Filistin’deki işgali, zulmü ve soykırımı durdurmak için Avrupa’dan yola çıkan konvoy Konya’ya ulaştı.

Filistin halkının sesi olmak için mazlumların yanında zalimlerin karşısında durarak safımızı belirlemek ve konvoya destek vermek için Mevlâna Kültür Merkezi önündeki programda bulunmamız gerekiyordu.

Gazze’de ateşkese rağmen katliam ve zulüm devam ediyor. Gazze bir yandan Siyonist İsrail’in saldırıları ile diğer yandan abluka nedeniyle oluşan açlık ve susuzlukla mücadele ediyor. Gazze’de ölüm kol geziyor. Soykırım, kıtlık, hastalık nedeniyle ölümler yaygınlaşıyor.

Bu drama, ablukaya ve katliamlara son vermek için 20 ülkeden 500 ü aşkın aktivistin yer aldığı Uluslararası Filistin Konvoyu, Bosna Hersek'in Srebrenitsa kentinden yola çıkarak Türkiye duraklarından biri olan Konya'ya ulaştı. Konvoy Konya’da Filistin ve Gazze dramına duyarlı olan binlerce vatandaş tarafından karşılandı. Mevlana Kültür Merkezi önünde düzenlenen programda Filistin'e destek ve uluslararası dayanışma mesajları verildi.

Burada İspanya’dan, İtalya’dan ve diğer Avrupa ülkelerinden katılan aktivistler yaptıkları konuşmalarda Gazze katliamını ve uygulanan ablukayı durdurmak için yola çıktıklarını söyleyerek insan olmanın ne demek olduğunu göstermişlerdir.

Gazze soykırıma karşı olmak için insan olmak, vicdan ve merhamet sahibi olmak yeterlidir. Her Müslümanda olması gereken insanlık, vicdan ve merhamet anlayışının, Müslüman olmamasına rağmen bu insanların yüreklerinde yaşıyor olması gözlerimizi yaşartırken, dünyaya da insanlığın örneğini göstermektedir.

Filistin Özgürlük Konvoyu; Arnavutluk ve Yunanistan’dan geçerek İpsala Sınır Kapısı ile Türkiye'ye giriş yapmıştır. Türkiye’de İstanbul, Bursa, Ankara, Konya, Adana, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin ve Şırnak güzergâhını takip ederek Türkiye'den sonra Irak ve Ürdün üzerinden Batı Şeria’ya (Ramallah) ulaşacaktır.

Tün dünya ülkelerinin dikkatini bir kere daha 1948 yılından beri devam eden Filistin dramına ve Gazze soykırıma çevirmeyi böylece siyonist katliamlarını ve ablukayı ortadan kaldırmayı amaçlayan konvoyu Konya’dan dualarla uğurlamış olduk. Rabbim yollarını açık eylesin.

Bir gün Filistin dramı son bulacak, bu katliamı yapan Siyonist İsrail mutlaka belasını bulacaktır. Bu da Türkiye’miz eliyle olacaktır Allah’ın izniyle…

*** *** ***

1 Şehit 1 Öykü 1 Şiir Kitabımızın beşinci cildine kavuştuk çok şükür.

5 yıl önce bir grup vatansever insanlar, Harun Yıldırım’ın fikir öncülüğü ve koordinatörlüğünü yaptığı proje etrafında bir araya gelerek şehitlerimizin hayat hikâyelerini yazmaya ve bu öyküleri kitaplaştırmaya başladılar. Benim de bulunmaktan şeref duyduğum Kitap bir, iki, üç, dört derken beşinci cildine ulaştı.

Şair - Yazar Faruk Anbarcıoğlu, Şair – Yazar Talip Kazgı ve Şair- Yazar Safiye Samyeli’nin seçici kurulda yer aldığı kitap, vatan ve bayrak uğruna canlarını veren, kanlarını döken şehitlerimiz adına ve onlara vefa gereği yapılan bir çalışmadır.

Bu kitap vatanın bağımsız bütünlüğünü korumak için canlarını veren kahramanların hikâyelerini yeni nesillerimize aktarmak, gençlerimizin de şehitlerimiz gibi gerektiği zaman din - vatan – bayrak uğruna seve seve canlarını feda edebileceklerinin şuurunu kazandırma yolunda onlara ışık tutan çok kıymetli bir eserdir.

Kitabın ikinci cildinde Akörenli Şehit Hamdi Karagöz’ün, üçüncü cildinde Konya Büyükşehir Belediyesi Şehit ve Gazi Hizmetleri Şube Müdürü Raşit Turan Beyin kardeşi Şehit Rıfat Turan’ın öykülerini yazdığım kitabın beşinci cildinde de Azerbaycan’dan Mahmudov Abdül Kahraman Oğlu Şehidi kaleme aldım.

Tayyar Yıldırım kardeşimle birlikte editörlüğünü yaptığımız ve basımına kadar her aşamasında büyük emek verdiğimiz 1 Şehit 1 Öykü 1 Şiir kitabımızın Azerbaycan Şehitlerini içeren beşinci cildine kavuşmak bizi bahtiyar etti. Mutluluğumuzun hududu yoktu. 48 yazar ve şairin 57 şehit öyküsünü yazdığı ve her şehit için şiirlerin de bulunduğu kitabımızın beşinci cildi 560 sayfadan oluşuyor.

Benim öyküsünü yazdığım Şehit Mahmudov Abdül Kahraman Oğlu, ardına bakmadan yollara düşmüş, Sederek’te Ermenilere karşı ön cephede savaşmaya başlamıştı. Düşman güçlerince hedef alınan Sederek bölgesinde gerçekleşen çatışmalarda yiğitçe çarpışan Abdül, düşman üstüne şimşek gibi çakıyor, sel gibi coşuyordu. Sederek’in düşman eline geçmemesi için vatan savunmasında büyük bir cesaretle mücadele ediyordu.

6 Ağustos 1992 tarihinde Ermeni çeteleri, Nahçıvan’a saldırılarını arttırdılar. Ermeni kuvvetleri Nahçıvan’ın doğusundaki Şarur kentini ve bazı köyleri top ateşine tutuyordu. Bir yandan da Ermeni keskin nişancıları gizlendikleri yüksek yerlerden, ön cephede savaşan mücahitleri bertaraf etmenin yollarını arıyordu.

Mahmudov Abdül, 18 Eylül 1992 tarihinde, sabahın alacakaranlık vaktinde Sederek’in Mil Tepesinde ön cephede korkusuzca, kahramanca çarpışıyordu. “Allah Allah” sedaları göğe yükselirken, bir Ermeni keskin nişancısının gözü Abdül’ün üstündeydi. Elindeki tüfeğinin dürbünüyle sürekli onu takip ediyor, bir açığını arıyordu. Bir süre sonra beklediği an geldi. Abdül’ün tam göğsüne nişan aldı ve tetiğe bastı. Abdül, ‘Seller gibi ileriye atılırken, tam ercesine’ göğsünden vuruldu.

Keskin nişancı ateşi sonucu önce ağır yaralanan Abdül, kısa süre sonra ‘Bir gül bahçesine girercesine’ şehadete yürüdü. Böylece binlerce vatan evladından sonra bir genç fidan daha şehitlik mertebesine ulaşmış oldu.

Mahmudov Abdül, ardında 6 ay önce evlendiği gözü yaşlı bir eş, doğmamış bir evlat, gözlerinden yaş yerine kan akıtan mahzun bir anne, sadece “Vatan Sağ Olsun” diyebilen, gözyaşını içine akıtan bir baba ve gururla karışık hüzün dolu bir köy bırakarak adını vatan toprağına yazdırdı.

Ey Şehitlerimiz! Siz gittiniz ama yüreklerde yaşıyorsunuz. Şehitler ölmez, sonsuz rahmete yürür. Sizin göğsünüzde iman vardı, gözünüzde korkudan eser yoktu. Düştünüz ama eğilmediniz, secde ettiniz toprağa… Toprak bir anne gibi sarmıştı sizi sessizce… Bir gül bahçesine girdiniz şehitler kervanıyla birlikte, gülerek… Çok kısa sürdü ömür takviminiz ama bir milletin kalbine yazıldı isminiz…

Ey Şehitler! Bir çağrı geldi: “Gel!” dedi toprak size, yol vatan yoluydu, geri dönmek yoktu. Yüreğinizde Allah’a teslimiyet vardı. “Allah Allah” diyerek yürüdünüz ebediyete…

Adınız kaldı rüzgârın sesinde, dalgalanan bayrakta, ezanın nefesinde… Kısa sürdü ömrünüz ama şanlıydı yolunuz, vatan minnettar size… Kabriniz nur olsun, Allah rahmetiyle muamele etsin size… Mekânınız Cennet, makamınız âli olsun.

Biliyoruz ki vatan sadece üzerinde yaşadığımız toprak parçası değildir. Uğruna canlarını veren şehitlerimizin emanetidir. Şehit; vatan toprağına düşer ama millete kök olur, kanıyla bayrağa renk olur, geleceğe nefes olur. Biz yaşadıkça şehitlerimizin hatıralarıyla birlikte emanetleri olan vatan da yaşayacaktır. Şehitler ölümü değil, unutulmamayı öğretir bize…

Toprak; onları bağrında sakladığı için kutsal, uğruna canlar verildiği sürece vatandır. Bu duygularla kitabımızın 5. cildinin şehit öyküleri de tamamlanmış oldu. Proje koordinatörü Harun Yıldırım’a, seçici kurul üyelerine, katılımcı yazar- şair dostlara ve emek veren, katkı sunan herkese tebrik ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Kitapta öyküsü kaleme alınan her şehit için bir de şiir yazılmaktadır. Benim, Şehit Mahmudov Abdül için yazdığım şiirle yazımı tamamlıyorum. Sağlıklı ve mutlu yarınlar diliyorum.

MAHMUDOV ABDÜL

Nahçıvan Şerur’da dünyaya geldi,

Taze bir fidandı, çiçekti, güldü,

Herkesçe övüldü, sevdi, sevildi,

Huzurlu, mutluydu Mahmudov Abdül.

**

Dürüst, merhametli, çok çalışkandı,

Aktif, hareketli, sanki volkandı,

Kahraman, korkusuz, yiğit, arslandı,

Onurlu, saygındı Mahmudov Abdül.

**

Vatani görevi severek yaptı,

Düşmana duyduğu; öfke, gazaptı,

Hasmı olanların hâli haraptı,

Şuurlu, cesurdu Mahmudov Abdül.

**

Vatan, bayrak için sel olup coştu,

Yıldırım gibiydi, yel gibi koştu,

Hak yolda can vermek Abdül’e hoştu,

Zorlu, umutluydu Mahmudov Abdül.

**

En ön cephedeydi, dar geldi meydan,

Bir kahpe kurşunla soldu gül fidan,

Perişandı insan olan her vicdan,

Nurlu, temiz, paktı Mahmudov Abdül.

**

Bir gül açtı kanla sulanan yerden,

Bir hilâl yükseldi kızıl seherden,

Şehit yazılmıştı adı kaderden,

Uğurlu, mesrurdu Mahmudov Abdül.

**

Bir sabah sessizce cennete uçtu,

Gözlerdeki umut onunla göçtü,

Yüreklere hasret ateşi düştü,

Gururlu, rahattı Mahmudov Abdül.

**

Ne rüzgâr unutur, ne taş ne toprak,

Her secde yerinde izi var berrak,

Milletin kalbinde şehitle bayrak,

Sürurlu, mesuttu Mahmudov Abdül.