Semerkant

Özbekistan’a gelişimizin 6. gününde Semerkant’ta gezi ve ziyaretlerimize devam ediyoruz. Özbekistan’ın kalbi, Semerkant'ın en önemli simgelerinden biri olan Registan Meydanı, tarihin en muhteşem mimari komplekslerinden biridir. Meydan, Semerkant’ın tarihini ve kültürel zenginliğini yansıtan bir semboldür. Timur İmparatorluğu'nun kurucusu Emir Timur tarafından oluşturulan bu meydan, hem bilim hem de sanatın merkezi olarak bilinir.

Meydanda bulunan Uluğ Bey, Tilla Kâri ve Şirdar Medreseleri, göz kamaştırıcı mimari güzellikleri ve tarihi özellikleri ile bölgenin en çok ziyaret edilen yapıları arasında yer alır. Emir Timur, seferlerinden kazandığı ganimetleri bu meydanda sergilemiş, önemli kutlamaları burada yapmış ve cezaları burada vermiştir.

Registan Meydanı'nın en eski yapısı olan Uluğ Bey Medresesi, Timur'un torunu olan ünlü astronom ve matematikçi Uluğ Bey tarafından 1417-1420 yılları arasında inşa edilmiştir. Uluğ Bey inşa ettiği medresede ders veren bir bilim insanı olarak da tarihe geçmiştir. Külliye tarzındaki bu yapı, firuze çinileri ve geometrik desenleriyle göz kamaştırır. Uluğ Bey Medresesi, Mescid-i Mukatta, hankâh (tekke), kervansaray, hamam yapıları ile şekillenmiştir. İki katlı medrese içerisinde seksen oda bulunur ve her köşesinde bir derslik yer alır.

Şirdar Medresesi, Registan Meydanı'nın ikinci büyük yapısıdır ve 1619-1636 yılları arasında inşa edilmiştir. İsmi Farsça'da "aslan kapısı" anlamına gelir ve bu adı, giriş kapısında bulunan iki aslan figüründen alır. Timurlu mimari anlayışının en güzel örneklerinden biri olan bu medrese, inşa edenin ismiyle ‘Yalangtuş Bahadır Han Medresesi’ olarak da bilinir. Medresenin giriş kapısının üzerinde "Ya Allah, Ya Muhammed ve Allahu Ekber" yazıları yer almakta olup, dönemin dini ve sanatsal etkilerini gözler önüne serer.

Registan Meydanı'nın üçüncü ve en geniş yapısı olan Tilla Kâri Medresesi, 1646-1660 yılları arasında Yalangtuş Bahadır Han tarafından inşa edilmiştir. Diğer medreselerden farklı olarak, hem eğitim merkezi hem de cami olarak kullanılmıştır. ‘Tilla Kâri’, Farsça'da ‘altın işlemeli medrese’ anlamına gelir ve yapının içindeki mescit, altın işlemeli motiflerle bezenmiştir. Medresenin girişinde, "Hakikaten ayakta olan ancak O'dur ki, ölmez bâkidir." yazısı yer alır. Her üç medresede bugün tüm ihtişamlarıyla ayakta durmaktadır.

Bundan sonraki ziyaret yerimiz Şahı Zinde’ye oluyor. Şah-ı Zinde, ‘Yaşayan Sultan’ anlamına geliyor. Semerkant’ın kuzeydoğu kesiminde bulunan yapılar topluluğudur. Şah-ı Zinde topluluğu, 11. 15. ve 19. yüzyıllara ait türbeler ve diğer ritüel yapıları içerir. Şahı Zinde adı, Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.s) amcası Hz. Abbas’ın oğlu Kusem bin Abbas'ın burada yattığı ile bağlantılıdır. Kusem bin Abbas, 7. yüzyılda Emeviler döneminde İslam'ı yaymak için Semerkant'a gelmiş, burada şehit olmuştur. Daha sonraki yıllarda Kusem bin Abbas’ın kabri etrafında türbeler ve mezarlıklar başta olmak üzere birçok yapı inşa edilmiştir. Alana Uluğ Bey’in yaptırdığı âbidevî taç kapıdan geçilerek girilmektedir. Girişin yanlarında ve daha yukarısında bulunan binalar günümüzde müze olarak kullanılmakta olup cami, dergâh ve medrese gibi bölümlerden meydana gelmiştir.

Kabirleri ve Kusem bin Abbas hazretlerini ziyaret ettikten sonra Cuma namazımızı Şahı Zinde Camiinde kılıyoruz. Caminin içi ve bahçe kısmı hiç boş yer kalmayacak şekilde tamamen doluyor. Bilhassa gençler namaza büyük ilgi gösteriyorlar. Namazdan sonra Özbek kardeşlerimizle bir süre sohbet ediyoruz. Şahı Zinde etrafında bulunan esnaflardan alış verişler yapılıyor. Bu arada konuştuğumuz bir Özbek kardeşimiz yüreğimi yakan şu cümleyi söylüyor. “Sizin Anavatanınız burası. Anadolu’ya buradan gittiniz ve bir daha gelmediniz. Siz gelmeyince ruslar geldi.” Aslında söylediği doğruydu ama bizim de başımıza neler geldiğini bilmiyordu tabii.

Gayet güzel Türkçe konuşan bir başka gence, “ Bu kadar güzel Türkçeyi nereden öğrendin, Türkiye’de mi tahsil yaptın?” Diye soruyorum. “Hayır. Polat abimden öğrendim” cevabını veriyor. Şaşkınlıkla “Polat abin kim?” Soruma “Kurtlar Vadisindeki Polat abim” diyor. Bir başka esnaf da “Kurtlar Vadisi devam ediyor mu?” Diye soruyor. “Kurtlar Vadisi yok. Teşkilat var” diyorum. “Teşkilat’ı da izliyorum” diyor. Bu konuşmalardan Türk dizilerinin çok izlendiğini öğrenmiş oluyorum. Ülkemizde yapılan dizilerin dini, tarihi, ahlak kurallarına uygun olması son derece önemlidir.

Namazdan sonra Uluğ Bey Rasathanesine gidiyoruz. Uluğ Bey, Emir Timur’un torunu ve Timur İmparatorluğu'nun 4. Sultanı, Türk matematikçi ve astronomi bilginidir. Semerkant’ta ilmi çalışmalara başladı. İlmî sohbetler, matematik ve astronomi konularında kendini geliştirdi. Bu dönemde önemli âlimler Kadızade Rumî, Gıyaseddin Cemşid ve Ali Kuşçu ile çalışmalar yaptı. Semerkant yakınlarında rasathane kurulması çalışmaları başlattı. 1429 Ekim'inde rasathaneyi tamamladı. Ayrıca bir de medrese inşa etti. Rasathane için yörede bulunan tüm mühendis, âlim ve ustaları Semerkant'a çağırdı. Kendisi için de bu rasathanede bir oda yaptırarak tüm duvar ve tavanları gök cisimlerinin manzaralarıyla ve resimleriyle donatmıştı. Rasathanenin yapım ve rasat aletleri için hiçbir harcamadan kaçınmamıştır. Burada yapılan gözlemler, ancak on iki yılda bitirilebilmiştir. Uluğ Bey bu gözlemlerden sonra ünlü ‘Zeyç’ isimli eserini düzenlemiş ve bitirmiştir. Zeyç Kürkani veya Zeyç Cedit Sultani adı verilen bu eser, birkaç yüzyıl doğuda ve batıda faydalanılacak bir eser olmuş, Avrupa dillerinin birçoğuna çevrilmiştir. Uluğ Bey'in yönetimi zamanında fetihlerden çok yönetim güçlendirilmiş ve önemli bilimsel gelişmeler yaşanmıştır.

Uluğ Bey Rasathanesinden sonra Gûri Emir’e gidiyoruz. Gûri Emir, Timur İmparatorluğu'nun kurucusu Emir Timur'un türbesi ve külliyesidir. Timurlu mimarisinin en güzel ve en önemli eserlerinden biri olup aynı zamanda İslâm türbe mimarisinin başta gelen örneklerindendir. Aslında hankah (tekke), medrese ve değişik mimari kısımlardan teşekkül eden geniş bir külliye amacıyla kurulmuş, inşaatın sonlarına doğru gelişen olaylar neticesinde türbe özelliği kazanmıştır.

Mekânın ilk bölümlerinin inşası, Timur’un genellikle seferler sırasında yerine saltanat nâibi bıraktığı ve kendisine veliaht tayin ettiği, büyük torunu Muhammed Sultan Mirza tarafından Timur’un emriyle yapılmıştır. 1399 yılında başlayan inşaat 1403’e kadar devam etmiş ve bu sürede eğitim yapılan bir medrese ile hükümdarlık misafirlerinin ağırlanmasına mahsus bir külliye olarak gerçekleştirilmiştir. Muhammed Sultan Mirza’nın 1403 yılında ölmesi üzerine naaşı külliyenin bir bölümüne defnedilmiştir. 1405 yılında da Timur’un ölmesi ile onun naaşı da buraya defnedilmiş ve türbe yapılmıştır. Külliye daha sonra aile kabristanı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Timur devletinin bazı sultan ve şehzadeleri ile birlikte Uluğ Bey’de burada yatmaktadır. Türbede gömülü hânedandan gelmeyen tek kişi, Timur’un hocası ve yakın dostu olan çok sevdiği Aziz Nur Seyyid Bereke’dir. Gûri Emir’in inşasından sonra bakım, onarım ve yeni birimler eklenerek genişletilmesi işlerini üstlenen şahıslar içinde en önemli kişi Uluğ Bey’dir.

Gûri Emir’de yatmakta olan Emir Timur, Timur Devletinin kurucusu, Türk asker ve komutandır. 1370'ten itibaren düzenlediği seferlerle günümüzdeki Orta Asya, Rusya, İran, Hindistan, Afganistan, Kafkasya, Ortadoğu ve Anadolu'nun büyük bir bölümünü ele geçirmiştir. Katıldığı bir savaşta ayağı aksak kalacak biçimde darbe aldığından dolayı kendisine Aksak Timur anlamına gelen Timurlenk denmiştir. Timur, yaşamı boyunca Cengiz Han yasasına çok önem vermiştir. Cengiz Han soyundan Kazan Han'ın kızı Saray Mülk Hanım'ı nikâhına alarak damat anlamına gelen ‘Küregen’ takma adını taşımaya hak kazanmıştır. Büyük bir imparatorluk kurduğu halde Cengiz soyundan gelmediği için Han ve Sultan yerine Emir sıfatı kullanılmaktadır. 1398'de Hindistan'da Delhi Sultanlığı, 1401'de Suriye'de Memluk Devleti ve 1402'de Ankara Savaşı'nda Osmanlı Devleti'ne karşı kazandığı zaferlerden sonra İslâm dünyasında en büyük güç konumuna geldi. Kanlı ve yıkıcı seferlerine karşın, ele geçirdiği ülkelerdeki bilgelere, ustalara ve sanatkârlara zarar verilmesine izin vermeyerek, onları başkentinde toplamış Semerkant'ın o dönemin en önemli bilim, kültür ve sanat merkezlerinden biri olmasını sağlamıştır. Müslüman olmasının yanı sıra eski Türk-Moğol geleneklerini de yaşatmaya çalışmıştır.

Semerkant’ta Timur çok seviliyor. Türbesi büyük ilgi görüyor ve günün her saatinde içeriden ve dışarıdan gelenlerle dolup taşıyor. Rehberimiz Semerkant’ta bulunan bütün eserlerin Timur döneminden kalma olduğunu ve Semerkant’ın Timur sayesinde geliştiğini ve ihya olduğunu söyledi. Tabii görünümü ile en güzel şehirlerden birisi olan, seyyahların cennete benzettikleri Semerkant’ta da böylece gezimizi ve ziyaretlerimizi tamamlıyoruz. (Devam edecek)