Geçen hafta yayınlanan “ EĞİTİMLE BAŞLARIMIZ EĞİLİYOR MU? (1)” başlıklı yazımızda eğitim sisteminin nitelik olarak yetersizliğini dile getirmiştik. Bu bağlamda müfredat ve öğretmen faktörlerine değinmiştik. Bu yazımızda eğitim sistemi ile ilgili görüş ve düşüncelerimizi paylaşmaya devam edeceğiz.
Yaklaşık yarım asır önce merhum Nurettin Topçu Türkiye’de eğitim sistemimizin iki temel eksiği olduğunu belirtmişti: Birisi eğitim diğeri de sistem.
Artık,”zamanın değişmesi ile hükümlerde değişir” Mecelle kaidesi gereğince eğitim sisteminde bir şeylerin değişmesi gerekir.
Örnek olarak eğitim sistemindeki kademeler arasındaki geçişlere bir neşter vurulması gerekir. Almanya’da olduğu gibi kademeler arasında geçişlerde eğer baraj sistemi uygulanırsa, öğrencilerin en başarılı olanları akademik liselere, diğerleri meslek liselerine ve eleğin en altında kalanlar ise çıraklık eğitim merkezlerine gitme imkânına kavuşurlar.
Böylece hem öğrencilerimiz ilgi ve yeteneklerine göre değerlendirilmiş olur hem de ihtiyacımız olan kalifiye iş gücüne erişmiş oluruz.
Müfredat konusunda öğrencilerimizin niteliklerini artırmak için belki de anaokulundan itibaren “Adab-ı Muaşeret” dersinin tekrar konmasının önemli olacağını belirtelim.Söz konusu dersle Irk,cins,din ayırmaksızın saygıyı, doğruluğu ,yardımlaşmayı ve sevgiyi yaşayarak öğrenen gençlerimizi kapitalist sistemin tuzaklarından kurtarmak için de bir şeyler yapmak gerekir.
“Haz ve hız” dünyasının kurbanları olan öğrencilerimizi, tüketim dünyasının esiri olmaktan kurtarmak için de “Tutumluluk” dersi konulmalı. Böylece israfın önüne geçilecektir. Öğrencilerimiz istek ve ihtiyaç ayrımını yapabileceklerdir.
“Sağlıklı Yaşam” dersi de müfredatta bulunması önerilen bir ders. Bu ders ile çocuklarımız Allah’ın emaneti bedenlerine sahip çıkacaklar. Fıtrat çizgisinden sapmayacaklar.
Eğitimde bir önceliğimiz de uzmanların önerdiği, aramızdaki çekişmelerin, huzursuzluğun son bulması için “Gönül Dili ve Alfabesi ”dersi de eğitim de yer almalı.
Hz. Mevlana: ”Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşır .”Diyor.
“Gönül dili”, cennet dilidir. Orada kavga yoktur. Bu dil bütün insanlığa da öğretilmelidir. Sevgi, saygının hâkim olduğu bir dünyada söz konusu gönül diliyle acılar tatlılaşır, bakırlar altınlaşır, para pul olur, padişahlar kul olur.
Gönül dili kâmil insanın yetişmesini hedefler.
Yine Mevlana’ya kulak verelim: “Kaç dil bildiği önemli değil, gönül dili bilmektir insanı değerli kılan."
Eğitim sistemimiz hem suret hem de siret olarak insan yetiştirmeyi hedeflemeli.
Ulvi, aşkın değerleri önceleyen, burhan, beyan, hikmet ile pozitif eğitimin kıskacında yoğrulmuş insanımıza nefes aldıracak bir eğitim, ne zaman?
Kullukla örtüşen bir eğitim sistemi. Popüler kültürden, seyir uygarlığından kurtuluş reçetesi.
Peki, aileler ne yapmalı?
Ailelerimiz sadece çocukların akademik başarılarıyla değil, sağlam bir kişilik kazanmaları için de saçlarını süpürge etmezse sızlanmalarımız, şikâyetlerimiz devam edecek demektir.
Bir başka yazımızda inşallah “atanmış öğretmen” mi, “adanmış öğretmen “mi sorusuna cevap alacağız?
Selam ve dua ile.