Emzik; bildiğimiz üzere bebeklerin doğal emme refleksini tatmin etmek, onları sakinleştirmek ve uykuya geçişlerini kolaylaştırmak amacıyla gıda sınıfı silikon veya doğal kauçuktan üretilen bir bebek ürünüdür.

Belki bizim yaş kuşağının emzikle tanışması çocukları veya torunları vasıtasıyla olmuştur. Günümüzde emziklerin onlarca çeşidiyle çocuklarımız ve torunlarımız sakinleştiriliyor; ninnilere gerek kalmadan derin uykulara dalıyor, anneler de derin bir "oh" çekiyor. Tabii ninni söyleyen annelerden ne kadar kaldığı da ayrı bir tartışma konusu...

Normal şartlarda, birkaç aylıkken emzikle tanışan çocukların en geç 2,5 yaşında emzikle vedalaşması istenir ki ruhsal ve bedensel gelişim basamaklarındaki yolculukları sağlıklı bir şekilde devam edebilsin.

Ne var ki günümüzde 2,5 yaşında veya daha öncesinde geleneksel emziği bırakan çocuklarımız, bu kez "dijital emzik" ile tanışmakta ve çok daha büyük bir bağımlılık tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır.

Ebeveynler, çocuklarını sakinleştirmek için ellerine verdikleri akıllı telefon ve tabletlerle belki de farkında olmadan evlatlarını büyük bir yangının içine atmaktadır. Bir taraftan o küçük yaştaki çocukların rahatladığı sanılırken, diğer taraftan çocuklar fırtınalı bir okyanusta gemilerini tek başlarına yüzdürmeye çalışmaktadır.

Bu açıklamalarımızdan dijital dünyayı tamamen yok saymamız gerektiği sonucu çıkarılmamalıdır. Bugün biz ne dersek diyelim, bir şarkı sözünde de belirtildiği gibi "dünya dönüyor." Buradaki asıl amacımız, çocuklarımız ile dijital dünya arasında nasıl sağlıklı bir ilişki kurulabileceğini sorgulamaktır.

Bugünkü nesil, tarihteki tüm kuşaklardan çok daha fazla bilgi, insan ve içerik bombardımanına maruz kalmaktadır. Peki, bu denli yoğun bir içerik akışına maruz kalan çocuklarımızın "dijital bir yalnızlık" içinde olduğunu söylersek ne dersiniz? Her sıkıldığında çocuğun eline akıllı telefon veya tablet tutuşturmak bir çözüm olabilir mi?

Sosyal medyada binlerce insanla etkileşime geçen, yüzlerce takipçisi olan çocuklar gerçekte neyin eksikliğini çekmektedir?

Yapılan araştırmalar, çocuklarımızla aynı odada bulunsak bile telefonlarımıza gömüldüğümüzde bunun onların yalnızlığına çare olmadığını göstermektedir. Çocuklarımız anlaşılmak, ilgi görmek ve dinlenilmek ister. Nitekim üniversite öğrencileri arasında yapılan bir çalışmada, ekran başındaki süreyi azaltan gruplarda depresyon ve yalnızlık hislerinin belirgin şekilde azaldığı ortaya konmuştur.

Canı sıkılan evlatlarımızı dijital emzik aracılığıyla dijital yalnızlık dehlizlerinin karanlığına itmek yerine; onlar için çocuk dostu mekânlar ve sosyal alanlar inşa etmeli, suça yönelen ağların kurbanı olmalarının önüne geçmeliyiz.

Dijital yalnızlık her çocuğu doğrudan suça sürüklemez; ancak görülmek, duyulmak, anlaşılmak, değer görmek ve bir yere ait olmak isteyen çocuklar bu ihtiyaçları karşılanmadığında; ihmal, dışlanma, yalnızlık, yoksulluk ve okuldan kopuşun da sonucunda sanal dünyadaki karanlık odakların tuzağına düşmeye elverişli hâle gelir. Bunun üzücü örneklerini, son dönemde gençler ve öğrenciler arasında yaşanan şiddet eylemlerinde görüyoruz. Kahramanmaraş ve Manisa-Turgutlu’da yaşanan olaylar bunun en bariz göstergeleridir.

Öyleyse bize düşen görev; elinden "dijital emziği" aldığımız çocuğumuza nitelikli alternatifler sunmaktır. Onlara masal mı anlatacağız, birlikte oyun mu oynayacağız, spor mu yapacağız yoksa yürüyüşe mi çıkacağız? Mutlaka paylaşacağımız ortak bir hikâyemiz olmalı. Çocuk, dijital yalnızlığın cenderesinden ancak bizim şefkatimiz ve merhametimizle kurtulabilir.

Aksi takdirde, tek önceliği kâr etmek olan sosyal medya platformlarından bir medet umarsak daha çok bekleriz. Çocuğumuz telefonu elinden bıraktığında önüne öyle bir yaşam menüsü sunmalıyız ki dijital yalnızlıktan kurtulsun ve gerçekten mutlu olabilsin.

Selam ve dua ile…