Uzun zaman önce bir danışanım vardı.
3. sınıfa geçmiş bir çocuktu. İlk iki yılında okulla ilgili herhangi bir sorun yaşamamıştı. Öğleden önce annesinin iş yerine birlikte gidiyorlar, öğle üzeri annesi onu okuluna bırakıyor, derslerine giriyor, arkadaşlarıyla vakit geçiriyor ve akşamları annesi kızını okulundan alıyor, evlerine dönüyorlardı. Yani ailesinin gözünde de çocuğun gözünde de okul hayatı normal gidiyordu.
Ama 2. sınıfta bu durum değişmeye başlamıştı.
Önce okula gitmek istememeye başladı. Sonra bu durum giderek arttı. Üçüncü sınıfa başlayacağında ise, “Ben artık okula gitmeyeceğim.” diyordu.
Aile önce bunun nedenini anlayamadı.
Çünkü ortada gözle görülür bir problem yoktu. Çocuk daha önce iki yıl boyunca okula gitmişti. Ne olmuştu da şimdi okula gitmek bu kadar zor hale gelmişti?
Üstelik çocuk okula gönderildiğinde de durum değişmiyordu.
Bir süre sonra okuldan aile aranıyordu.
Bir gün “Kalbim çarpıyor.”i diğer gün “Mideme kramp giriyor.”, Bir başka gün “Kusacağım.Çok kötü hissediyorum.” Diyen çocuklarını zorunlu olarak almaya gidiyorlardı.
Bazen kusuyor, bazen ateşi çıkıyor, bazen de ciddi bir karın ağrısından şikâyet ediyordu.
Aile de doğal olarak her seferinde doktora götürüyordu.
Çünkü canınız ciğeriniz, biricik evladınız size “Kalbim çok hızlı atıyor.” dediğinde, “Okula gitmemek için söylüyorsun.” deyip geçemezsiniz.
Gerekli doktor kontrolleri yapıldıktan sonra bir noktada aileye bir uzmandan değerlendirme almaları önerilmiş ve bana gelmişleridi.
Ve o çocuğumuzla, ailesiyle bu şekilde tanışmış oldum…
Bu olaydan hareketle hepimizin kendimize sorması gereken önemli bir soru var:
İki yıl boyunca okula sorunsuz giden bir çocuk neden üçüncü sınıfta okula gitmek istememeye başlar?
Nitekim bunun tek bir cevabı yok.
Belki okulda bir şey değişmiştir.
Belki arkadaşlarıyla bir problem yaşamıştır.
Belki dersler zorlaşmış ve başarısızlık kaygısı başlamıştır.
Belki öğretmeniyle ilgili yaşadığı bir durum vardır.
Belki dışlanıyordur. Belki arkadaşlarından birinin davranışı onu ciddi şekilde etkilemiştir.
Belki de çocuk, kendisinin bile tam olarak anlamlandıramadığı bir kaygının içindedir.
Bazen de mesele sadece çocuk değildir. Bu tür durumlarda kimi zaman ailenin tutumuna da bakmak gerekir.
Bu danışanımda, aile içi dinamikleri incelediğimizde, annenin de çocuğundan ayrılmak istemediği, çocuğun yanında kalmasının bir anlamda annenin de işine geldiği bir taraf olduğunu görüyorduk.
Bunu söylerken anneleri suçlamak gibi bir niyetim yok. Buradaki durum biraz daha farklıydı.
Normalde hepimiz çocuğumuzun yanında olmak, onu korumak isteriz. Hele çocuğumuz kaygılanıyor, ağlıyor, “Beni bırakma.” diyorsa onu okula göndermek yerine yanında tutmak o anda çok daha kolay gelebilir.
Ama bazen çocuğun kaygısını azaltmak için yaptığımız şey, farkında olmadan o kaygının devam etmesine de neden olabilir.
Çocuk okula gitmediğinde o an rahatlıyor. Anne rahatlıyor. Evde herkes sakinleşiyor.
Ama çocuk zihninde şu mesaj öğrenilebiliyor:
“Okula gitmezsem kendimi daha iyi hissederim.”
Bu da bir süre sonra okula dönüşü daha zor hale getirebiliyor. Okul reddinde kaçınmanın devam etmesiyle korkunun pekişebileceği ve okula dönüşün zorlaşabileceği çocuk ve ergen psikiyatrisi kaynaklarında da özellikle vurgulanıyor.
İşte bu yüzden çocuğun “Okula gitmek istemiyorum.” demesiyle karşılaştığımızda yalnızca çocuğa bakmak yetmiyor.
Çocuğa, aileye ve okula birlikte bakmak gerekiyor.
Bir de günümüz çocuklarını anlamak konusunda bence başka bir noktayı da gözden kaçırmamak gerekiyor.
Bizim çocukluğumuzla bugünün çocukluğunu aynı düşünemeyiz.
Bizim dinlediğimiz müzikler, izlediğimiz programlar, oynadığımız oyunlar, ilgimizi çeken şeyler, hatta dünyayı algılama biçimimiz bugünün çocuklarından oldukça farklı.
Bugünün çocuğu çok daha erken yaşlarda farklı görsellere, farklı içeriklere, dijital oyunlara, sosyal medya kültürüne ve çok daha çeşitli uyaranlara maruz kalıyor.
Dolayısıyla çocuğun neyi sevdiğini, neye ilgi duyduğunu, hangi oyunlardan hoşlandığını, hangi karakterleri takip ettiğini, hangi müzikleri dinlediğini ya da hangi içeriklerden etkilendiğini bilmek sadece “çocuğumu tanıyorum” demek için değil, onun dünyasını anlayabilmek için de önemli.
Bazen çocukla konuşmaya çalışıyoruz ama onun dünyasından çok uzakta bir yerden konuşuyoruz.
“Bizim zamanımızda böyle miydi?”, “Biz okula giderken…”, “Biz çocukken…” Diyoruz. Ama çocuk bizim zamanımızda yaşamıyor. Onun dünyası başka.
Bu, her davranışını doğru kabul edeceğimiz anlamına gelmiyor elbette. Fakat onu anlamak istiyorsak önce hangi dünyada yaşadığını bilmemiz gerekiyor.
Okula uyum sürecinde de bunun önemli olduğunu düşünüyorum.
Çocuğun sevdiği bir oyun üzerinden konuşmak, ilgisini çeken bir karakter üzerinden sohbet etmek, onun dinlediği müziği merak etmek, izlediği bir program hakkında gerçekten ne düşündüğünü sormak bazen bize doğrudan “Okulda ne oluyor?” diye sormaktan çok daha fazla şey anlatabiliyor.
Çünkü çocuklar “Ben kaygılıyım.” Demez,diyemez. Bazen davranışlarıyla anlatırlar. Bazen karınları ağrır. Bazen kusarlar. Bazen öfkelenirler.Bazen odalarından çıkmak istemezler.Bazen de sadece:
“Ben okula gitmeyeceğim. ”Derler.
Ve biz yetişkinler olarak hemen davranışı düzeltmeye çalışmak yerine, bir an durup “Acaba bana ne anlatmaya çalışıyor?” diye düşünürsek belki asıl meseleyi daha erken görebiliriz.
Özellikle daha önce okula severek giden bir çocuk birdenbire gitmek istememeye başladıysa bunu sadece tembellik, şımarıklık ya da zorluktan kaçma şeklinde değerlendirmemek gerekiyor.
Çünkü okul reddinin altında kaygı bozukluklarından öğrenme güçlüklerine, sosyal sorunlardan akran ilişkilerine kadar farklı nedenler bulunabiliyor. Türkiye'deki çalışmalarda da okul reddi yaşayan çocuk ve ergenlerde kaygı bozukluklarının önemli bir yer tuttuğu gösterilmiş durumda.
Ve belki de en önemlisi şu:
Çocuğu okula göndermek ile çocuğun neden okula gitmek istemediğini anlamak aynı şey değildir.
Birini yaparken diğerini unutmamak gerekiyor.
Çocuğa “Okula gideceksin.” demek bazen gerekli olabilir.
Ama bunun yanında,“Peki seni bu kadar zorlayan ne?” Sorusunu da, yukarda belirttiğim şekliyle, onun anlayacağı dilden sormamız gerekiyor.
Çünkü bazen çocuk gerçekten okula gitmek istemiyordur. Bazen annesinden ayrılmak istemiyordur. Bazen başarısız olmaktan korkuyordur. Bazen arkadaşlarından biriyle yaşadığı bir şeyi anlatamıyordur. Bazen de bizden sadece biraz daha fazla anlaşılmayı bekliyordur. Benim bu danışanımda da üzerinde durduğumuz şey tam olarak buydu.
Çocuğun “gitmek istemiyorum” tavrından çok, bu cümlenin arkasında ne olduğunu anlamaya çalıştık.
Çünkü çocukların davranışlarının çoğu zaman bir dili vardır.
Bize düşen, o dili biraz daha dikkatli dinlemektir…
Gelecek hafta da okul hayatının başka önemli bir tarafına bakalım: Akran zorbalığı.
Çünkü bazen bir çocuğun okula gitmek istememesinin arkasında, arkadaşlarıyla yaşadığı ve kimseye anlatamadığı bir şey olabilir.
Ve belki de çocuğumuzun “Okula gitmek istemiyorum.” cümlesini duyduğumuzda sormamız gereken ilk sorulardan biri şudur:
“Okulda seni üzen biri ya da bir şey var mı?”
Kaynakça
-Bahalı, K., Tahiroğlu, A. Y. — Okul Reddi: Klinik Özellikler, Tanı ve Tedavi, Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar.
-Gümüştaş, F., Yulaf, Y., Gökçe, S. — Çocuk ve ergenlerde okul reddi davranışının nedenlerinin incelenmesi, Marmara Medical Journal
-Çelen, Ç. — Çocuk Psikiyatrisi Polikliniğine Başvuran Ergenlerde Akran Zorbalığı ile Siber Zorbalık ve Öfke İfade Tarzlarının İlişkisi, Türkiye Çocuk Hastalıkları Dergisi.
