Bazen anne babaların çocuklarıyla ilgili yaşadığı sorunlara bakıyorum da aslında sorun çocuğun davranışından çok, o davranış karşısında yetişkinlerin birbirinden farklı tutumlar sergilemesinden kaynaklanabiliyor.
Anne bir konuda sınır koyuyor, baba biraz daha esnek davranıyor. Anne ekran süresini sınırlamaya çalışırken baba, "Biraz daha oynasın, ne olacak?" diyebiliyor. Ya da çocuk annesinden izin alamadığı bir şeyi bu kez babasına sormayı tercih ediyor.
Hatta hepimizin çevresinde duyduğu o tanıdık cümleler var:
"Annen görmeden aç, biraz daha izle."
"Babana söyleme, aramızda kalsın."
"Ben izin veriyorum ama annen kızarsa karışmam."
İlk bakışta bunlar küçük, hatta bazen sevimli görünen aile içi diyaloglar gibi gelebilir. Ama çocuk açısından baktığımızda durum biraz farklı.
Çocuk, anne ve babasının her konuda aynı düşünmesini beklemez. Zaten bu mümkün de değil. Ancak hangi konuda nasıl bir sınırla karşılaşacağını, yetişkinlerin söylediklerinin ne kadar geçerli olduğunu bilmeye ihtiyaç duyar.
Bir gün izin verilen bir şeye ertesi gün kızılması, annenin koyduğu bir kuralın babanın yanında geçersiz hâle gelmesi, çocuğun kafasını karıştırabilir. Zamanla kuralları anlamaktan çok, kimin yanında neyi yapabileceğini öğrenmeye başlayabilir.
Burada asıl mesele çocuğun kurnazlık yapması değil; biz yetişkinlerin ona nasıl bir düzen sunduğudur. Aklıma gelmişken vakit bulursanız,benim de yıllar önce izleyip oldukça etkilendiğim, eski bir film olan ”400 Darbe”yi izlemenizi tavsiye edeyim.
Peki, anne ve babalarımız her konuda aynı fikirde olmak zorundalar mı?
Hayır. Hatta farklı düşünmeleri oldukça doğal.
Önemli olan, bu farklılıkları çocuğun önünde bir güç mücadelesine dönüştürmemek.
Örneğin anne çocuğun akşam 21.00'de uyumasını isterken baba 22.00'ye kadar oturmasında sakınca görmeyebilir. Burada yapılması gereken, çocuğun yanında birbirini haksız çıkarmak değil, kendi aralarında konuşup ortak bir karar verebilmektir.
Çünkü çocukların ihtiyacı kusursuz, hiç tartışmayan anne babalar değil; anlaşmazlık yaşadıklarında bile birbirlerine saygılı davranabilen ve ortak bir zeminde buluşabilen yetişkinlerdir.
Aslında çocuklara anlaşmazlıkların nasıl çözülebileceğini de en çok kendi davranışlarımızla gösteriyoruz.
Bir de işin aile büyükleri tarafı var...
Babaanne, anneanne, dede... Torun sevgisinin yeri gerçekten başka. Anne babanın koyduğu kuralları biraz esnetmek, torununa küçük tavizler vermek, onu birazcık şımartmayı istemeleri çok anlaşılır.
Ama burada ince bir çizgi var.
Mesela anne çocuğuna yemek öncesinde çikolata yememesini söylüyor. Çocuk anneannesine gittiğinde anneanne gizlice çikolata veriyor. Üstelik bunu yaparken de "Annen duymasın, şurda otur, kimse görmeden ye" diyor.
Belki anneannenin niyeti sadece torununu mutlu etmek. Fakat çocuk açısından baktığımızda, bir yandan anne ve babasının koyduğu sınırları öğrenirken diğer yandan bu sınırların başkaları tarafından kolayca aşılabildiğini görüyor.
Üstelik mesele yalnızca çikolata ya da biraz daha fazla televizyon izlemek de değil. Uyku düzeni, ekran kullanımı, beslenme, güvenlik ve sorumluluk gibi konularda yetişkinlerin birbirini desteklemesi önemli.
Büyüklerin sevgisini ve torunlarıyla kurdukları özel ilişkiyi korurken anne babanın ebeveynlik alanına da saygı göstermek gerekiyor.
Çocuğu sevmenin bir yolu da anne babasının çocuğu için oluşturmaya çalıştığı düzeni desteklemek değil midir?
Peki, bunu nasıl sağlayabiliriz?
Bazen çok basit bir şey yapmak gerekiyor: Çocuğun olmadığı bir zamanda oturup konuşmak.
-Evde hangi konularda kırmızı çizgilerimiz var?
-Hangi kurallarda daha esneklik gösterebiliriz?
-Birimiz hayır dediğinde diğerimiz nasıl davranmalıyız?
-Aile büyüklerinden beklentilerimizi nasıl ifade edebiliriz?
Bunların konuşulması, her ayrıntının önceden belirlenmesi anlamına gelmiyor. Sadece çocuğun karşısında birbirini boşa düşüren yetişkinler olmamayı gerektiriyor.
Bir de şunu unutmamak gerekiyor: Çocuklar söylediklerimiz kadar, hatta bazen söylediklerimizden daha fazla yaptıklarımızı gözlemliyor.
Anne babanın birbirine nasıl davrandığına, bir kararın arkasında durup durmadığına, anlaşmazlıkları nasıl çözdüğüne bakıyor.
Belki de çocuk yetiştirirken kendimize sormamız gereken en önemli sorulardan biri şu:
Çocuğumuzdan tutarlı davranmasını beklerken biz ona ne kadar tutarlı bir dünya sunabiliyoruz?
Çünkü çocuk yetiştirmek yalnızca kurallar koymak değil, o kuralların içinde kendisini güvende hissedebileceği bir ilişki ortamı oluşturabilmek.
Ve bazen çocuğumuz için yapabileceğimiz en değerli şey, onunla daha fazla konuşmaktan önce, kendi aramızda aynı dili konuşmayı öğrenmek.