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan ise olaya çok daha geniş bir perspektiften bakmaktadır. Şöyle konuşur: “Ateşkes ne demek? Biz bundan çok daha büyük işler başarmış bir milletin mensuplarıyız. Benimle istişare etmeden Sancar Paşa'ya ateş keseceğimizi nasıl söylersiniz? Bu hükümet ortak bir hükümettir. Bizden izin almadan ateş keseceğiz diyemezsiniz. Sayın Ecevit. Neden Güvenlik Konseyi'nin kararına uymak zorunda olalım, şu beğenmediğimiz İsrail, Birleşmiş Milletlerin 100'e yakın kararına uymadı da ne oldu? Biz o kadar yok muyuz? Kesinlikle böyle şey olmaz. Harekât devam edecektir."
Bu esnada Rumlar, Türkiye'nin 1963 ve 1967'deki gibi adaya müdahale edemeyeceğini düşünmüş bu yüzden ilk başta etkili müdahale edememiş, akşama doğru karşı harekâta başlamışlardır. Rumların karşı taarruzu 20 Temmuz akşamından 21 Temmuz sabahına kadar sürmüş, fakat Rum birlikleri başarı sağlayamamış Türk kuvvetleri mevzilerini korumayı başarmıştır. Ertesi gün tekrar ilerlemeye devam eden 4. Paraşüt Taburu, Rum birlikleri tarafından saldırıya uğrayan Kıbrıs Türk Alayı ile birleşerek Lefkoşa Havalimanı ve Kaymaklı bölgesine taarruza başlamıştır. 2. ve 3. Türk Komando Taburları da Zeytinli istikametinde ilerlemeye başlamıştır.
22 Temmuz'da 3. Paraşüt Taburunun taarruzu sonucu, Deliktepe’nin ele geçirilmesiyle, Türk birlikleri önce Girne'ye girer, daha sonra da Lefkoşa'ya yönelir. Ateşkes başlamadan Girne-Lefkoşa hattı birleşir. Daha sonra Erbakan'ın muhalefetine rağmen CHP nin çoğunluk kararı ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 353 sayılı kararının 5. maddesi gereği 22 Temmuz 1974 tarihinde ateşkes ilan edilir. Erbakan adanın tamamını istemektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu müdahalesinin sonucunda Yunanistan'daki cunta idaresi ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki Nikos Sampson Hükümeti yıkılır.
Ateşkesten sonra garantör ülkeler bir masa etrafında bir araya gelerek Kıbrıs meselesinin çözümü için müzakerelere başlar. 25 Temmuz 1974'te toplanan 1. Cenevre Konferansı, 30 Temmuz 1974'te imzalanan Cenevre Deklarasyonu ile son buldu.
Deklarasyonda, Yunanistan ve Rumlar tarafından işgal edilen Türk bölgelerinin acilen boşaltılması ile adada barışın ve anayasal düzenin yeniden tesisini teminen dışişleri bakanları arasında müzakerelere devam edilmesi konusunda mutabakata varılmıştı.
Diğer yandan deklarasyonla adada Kıbrıs Türk toplumu ile Kıbrıs Rum toplumu olmak üzere iki özerk yönetimin mevcudiyeti ilkesel olarak tanınmış oldu.
Konferansın 8 Ağustos 1974'teki ikinci aşamasında, Yunanistan, Kıbrıs’ta yeni anayasal düzenin tesis edilmesine dönük tüm teklifleri reddetti ve anayasal uzlaşı için Türk birliklerinin geri çekilmesini ön koşul olarak ileri sürdü. Ayrıca daha önce uzlaşıldığı üzere ikinci toplantıya kadar Rum ve Yunan askerlerinin Türklerin yaşadığı bölgeyi terk etmeleri gerekiyordu ancak askerler çekilmedikleri gibi saldırılarını da sürdürdüler.
2. Cenevre Konferansı’nda da çözüme varılamayınca 14 Ağustos 1974’te Kıbrıs Barış Harekâtı’nın ikinci aşaması başladı ve 16 Ağustos 1974’te ateşkes ilan edildi.
Kıbrıs Barış Harekâtı sonunda Türk Silahlı Kuvvetleri'nden 415 Kara, 65 Deniz, 5 Hava, 13 Jandarma olmak üzere toplam: 498 şehit ve 1.200 yaralı verilir. Kıbrıs Türk tarafı ise, 70 mücahit ve 270 sivil şehit, 1000 yaralı verir. Kıbrıs Türkleri genel olarak 1672 şehit ve binlerce yaralı vermiştir. Rumlar ve Yunanlılar ise 4 binden fazla ölü ve 12.000 yaralı vermiştir. 1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti, 15 Kasım 1983'te ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.
Erbakan, Kıbrıs Zaferi sürecini şöyle anlatır; “Sayın Ecevit, müdahalenin İngiltere ile birlikte yapılmasının daha uygun olacağını düşünüyordu. Bize gelince, bir yandan garantör devlet olduğu için İngiltere'ye teklif yapılmasını, ancak İngiltere'nin böyle bir teklife müspet cevap vermemesi durumunda Kıbrıs'taki katliamın bir an evvel durdurulması için harekatın geciktirilmeden başlatılmasını istiyorduk. Bu sebepten dolayı Sayın Ecevit’i, İngiltere'ye uğurladıktan sonra Başbakan Vekili olarak Genelkurmay Başkam ve Kuvvet Komutanlarıyla havaalanında yaptığımız toplantıda komutanların, “Askeri harekât hazırlıklarının derhal başlatılması, birliklerin yerlerinden getirilip çıkarma gemilerine bindirilmesi için hükümet emrine ihtiyaç olduğunu” söylemeleri üzerine, kendilerine resmen bu emri verdik.
Bu emri verirken şunu düşündüm. Şayet hükümet ortağımızı ikna edemezsek müdahale yapılmadan önce birlikleri geri döndürecek zamanımız olacaktı. Şayet mutabık kalırsak Sayın Ecevit'in geldiği akşamın sabahında birliklerimiz Girne önünde bulunacaklar ve hareket geç kalmamış olacaktı. Böylece harekât bizim ve komutanların uygun gördüğümüz şekilde başarılmış oldu."
Orgeneral Kenan Evren, daha sonra o günleri şöyle anlatır: “Koalisyon kanadı Milli Selamet Partisi, Kıbrıs'ta ele geçirilen topraklardan bir karışının bile verilmesine razı olmuyor, ‘kanla alınan toprak verilmez' diyerek bütün görüşmeleri baltalıyordu.” Kenan Evren'in bu taraflı açıklamaları dahi zaferdeki Erbakan rolünü apaçık ortaya koymaktadır.
Kıbrıs Zaferi büyük bir zaferdir. Kıbrıs, sadece tarihsel durumu ya da stratejik açıdan eşsiz konumu nedeniyle değil, manevi anlamda da çok büyük bir mesaj olmuştur. Çünkü 200 yıldır sürekli toprak kaybeden İslâm Coğrafyası 200 yıl aradan sonra yeniden ilk defa toprak kazanmıştır. Bu sadece Türkiye için geçerli değildir. Bütün dünya genelinde ilk defa Doğu, Batı'dan Kıbrıs ile toprak almıştır. Bu durum bütün İslâm dünyasında büyük heyecana sebep olmuştur.
Bu harekât ve zafer neticesinde Kıbrıs Türklerinin can güvenlikleri, hak ve hürriyetleri korunmuş oldu. Kıbrıslı Rumlar ve Yunanlılar da gerekli dersi almış oldu. Başta karşı olmasına rağmen bu zaferi kullanmak isteyen Ecevit, Kıbrıs Fatihi ilan edildi. Oysa ona kalsa böyle bir harekât asla başlamayacaktı. Kıbrıs zaferinin gerçek fatihi Necmettin Erbakan’dır. Sağlıklı ve mutlu yarınlar diliyorum.