“Oku!” diye başlar insanlık için ilahî çağrı… Okumak sadece harfleri değil; kalpleri, aklı ve âlemi anlamaktır. Kur’an bir okuma çağrısıdır; her ayeti bir tefekkür, her kelimesi bir diriliş vesilesidir.
Peki, neden okumalıyız?
Bilgiyi aramak, cehaleti yenmek, imanı derinleştirmek ve hikmeti kuşanmak için… Rabbimizin kudretini kavramak, Resûlullah’ın izinden yürümek için…
Kalemle yücelen, kitapla kemale eren bir medeniyetin evlatları olarak bu soruya birlikte cevap arayalım: Satırlarda saklı hakikate yolculuk etmek için okumalıyız.
Yaratan Rabbimizin adıyla okumamız emredilmiştir. Böyle bir okuma bizleri uyandırır, diriltir ve yüceltir. Kâinattaki Allah’ın ayetlerini anlamamıza ve anlamlandırmamıza vesile olur. Okuduklarımızla kemale erer, hâl ve kâl ile iyi bir Müslüman oluruz.
Okumaktan maksat hakkı bilmektir. Yunus Emre ne güzel söylemiş:
“İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsin,
Ya nice okumaktır?
Okumaktan murat ne?
Kişi Hakk’ı bilmektir.
Çün okudun bilmezsin,
Ha bir kuru ekmektir.”
Müslümanca bir okumada insan, kâinatın bir yaratıcısı olduğunu görür ve O’na hamd eder. Materyalist bir okuma ise kişiyi maddenin zindanına hapseder.
Öncelikle okumamız gereken kulluk kitabımız Kur’an-ı Kerîm’dir. Elbette onu da anlayarak okumalıyız. Sahabenin anladığı gibi, her ayetin kendisine indiği bilinciyle “İkra!” fermanına boyun eğmeliyiz.
Ayrıca halk arasında ilmihal olarak bilinen temel bilgileri okumak, bunları öğrenmek gerekir. Bunları bilirsek ilmiyle âmil, kâmil bir mümin olabiliriz. Bunun yanında Peygamberimizin hayatını ve hadislerini; mesela Riyâzü’s-Sâlihîn’i okumalıyız.
Eğer zihnimizde bir gümrük olmazsa beynimiz bilgi çöplüğüne dönüşür. Beynimizin gümrük kapısı “Allah’ın adıyla okumak” olursa, zihnimiz işgalden ve gereksiz bilgilerden korunur.
Allah’ın adıyla kâinatın kitabını ve kendini okuyabilen kimse, gerçek anlamda okumayı başarmıştır.
Mevlamız bizleri adıyla okuyabilenlerden kılsın.
Âmin!
Selam ve dua ile…