Gazetemiz Konya Yenigün, 2015 yılının son günü olan Perşembe günü bir yaşlı adamın, tek başına yaşadığı evde öldüğünü yazdı. Böyle haberleri kısa aralıklarla hemen her gazetede okumaktayız. Televizyonlardan da izliyoruz. Yaşlı büyüklerimizden biri rahmete erince, diğer yaşlımız da yalnız başına kalıyor. Yaşlılık yetimliği olsa gerek bu da! Bütün yaşlılarımız böyle değil, töremize uygun yaşıyoruz çoğumuz. Tek başlarına çaresizce bir kenarda kalan yaşlılarımız da çok.

Bu içtimai halimizin epeyce nedeni var. Çoluğu çocuğu olmayanlar yaşlanınca yalnız kalabiliyorlar. Çocukları, Türkiye dışında olanlar, hayırsız aile, evlat, torun sahibi olanlar da yalnızlığa mahkûm oluyorlar. Yalnızlığa rağmen kendi evlerinde kalarak yaşamayı tercih edenler, komşuluk ve akrabalık bağlarının zayıflamasından dolayı vefatlarından kimsenin haberi olmuyor. Huzur evlerinde kalanların da kimi daha rahat olduğu için, kimi de tümden insansız bir hayattansa insan topluluğu içinde kalarak yaşamayı tercih ediyor.

Meram İlçesi'nin Muradiye Mahalleli Tevfik Kolcu dedemizin ahir zaman haberini gazetemiz, İHA kaynaklı olarak şöyle verdi:

“Yaşlı adam evinde ölü bulundu. Konya'da kendisinden 10 gündür haber alınamayan 82 yaşındaki yaşlı adam evinde ölü bulundu.

Olay, merkez Meram ilçesi Muradiye Mahallesi Mehmet Akçay Caddesi üzerinde bulunan bir evde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, evinde tek başına yaşayan 82 yaşındaki Tevfik Kolcu'dan 10 gündür haber alamayan yakınları Kolcu'nun evine geldi. Kolcu'nun evine anahtarla giren çocukları 82 yaşındaki Tevfik Kolcu'yu hareketsiz şekilde görünce durumu sağlık ekiplerine bildirdi. İhbar üzerine olay yerine gelen 112 sağlık ekiplerinin kontrollerinin ardından 82 yaşındaki yaşlı adamın öldüğü belirlendi. Polis ekiplerinin incelemelerinin ardından yaşlı adamın cansız bedeni otopsi yapılmak üzere hastane morguna kaldırıldı.  Polisin olayla ilgili soruşturması sürüyor. “(31 Aralık 2015 Perşembe.  İha, Konya Yenigün Gazetesi)

Bu haberi okuyunca, daha önce Milli Gazete'de Fatma Tuncer Hanımefendi'nin yazdığı ve benim de hafızama yerleştirdiğim bir yazısını hatırladım. “Bastonu ile konuşan” yaşlı bir adamı yazmıştı. Bu yazıdan çok etkilenmiştim. Bu yazıyı da okuyalım, belki iyi halden çok daha iyi bir hale geçmemiz bizlere nasip olur.

“Bir yaşlının hikâyesi!

Bir yakınımla birlikte akraba ziyaretine gidiyorduk. Otobüse doğru yürürken parkta bastonuyla konuşan bir adama rastladık. Yaşadığımız şehirde bu tür görüntülere sık sık şahit olur ve nedenleri üzerinde pek kafa yormayız. Çünkü büyük şehirlerde insanların en büyük sorunu yalnızlıktır. Kalabalıklar içinde konuşacak insan bulamayan kimseler iç seslerini nesnelere yönelterek deşarj olurlar.

Kuzenim adamla tanışmak istedi ve selam verdi. Fakat adam donuk bir ifadeye sahipti,  bizi ne görüyor ne de duyuyordu. Bütün ilgisini elindeki bastona vermiş, konuşmasını sürdürüyordu. Onu dikkatle dinledik ve ne dediğini anlamaya çalıştık. Yaşlılığın getirdiği zorluklardan, hayırsız evladının ihanetinden ve erken yaşta vefat eden eşinden söz ediyordu.

Elindeki bastonun kendisini işittiğine inanıyormuşçasına içten konuşuyordu. Bu bastona kendisini dinleyen ve anlayan bir insan rolü vermiş ve anlatıyordu.

Kuzenim, yüzüne doğru eğildi ve tekrar selam verdi. Yaşlı adam başını kaldırdı, konuştuğu nesnenin bir baston olduğunu o anda fark etmişti, utangaç bir şekilde baktı ve kendisine verilen selamı aldı. Sonra kuzenime döndü; “Ne olacak evladım yaşlılık zor işte. Torunlar dinlemek istemezler, yaşlılıkta vakit hiç geçmiyor, can sıkıntısından buraya geliyorum. Bu baston benim arkadaşım, onunla dışarı çıkarım, onunla konuşurum!” dedi. Kuzenim bize anlatabilirsin, seni dinlemeyi çok isteriz deyince adam yetmiş beş yıllık hayatını anlatmaya başladı. Bir insan, bir hayat,  bir kitap gibiydi. Fırlatılmış, atılmış bir kitap!

Yaklaşık bir saat kadar onu dinledik. Artık ayrılmamız gerekiyordu, ayağa kalktığımızda adamın yüzünde hüzünlü bir ifade belirmişti. Sonra bastonuna yaslanarak ayağa kalktı; “Evladım kaç zamandır kimse beni bu kadar dinlememişti, Allah razı olsun, yakın olsanız da arada gelseniz” dedi.  Ayrılırken tekrar tekrar dua ediyor, iyi dileklerde bulunuyordu. Kuzenim biz bir iyilik yapmadık ki onu bu kadar memnun eden şey neydi dedi. Elbette onun için kayda değer bir şey yapmış değildik, fakat büyük şehirlerde bir insanı dinlemek ve halini anlamak büyük bir yardımdı. Öyle olmasaydı, kalabalıklar içinde insansız kalan bu insanlar bastonlarıyla konuşmak zorunda kalırlar mıydı?” (Milli Gazete. Fatma Tuncer, 24 Kasım 2014 Pazartesi)

Haberler! Yazılar! Olaylar! Hayret edilecek haller! O kadar çok ki!.. Her yerde gazete, her yerde televizyon ve her adımda insan; birbirine yabancılaşan insan! 

Neden böyle olduk?!.. Her birimizin kendince cevapları vardır!

Büyüklerimizin sıkça tekrarladıkları güzel sözlerden biri şöyledir: ” Zaman aynı zaman, değişen insanlardır.”  

Zaman ve insan!.. Değişen insan!..  Yaşlılık, yalnızlık ve ölüm! Biraz karamsar olacak ama, insanın insanlıktan çıktığı ve bu çıkışın da hızlanarak devam ettiği bu zamanda; ölen, kurtuluyor sanki, bu dünyadan, bütün kötülerden ve kötülüklerden!

Her ne olursa olsun; her zaman ve her şartta kazanan sevgi olacak, merhamet olacak, iyilik olacak! İyilik gören insan olmak da çok güzeldir; iyilik edebilen insan olmak da!

Abdulkadir Geylani Hazretlerinden oğluna öğüt:

-Dünyadan sana iki şey yeter: Fakirle sohbet, büyüğe hürmet!

Selam, sevgi ve hürmetlerimle efendim!