Sınav maratonunu geride bırakan binlerce adayın üniversite kapılarına yönelmek yerine ciddi bir duraklama dönemine girmesi, eğitim camiasında ve aile hayatında derin etkiler yaratıyor. Aile Danışmanı ve Konya Yenigün Gazetesi Yazarı Serpil Yalçınkaya, yeni neslin eğitim ve kariyer yolculuğunda sergilediği bu çekimser tutumun arkasındaki temel dinamikleri kapsamlı bir yaklaşımla analiz etti.

TERCİH YAPMAMA EĞİLİMİ ARTIYOR!

Yerleştirme maratonunun ardından evlere farklı bir atmosferin hakim olduğunu vurgulayan Aile Danışmanı Serpil Yalçınkaya, “Her yıl tam da bu zamanlar çoğu eve benzer bir sessizlik çöküyor. Üniversite sınav sonuçları açıklanıyor, ekranlardaki puanlar okunuyor ama ‘Nereyi kazanıyoruz?’ heyecanının yerini ağır bir sessizlik ve kafa karışıklığı almış durumda. Anne babalar çaresiz, gençler ise kırgın ve kararsız. Karşımızda artık sadece bir tercih dönemi değil; geleceğe olan inancını yitirmiş bir gençlik ve onlara nasıl rehberlik edeceğini kestiremeyen bir ebeveyn grubu var. Ofisimin kapısı son dönemde benzer bir bezginlikle çalınıyor” ifadelerini kullandı.

Serpil Yalçınkaya-1

Eğitimcilerin bu yıl en çok dikkat çektiği konunun ‘tercih yapmama’ ve ‘mezuna bırakma’ kararları olduğuna işaret eden Yalçınkaya, “Eskiden birkaç puanla istediği yeri kaçıranların başvurduğu mezun seçeneği, artık neredeyse her iki gençten birinin kararı haline geldi. Türkiye'nin en başarılı okullarından, Fen liselerinden dereceyle mezun olan pırıl pırıl çocuklarımız dahi tercih listesi doldurmaktan gocunuyor. Taa ortaokulda LGS savaşına katılan gençler, oradaki yaralarını iyileştiremeden tekrar yarış alanına koşuluyor. İstediği yer olmayınca da ‘Tercih yapıp ömrüm boyunca pişman olacağıma hiç tercih yapmam’ diyerek kenara çekiliyor” dedi.

“ŞIMARIKLIK DEĞİL, SON UCU BELİRSİZ BİR MACERAYA ATILMAMA DİRENİŞİ”

Adayların sergilediği bu tutumun yanlış yorumlandığını söyleyen Yalçınkaya, “Buna dışarıdan bakanlar ‘Şimdikiler bölüm beğenmiyor’ diyerek kolaya kaçabilir. Oysa durum bir şımarıklık değil, son derece rasyonel bir korkunun tezahürü. Gençler çevresine bakıyor; dört yıl boyunca dirsek çürütmüş, iyi fakültelerden mezun olmuş ama günün sonunda işsiz kalmış ya da KPSS cenderesinde ömrünü tüketmiş abilerini, ablalarını görüyor. Hâl böyle olunca ‘Neden sıradan bir bölüm okuyup hem gençliğimi hem de ailemin servetini heba edeyim?’ diye soruyorlar. Bölüm beğenmemek dediğimiz şey, aslında sonu belirsiz bir maceraya atılmama direnişidir” açıklamasında bulundu.

Adalet Parkı Millet Kütüphanesesi (6)

Dünyanın geçirdiği teknolojik değişimin de kararları etkilediğini belirten Yalçınkaya, “Yıllarca geleceğin garantisi diye sunulan yazılım ve bilgisayar mühendisliği gibi alanlar bile yapay zekanın baş döndürücü hızı karşısında sarsılmaya başladı. Bugün diploması olan yüz binlerce genç atama beklerken ya da komik ücretlere razı edilirken; nitelikli bir oto tamircisinin, el becerisine dayanan mesleklerin değeri katlanarak artıyor. Kontrolsüz kontenjanlar yüzünden diplomalar sıradanlaşırken ‘Okumak her şeydir’ ezberi çöktü. Gençler bu yeni dünya düzenini bizden hızlı okuyor ve haklı olarak ‘Okusam ne değişecek?’ diye soruyor” şeklinde konuştu.

‘ALIN TERİNİN UCUZLADIĞI BU İKLİMDE GENÇLERİN ADALET DUYGUSU YARA ALIYOR’

Toplumsal ve ekonomik uçurumun genç zihinlerde derin tahribat oluşturduğunu aktaran Yalçınkaya, “Bir tarafta sosyal medyada en ufak bir emek barındırmayan basit içeriklerle lüks içinde yaşayan fenomenler, diğer tarafta ise yıllarca dirsek çürütüp diplomasını aldıktan sonra komik maaş teklifleriyle karşılaşan gençler var. Asgari ücret, yeni kuşağın gözünde artık bir başlangıç maaşı değil, emeğin ucuzlatılmasının simgesi. Haftada altı gün, günde 10-12 saat çalışıp ev kirasını bile karşılayamayacağını gören genç bu düzene direniyor. İşverenin ‘Çalışmak istemiyorlar’ sitemi ile gencin ‘Emeğimin sömürülmesine izin vermeyeceğim’ duruşu arasındaki uçurum büyüyor. Alın terinin ucuzladığı, emeksiz kazancın kutsandığı bu iklimde gençlerin adalet duygusu ağır yara alıyor” vurgusunu yaptı.

Kütüphaneler Haftası Mesajı (1)

Ev içindeki gerilimlere ve dijital dünyaya sığınma konusuna da değinen Serpil Yalçınkaya, “Yıllarca boğazından kesip dershanelere, özel hocalara, eğitim koçlarına para akıtan anne babalar çaresizce çocuklarının evde oturmasını izliyor. Peki, o odasında telefonuna sarılan çocuğun penceresinden baktık mı hiç? Anne babanın tembellik dediği o ekranlar, gençler için zihni uyuşturan birer kaçış sığınağı. Dışarıdaki dünya adil bir gelecek sunmuyor, KPSS bir duvara dönüşmüş, işveren emeğe değer vermiyor. Gençler de başarısız hissetmedikleri dijital dünyalara sığınıyor. Yani o sanal dünya bir sebep değil; derin bir belirsizlik ve çaresizlik hissinin sonucudur” değerlendirmesinde bulundu.

Sınav maratonunun ardından beklenen tablo netleşti: Gençlerin yeni favorisi Konya’da rekor kırdı
Sınav maratonunun ardından beklenen tablo netleşti: Gençlerin yeni favorisi Konya’da rekor kırdı
İçeriği Görüntüle

“BAŞARI TANIMIMIZI RADİKAL BİR ŞEKİLDE DEĞİŞTİRMEK ZORUNDAYIZ”

Gençlerin tam anlamıyla bir kararsızlık felci yaşadığına dikkat çeken Yalçınkaya, son olarak şu çağrıda bulundu: “Kronik kaygı, uyku bozuklukları, genç yaşta gelen tükenmişlik ve derin bir özgüven kaybı hem çocukları hem aileleri yıpratıyor. Toplum olarak artık başarı tanımımızı ve beklentilerimizi radikal bir şekilde değiştirmek zorundayız. Bir diploma sahibi olmanın ya da masa başı bir unvanın tek başına hayatı kurtarmadığını kabul etmeliyiz. Masa başı hayaller yerine el emeğini, pratik yetenekleri ve yeni dünyanın getirdiği esnek uzmanlıkları aşağılamaktan vazgeçmeliyiz. Gençlerimizi o ekranların başından kaldırmanın yolu baskı yapmak değil; kapının dışındaki dünyayı, emeği ve geleceği yeniden anlamlı kılmaktır. Onların kararsızlığına şımarıklık gözüyle değil, sistemin aksayan çarklarına verdikleri sessiz bir cevap olarak bakmalıyız.”

Muhabir: SERHAT YALDIZ