Ebeveynlik, bireyin kendi çocukluk deneyimlerini, korkularını ve zihinsel şemalarını bir sonraki kuşağa aktardığı köklü bir süreçtir. Bu aktarımın en sessiz ama derin iz bırakan unsurlarından biri kaygıdır. Türkçe psikoloji literatüründe ve bağlanma kuramı çalışmalarında sıklıkla vurgulandığı üzere, kaygı yalnızca bireysel bir duygu değil, aile içinde hızla yayılan ve öğrenilen bir tutumdur.

Albert Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı çerçevesinde ele alındığında, çocuklar dış dünyayı kendi doğrudan tecrübelerinden ziyade ebeveynlerinin olaylara verdiği tepkileri gözlemleyerek anlamlandırırlar. Kaygılı bir ebeveynin sürekli tetikte olma hali, çocuğa dünyanın tekinsiz, belirsiz ve tehditlerle dolu olduğu mesajını verir.

John Bowlby’nin Bağlanma Kuramı ilkeleri, ebeveynin aşırı koruyucu ve endişeli tutumunun çocukta "kaygılı-kararsız bağlanma" yapısını beslediğini gösterir. Ebeveyn, çocuğu olası tehlikelerden koruma dürtüsüyle hareket ederken; çocuğun özerklik, keşif ve kendi başına baş etme becerilerini farkında olmadan kısıtlar.

Çocuklukta Bedenselleşen Korkular

Kaygılı ebeveyn tutumuyla büyüyen çocuklarda ilk belirtiler genellikle okul öncesi ve ilkokul çağında ortaya çıkar. Geçen haftalarda, yazılarımda bu konulara değinmiştim. Bu dönemde çocuk, duygularını sözel olarak ifade etme kapasitesini henüz tam geliştiremediği için kaygısını beden diliyle dışa vurur. Literatürde "somatizasyon" (bedenselleştirme) olarak adlandırılan bu tabloda; nedeni açıklanamayan karın ağrıları, mide bulantıları, uyku bozuklukları ve tırnak yeme gibi davranışlar öne çıkar.

Aşırı koruyucu tutum, çocuğun öz-yeterlilik algısını zedeler. "Sen yapamazsın, düşersin", "Havada mikrop var, dışarı çıkma", "Dikkat et, başına bir şey gelir" cümleleriyle büyüyen çocuk, kendi yeteneklerine dair derin bir şüphe geliştirir. Duygu düzenleme becerisini ebeveyninden öğrenemediği için, karşılaştığı en küçük belirsizlikte yoğun bir çaresizlik hisseder. Okul olgusu ise bu çocuklar için ilk büyük sınavdır; ebeveynden ayrışma korkusu sıklıkla okul reddi veya okul kaygısı olarak tabloya yansır.

Nitekim danışmanlık pratiğinde bu durumun canlı örnekleriyle sıkça karşılaşırız. Örneğin dokuz yaşındaki Y., ilkokul üçüncü sınıfa devam eden, daha doğrusu devam edemeyen, çünkü okula gitmeden önce her sabah şiddetli karın ağrısı ve kusma şikâyeti yaşayan bir çocuk olarak ailesi tarafından danışmanlığa getirilmişti. Geleneksel ve birbirine son derece bağlı bir aile yapısına sahip olan anne ve baba, Y.’in tek çocuk olduğunu ve üzerine çok titrediklerini ifade ettiler.

Görüşmelerde annenin geçmişte yaşadığı ani bir kayıp sonrasında aşırı kaygılı bir tutum geliştirdiği anlaşıldı. Ev içinde Y.’in tek başına oyun oynamasına veya kendi işini yapmasına olası kazalar ve hastalık korkusuyla izin verilmiyordu. Anne, Y. okuldayken gün boyu "Acaba oğluma bir şey oldu mu?" endişesi yaşıyordu. Y. ile yapılan bireysel görüşmelerde ve resim çalışmalarında, Y. "Ben okula gidersem anneme bir şey olmasından veya ben hastalanıp annemi üzmekten korkuyorum" diyerek aslında annesinin kaygısını üstlendiğini açıkça gösteriyordu. Danışmanlık sürecinde annenin kaygı dinamikleri çalışılıp Y.’e evde yaşına uygun sorumluluklar verilince, çocuğun bedensel şikayetleri hızla azaldı ve okul devamlılığı sağlandı.

Yetişkinlikte Karar Alma Zorlukları

Kaygılı ebeveynliğin etkileri çocuklukla sınırlı kalmaz; ergenlik ve yetişkinlik döneminde şekil değiştirerek devam eder. Doğan Cüceloğlu’nun eserlerinde sıklıkla altını çizdiği "mükemmeliyetçi ve denetleyici aile yapısı", bireyin ergenlikte özerkleşme çabasını bir suçluluk duygusuna dönüştürür. Ergen, aileden bağımsız hareket etmeyi ebeveynine yapılmış bir ihanet veya onları tehlikeye atma olarak algılayabilir.

Yetişkinlik dönemine gelindiğinde ise bu iklimde büyüyen bireylerde şu karakteristik özellikler göze çarpar:

Karar Alma Felci: Kendi kararlarının sorumluluğunu almaktan korkma, sürekli olarak başkalarının onayına ihtiyaç duyma.

İlişkilerde Bağımlılık ve Terk Edilme Korkusu: İkili ilişkilerde aşırı verici olma, partnerini kaybetme kaygısıyla kendi sınırlarından ödün verme.

Kronik Mükemmeliyetçilik: Hata yapmayı bir felaket olarak görme, iş ve sosyal yaşamda aşırı kontrolcü olma veya erteleme davranışına sığınma.

Kuşaklararası Aktarım: Kendi çocuk yetiştirme süreçlerinde, çocuklukta maruz kaldıkları kaygılı ve aşırı koruyucu tutumu farkında olmadan tekrarlama eğilimi.

Kaygılı bir ebeveyn tutumuyla büyümüş olmak, bireyin geleceğini tamamen olumsuz bir kadere mahkûm etmez. Türk psikoloji yayınlarında da vurgulandığı üzere, farkındalık ve doğru uzman desteği ile bu döngüyü kırmak mümkündür.

Ebeveynlerin kendi kaygılarıyla yüzleşmesi, çocuklarına "dünyanın güvenli bir yer olduğu ve zorluklarla baş edebilecek güce sahip oldukları" mesajını verebilmeleri açısından kritik öneme sahiptir. Kültürel değerlerimizde yer alan güçlü aile bağları ve yardımlaşma unsurları, bir aşırı koruma ve kontrol aracına değil; çocuğun arkasında hissettiği bir "güvenli liman" unsuruna dönüştürüldüğünde hem çocuğun hem de gelecekteki yetişkin bireyin psikolojik sağlamlığı desteklenmiş olur

Kaynakça

-Aydın, A. ve San, P. (2019). Ebeveyn Kaygısının Çocuklarda Somatizasyon ve Okul Korkusu Üzerindeki Etkileri. Türk Psikoloji Dergisi, 34(83), 45-62.

-Bandura, A. (2021). Sosyal Öğrenme Kuramı

-Bowlby, J. (2012). Bağlanma ve Kayıp: Bağlanma

-Cüceloğlu, D. (2016). Geliştiren Anne-Baba: Özdenetimli, Sorumluluk Sahibi Çocuklar Nasıl Yetişir?

-Kayıran, S. M. ve Dağ, İ. (2018). Çocuk ve Ergenlerde Kaygı Bozuklukları ile Ebeveyn Tutumları Arasındaki İlişki.

-Soysal, A. S., Bodur, S., İşeri, E. ve Şenol, S. (2005). Bebeklik ve Çocukluk Döneminde Bağlanma Süreci ve PsikopatolojikSonuçları.

-Yavuzer, H. (2015). Çocuk Psikolojisi: Gelişim Dönemleri ve Sorunları