Bugünkü yazımda biri kutlanan diğeri kutlamaya devam edilen iki doğum gününü kaleme almaya çalışacağım.

Şükrangecesi1

Bendeniz 6 Ağustos 1956 tarihinde dünyaya geldim. İçinde bulunduğumuz ayın 6 sında 70 yaşına ayak basmışım. Dünyaya gelişimden itibaren bana 70 gün gibi gelen 70 yıl geçmiş.

İşte bu 70. Yıl vesilesiyle Konya Aydınlar Ocağı bendeniz için Şükran Gecesi düzenleyerek bir kutlama yapma kararı almış. Kutlama derken öyle zannettiğiniz gibi pastalı, mumlu falan değil, sohbetli, muhabbetli bir kutlama…

Konya Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü ağabeyim, bir ay önceden beni arayarak Şükran Gecesi düzenleyeceklerini, bunun için 11 Ağustos tarihinin uygun olup olmadığını sorunca büyük bir memnuniyetle uygun olduğunu belirttim.

Şükran Gecesi programından 1 hafta önce afiş hazırlanmış bana gönderilmişti. Afişte, hayatımı ve hatıralarımı anlatacağım yazıyordu. Bütün hayatımı gözümün önünden geçirerek yaşadığım önemli olayları başlıklar halinde not ettim.

Program günü gelince doğduğum ve 9 yıl yaşadığım Akören hayatımdan başlayarak, Konya’da devam eden yaşantımdan örnekler sundum. İlkokulda 23 Nisan Bayramlarında okuduğum şiirleri, ortaokulda ve lisede yaşadığım önemli olayları, yüksekokula girişimi ve orada yaşanan olayları, Gima ile başlayan Karayolları, Türkiye’de Yarın Gazetesi, Öğretmenlik, İlköğretim Müfettişliği, Konya İl Kültür Müdürlüğü ve Konya Büyükşehir Belediyesi’nde geçen çalışma hayatımı, MSP’de, Akıncılarda, MTTB’de ve RP’de geçen siyasi faaliyetlerimi salonu dolduran dostlarımla ve yakınlarımla paylaştım.

Önemli görerek anlattığım olayların içinde 5-6 kişinin etrafımı sararak zincirle yaptıkları saldırıdan, tabanca ile önüme geçen saldırgandan, 10 – 15 metre önümde patlayan bombadan nasıl kurtulduğum, ayrıca çalıştığım gazetenin bombalanması, evimizin aranması sırasındaki sıkıntılarımız, kavgalarım, hakkımda açılan davalar, 28 Şubat hatıralarım gibi olaylar vardı.

Gazetecilik, Öğretmenlik, Konya İl Kültür Müdürlüğü ile Konya Büyükşehir Belediyesinde yaptığım faaliyetlere, Erbakan Hocamla yaşadıklarıma, makale ve şiir yazmaya nasıl başladığım gibi hatırlara da yer verdiğim konuşmam 1,5 saate sığmayınca Mustafa Güçlü ağabeyim konuya Aydınlar Ocağı’nın, ofisimde yapılan Cuma sohbetlerinde devam etmemi istedi.

Şükran Gecesi 2

Her iki yerde anlattığım hayatımın safhaları yaşadıklarımın özetinin özeti idi. Hatırladığım kadarı ile gözümün önünden geçen olaylar bana “Vay be neler yaşamışız” diye düşünmeme yol açtı. Bu düşünce ile daha önce yazmaya başladığım hayatımı bir an önce yazıp bitirmeye karar verdim.

Şükrangecesi3

Büyük bir vefa göstererek 70.yıl Şükran Gecesi düzenleyen ve bana hayatımı ve hatıralarımı anlatma fırsatı veren Konya Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü ağabeyime ve yönetimine özellikle programın hazırlanmasında emek veren Tayyar Yıldırım kardeşime şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca Konevi Der salonunu doldurarak bu önemli günümde beni yalnız bırakmayan yakınlarıma, dostlarıma, aileme, özellikle torunlarıma sonsuz teşekkürler ediyorum.

*** *** ***

Âlem karanlıklara bürünmüştü. Yeryüzü saadetten, ruhlar ve gönüller huzurdan mahrumdu. İnsanlık Hak’tan, Adaletten ve Tevhid inancından uzaklaşmıştı. Güçlü ve kuvvetli olanın sözü geçiyor, zayıflar eziliyordu. Zulüm her yanı sarmıştı. İnsanlar vahşileşmiş ve küfür, şirk, cehalet bataklığına gömülmüşlerdi.

İşte böyle bir dönemde dünyaya bir güneş doğdu. Adı Muhammed olan bir güneşti bu… Aydınlattı bütün âlemi… Isıttı bütün kâinatı ve insanlığı… Çöküşe ve batmaya doğru giden dünyamıza yeniden hayat verdi. Zulüm bataklığında boğulmaya mahkûm olan mazlumlara umut oldu. Mahzun gönüller yeniden yeşerdi, canlandı.

Kainata Rahmet olarak gönderilen iki cihanın serveri, önderimiz, rehberimiz, liderimiz, yaratılmışların en şereflisi Hz. Muhammed (s.a.s) Efendimiz Rebiülevvel ayının 12. Gecesinde Mekke’de dünyaya geldi. Miladi takvime göre 571 yılında gerçekleşen doğumunun 2026 yılı itibarıyla 1455. yıl dönümüdür.

Kureyş kabilesinin reisi olan Abdülmuttalib torununun adını; beynine ve gönlüne hâkim olan bir ilhamla, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok övülen anlamına gelen “Muhammed” koymuş ve torununun doğumu şerefine verdiği ziyafette, “torunuma Muhammed adını verdim, dilerim ki gökte Hakk, yeryüzünde halk onu hayırla yâdetsinler” demişti. Annesi de Cenab-ı Hak’kı yüce sıfatları ile öven, hamd eden kimse anlamına gelen “Ahmed” dedi O’na…

Henüz dünyaya gelmeden 2 ay önce babası Abdullah’ı, 6 yaşında iken de annesi Âmine’yi kaybeden Efendimiz, dedesi Abdülmuttalib’in ölümünden sonra gençliğini amcası Ebu Talib’in yanında geçirdi. Peygamberlik görevi verilmeden önce “Emin” sıfatını aldı. Herkesin güvenini kazandı. Doğruluğu, dürüstlüğü ile ün yaptı. Çocukluğundan itibaren şerlerden uzak kaldı, putlara hiç ilgi duymadı, onlardan yüz çevirdi, tiksindi.

Sık sık Hıra mağarasına çıkıp yalnızlığı tercih ediyor, dalâlet, şirk ve cehâlet kokan Mekke insanlarından uzaklaşıyordu. Yine mağarada yalnız olduğu bir zamanda düşünceler içerisinde iken vahiy meleği Cebrail (a.s) ötelerin ötesinden ilk mesajı getirdi. “Yaratan Rabbinin adı ile oku!” Böylece, Peygamberlik süreci başlamış oldu.

Ey Allah’ın Rasûlü; Bir güneş gibi doğuverdin üzerimize… Şan verdin bütün âleme… Şeref verdin bütün kâinata… Huzur ve saadet getirdin bütün insanlığa… Zulmün ayyuka çıktığı bu zamanda Senin getirdiğin Saadet nizamına, senin hayat sistemine ne kadar da muhtacız. Dünyada senin ilkelerine, ahirette de şefaatine talibiz efendim... Yazımı Peygamber Efendimiz için yazdığım Naat-ı Şerif ile tamamlıyorum.

Efendimizin dünyayı teşriflerinin seneyi devriyesi olan Mevlid-i Nebi haftasının hayırlara vesile olması dileklerimle...

EFENDİM, PEYGAMBERİM (NAAT-I ŞERİF)

İnsanlığın tümüne gönderilen son Nebi,

Rabbimin sevgilisi Efendim tek rehbersin.

Yaşadığım sürece yüreğim Sana tâbi,

Müjdecim, uyarıcım, seçkin kulsun, öndersin.

Âlemlere rahmetsin, en güzel örneksin Sen,

Kâinatın tek gülü, benzersiz çiçeksin Sen,

Dünyada, ahirette mü’mine desteksin Sen,

İnsanlığın kemâli, merhametli lidersin.

Allah terbiye etti, güzel ahlakı yaydın,

Isıtan ve ışıtan hem güneş hem de aydın,

Bâtılı göndererek yerine Hakk’ı koydun,

Bütün karanlıkları aydınlatan fenersin.

Yerleştirdin kalplere merhamet, şefkat, ikram,

İlaç oldu topluma tebliğ ettiğin kelâm,

Devri cehalet bitti, hâkim oldu Hak nizam,

Tüm insanlık içinde en mukaddes değersin.

Hasta, gafil kalplerin en müessir dermanı,

Kuruyan gönüllere kurtuluşun fermanı,

Yolunu şaşıranın sığındığı limanı,

Devletin hükümdarı, cephede cengâversin.

Sendedir nûrâniyet, güzellik ve letafet,

Sendedir güvenirlik, edep, hikmet, zarafet,

Cesaret ve azminle kurdun Asr-ı Saadet,

Her kesimler bilir ki eminsin, mutebersin.

Zalimlerin elinden kurtardın mazlumları,

Hakkına kavuşturdun mağdur ve masumları,

Engelledin güçsüze her türlü hücumları,

Zayıf, düşkün, yetimle, gariple berabersin.

Getirdiğin adalet herkese huzur verdi,

Yardımlaşma, paylaşma, lezzet ve sürur verdi,

Son Kitap yüce Kur’an mü’mine gurur verdi,

Yüreğimizde yerin, en kıymetli cevhersin.

Sevgimiz azalmaz hiç, asırlar geçse bile,

Sensiz geçen tüm yıllar bize onulmaz çile,

Nizamını terk etmek çok büyük bir gaile,

Gönüllerin tabibi, eşsiz misk-i ambersin.

Sünnet-i seniyyene tâbi olmak bir şeref,

Deryandan nasip alan mutlak olur müşerref,

Davan yolunda ölmek olmalı kesin hedef,

Bize nefes aldıran manevi atmosfersin.

En şerefli kulsun Sen, Selat-ü selam Sana,

Tüm mü’minlere oldun kardeş, yâr, baba, ana,

Havz-ı Kevser’den Sen’le içelim kana kana,

Muhammed Mustafa’sın, Rab seçti, Peygambersin.

SALİH SEDAT ERSÖZ