24 Aralık 1995 genel seçimlerinde oyların %21’ini alan Refah Partisi sandıktan birinci parti olarak ayrıldı. ANAP %20 ile ikinci parti olurken DYP %19 ile üçüncü parti oldu. Ecevit’in DSP’si oyların %15’ini aldı. CHP ise oyların %11’ini alarak beşinci parti olabildi. Öte yandan tek başına seçimlere giren MHP, tarihinin en yüksek oy oranını (%8,18) alsa da barajı geçmeyi başaramadı.
1995’in seçim coğrafyalarını incelediğimizde 1990’larda kentlerde Türkiye’nin değişen çehresinin Refah Partisi’nin yükselişinde nasıl rol oynadığı görülüyor.
İslamcı addedilen Refah Partisi’nin birinci parti olması Cumhuriyet-Demokrasi ekseninde yeni tartışmaları alevlendirdi.
1995 Türkiye genel seçimleri sonrasında 20. dönem TBMM oluştu. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel seçim sonrasında hükûmet kurma görevini 132 milletvekiliyle üçüncü gelen Anavatan Partisinin Genel Başkanı ve Rize milletvekili Mesut Yılmaz'a verdi. Anavatan Partisi 132 milletvekiliyle mecliste güvenoyu almak için yeterli milletvekili sayısına sahip değildi. Hükûmetin kurulması için Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi 3 Mart 1996 tarihinde partiler arası bir koalisyon protokolü imzalandı.
Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisinin oluşturduğu 53. hükûmet 6 Mart 1996 tarihinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in onaylamasıyla kuruldu. Ancak bu iki parti mecliste salt çoğunluğa sahip olmadığı için bu bir azınlık hükûmetidir.
DSP'nin de desteğini alan yeni hükûmet 12 Mart 1996 tarihinde TBMM'deki güven oylamasında, 257 kabul, 207 ret, 80 çekimser oyla güvenoyu aldı.
Güven oylaması üzerine Refah Partisi adına Genel Başkanı Necmettin Erbakan, alınan güvenoyunun Anayasa'nın öngördüğü çoğunluğun altında kaldığını ileri sürerek, oylamanın iptali için Anayasa Mahkemesine başvurdu.
Anayasa Mahkemesi, Bakanlar Kurulunun güvenoyu almış sayılabilmesi için toplantıya katılan 544 üyenin yarısının bir fazlası olan 273 kabul oyu gerektiğini belirterek, söz konusu olan oylamanın 14 Mayıs 1996 tarihinde iptaline karar verdi. Bu sonuç üzerine Refah Partisi 27 Mayıs 1996 tarihinde Mesut Yılmaz hakkında gensoru önergesi verdi ve önergenin görüşülmesi 3 Haziran 1996 günü TBMM'de kabul edildi
Başbakan Yılmaz ise gensoru oylaması yapılmadan 6 Haziran 1996'da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e istifasını sundu.
Cumhurbaşkanı Demirel, hükûmet kurma görevini bu kez Necmettin Erbakan'a verdi ve Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi'nin oluşturduğu koalisyon hükûmeti 28 Haziran 1996 tarihinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in görevlendirmesiyle kuruldu.
54.Refah-Yol hükümetinin mecliste güvenoyu alabilmesi, için o günkü şartlarda Anavatan Partisi ile ittifak yapıp meclise giren BBP’nin oylarına ihtiyaç vardı.
Zinde güçler, basın, medya ve Türk siyasetinde etkili olan güçler direkt veya dolaylı olarak rahmetli Muhsin başkana güvenoyu vermemesi hususunda telkinde bulunurlarken merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun 1996 yılında Meclis'te yaptığı tarihi konuşma ve ardından Erbakan hocanın yüzüne bakarak: "Müslümanların iktidarını önlediniz sözünü size söyletmeyeceğim” Diyerek hiçbir hesap kitap yapmadan hasbi duygular ile güvenoyu vermiş ve 54.Refah-Yol hükümeti kurulmuştu.
Hükûmetin kurulması üzerinden bir yıl geçmeden muhalefet partilerinden ve Cumhurbaşkanı Demirel tarafından siyasi krizin son bulması için erken seçim gerektiğine dair açıklamalar yapıldı. 54. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti döneminde 28 Şubat süreci yaşandı.
Sincan’da tanklar yürütüldü. Rahmetli Muhsin başkan “Namlusunu millete çevirmiş tankı selamlamam “diyerek milletin gönlüne ferah verici bir açıklama yapmıştı.
Rahmetli Mustafa Çalık abi, İttihat ve Terakkiyi anlatırken “Türk milliyetçilerin ve İslamcıların ilk ve son iktidarı” derdi. Ben buna Türkiye’de son yıllarda kurulan son yerli ve milli iktidar olarak rahmetli Erbakan hocanın kurduğu 54.Refah-Yol hükümetini ilave etmek istiyorum. Zaten böyle olduğu için 11 ay gibi kısa süre zinde güçler tarafından düşürüldü.
O sıralarda Türkiye’de etnik bir guruba dayalı azınlık hükümetleri kurulmaya çalışılırken yine rahmetli Muhsin başkan “Türkiye İran Olmaz, Cezayir olmayacak, Suriye olmasına da biz müsaade etmeyeceğiz" Diyerek Türkiye üzerinde oynanan oyunları deşifre etmişti.
Cumhurbaşkanı Demirel 54. hükûmet protokolü gereği başbakanlık görevini Doğru Yol Partisi'nin Genel Başkanı Tansu Çiller'e vermedi. Yeniden hükûmet kurmak üzere Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a görev verdi. 55. Hükûmet Mesut Yılmaz'ın liderliğinde Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti, Demokrat Türkiye Partisi koalisyonu ile kuruldu.
Haziran 1998'de ANASOL-D Hükûmeti olarak bilinen Hükümet’in Başbakanı Mesut Yılmaz ile bu hükûmeti dışarıdan destekleyen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal arasında yapılan görüşmeler sonunda varılan mutabakatla, Aralık 2000'de yapılması gereken milletvekilliği seçiminin yerel seçimlerle birleştirilerek 18 Nisan 1999 tarihinde yapılması kararlaştırıldı.
Seçim kararının alınmasından kısa süre sonra patlak veren Türk Bank Skandalı'yla CHP, ANASOL-D Hükümeti’nden desteğini çekti. 25 Kasım 1998 tarihinde, CHP, Fazilet Partisi ve Doğru Yol Partisi'nin verdikleri gensorunun TBMM Genel Kurulunda kabul edilmesiyle Cumhuriyet tarihinin en uzun ömürlü azınlık hükûmeti olan ANASOL-D Hükûmeti düştü. Mesut Yılmaz istifasını Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e sundu. Yaklaşık 1,5 aylık bir süreçten sonra, 18 Nisan seçimlerine kadar görev yapacak olan Bülent Ecevit başkanlığındaki 56. Hükûmet kuruldu.
18 Nisan 1999 yılında yapılan seçimlerde, yüzde 10'luk seçim barajını aşan 5 siyasi partiden Demokratik Sol Parti 136, Milliyetçi Hareket Partisi 129, Fazilet Partisi 111, Anavatan Partisi 86 ve Doğru Yol Partisi 85 milletvekilliği kazandı.
Bunlara ek olarak, 22 yıl aradan sonra bağımsız adaylar da TBMM'ye seçilmeyi başardı (Mehmet Ağar-Elazığ, Ahmet Özal-Malatya, Bekir Gündoğan-Tunceli). Yine 22 yıl aradan sonra ilk kez bir merkez sol partinin birinci olduğu seçimlerde, seçim barajını aşamayan Cumhuriyet Halk Partisi tarihinde ilk defa TBMM dışında kaldı.
18 Nisan 1999 Genel Seçimlerinden sonra hükûmeti kurma görevi 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Bülent Ecevit'e verildi. Ecevit, DSP, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Anavatan Partisi (ANAP) ile 28 Mayıs 1999 tarihinde üçlü koalisyon hükûmetini kurdu. Böylece Türk siyasi yaşamında 17. koalisyon hükûmeti kurulmuş oldu. Bu hükûmetle, MHP 21 yıl sonra hükûmete girdi.
ANASOL-M hükümeti görev yaparken, ülkede durup dururken bir kriz çıkartıldı. 2001 Türkiye ekonomik krizi (diğer adıyla 2001 Krizi ya da Kara Çarşamba), 21 Şubat 2001 tarihinde patlak veren, Türkiye'nin yıllardır karşılaştığı siyasi ve ekonomik sorunların bir sonucu olarak hem finansal piyasalar hem de Türk lirasının değeri üzerinde yıkıcı etkilerle sonuçlanmış bir ekonomik kriz oluştu.
Krizin nedenleri olarak:
- Yapısal Sorunlar: Bankaların içlerinin boşaltılması, görev zararları ve yüksek enflasyon.
- Sabit Kur Politikası: Enflasyonu düşürmek için uygulanan kur politikasının Türk lirasını aşırı değerli hale getirmesi ve dış ticaret açığı.
- Siyasi Çatışma (Anayasa Kitapçığı): 19 Şubat 2001'de Millî Güvenlik Kurulu toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasında anayasa kitapçığı fırlatılmasıyla büyüyen siyasi kriz olarak nitelendirilmiş olsa da dışarıdan kurgulanıp içeride uygulanacak bir programın önü açılıyordu.
Ülke krizi aşma noktasında çareler üretirken, bu sıralarda refah partisinden ayrılan yenilikçi ekip, Ağustos 2001 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK partiyi kurmuşlardı.
Koalisyon ortağı, MHP Lideri Devlet Bahçeli hükümet ortaklarının dahi bilgisi olmadan Bursa’da partisi tarafından yapılan bir toplantı sırasında 3 Kasım 2002 tarihinde seçim yapılsın diyerek bir açıklama yapmıştı. Anadolu da bir tabir vardır ”bayram değil seyran değil eniştem beni....” misali yeni bir seçim sürecini başlattı.
Bu açıklama ülkede yeni bir heyecan oluşturmuştu. Tam milletin umutları pörsümüş iken dolaylı olarak yeni bir aktör sahneye sürülecekti. Aslında bu hamle ile Devlet Bahçeli Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi olarak önünü açmıştı.
3 Kasım 2002 deki seçimlerde AK Parti ve CHP yüzde 10 barajını aşarak iki parti olarak meclise girdiler.
O sıralarda siyasi yasak sebebiyle milletvekili olamayan Recep Tayyip Erdoğan Siirt’e okuduğu şiir sebebiyle almış olduğu siyasi yasağı yine Siirt’e yapılan daha önceden kurgulanan bir şekilde Deniz Baykal’ın desteği ile Siirt’ten “Yiğit düştüğü yerden kaldırılarak (!) “ milletvekili seçilerek başbakanlık koltuğuna oturmuş oldu.
2002-2007 yılları arasında AK Parti hükümeti tarafından ülkede olumlu işler yapıldı.
10.Cumhurbaşkanı Necdet Sezer köşkte gölge bir hükümet görevi yaptı. En azından ülkenin zarar göreceği konularda müdahaleci oldu.
Görev süresi dolan Türkiye'nin 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in yerine 11. Cumhurbaşkanı seçimi yapılacaktı.
Ak Parti kulislerinde değişik adaylar konuşulurken, Başbakan Erdoğan tarafından “kardeşim Abdullah Gül Cumhurbaşkanı adayımız “diyerek spekülasyonlara son vermişti.
2007 cumhurbaşkanlığı seçimleri, CHP'li ve AK Partili politikacılar arasındaki gerilimlerin doruğa çıkmasıyla bir siyasi krize dönüştü. Baykal döneminde CHP, ordu ve yargının "demokratik olmayan" girişimlerine destek verdi
Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül'e karşı ortaya çıkan protestolar; Gül'ün İslamcı siyaset geçmişi ve eşinin başörtüsü takması gibi popüler nedenlerle düzenlendi.
CHP'nin seçimi boykot etmesiyle beraber 367 krizi çıktı. E-muhtıra yayınlandı. Olayların ardından erken seçim kararı alındı ve Anayasa'da bazı değişiklikler yapıldı.
Cumhurbaşkanının meclis tarafından değil, halk tarafından iki turlu oylamayla seçilmesi kararlaştırıldı; yedi yıl olan görev süresi beş yıla düşürülerek, iki kez seçilebilmesinin önü açıldı. Anayasa değişiklikleri, 21 Ekim 2007 tarihinde yapılan halk oylamasında, %68,95'lik kabul oyuyla yürürlüğe girdi. 28 Ağustos 2007 tarihinde Abdullah Gül Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı seçildi.
2007 yılında Sivas’tan bağımsız olarak seçilen rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçelinin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde TBMM ‘de genel kurula gireceğiz demokrasiden, millet iradesinden yana olacağız mealindeki söylemleri milleti rahatlatmıştı.
Hanımın başı örtülü, alnı secdeye varan biri köşkte oturacaktı. Avamın hoşuna giden bir durumdu. Şimdi kim tutabilirdi AK Partinin, Müslümanların iktidarını.
Abdullah Gülün cumhurbaşkanlığı döneminde Türkiye’de itidalli bir yol oluştu. Kimi çevreler sayın Gül’ü noterlik yapmakla suçlasa da bile.
2010 yılında yürürlüğe giren anayasa değişiklikleri uyarınca genel seçim süresi 5 yıldan 4 yıla indirildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 3 Ekim 2010 günü yaptığı açıklamada genel seçimlerin normal tarihinden bir ay önce -Haziran ayı başında- yapılacağını duyurdu. TBMM 3 Mart 2011'deki oturumunda milletvekili genel seçimlerinin 12 Haziran 2011 pazar gününde yapılmasına ilişkin önerge TBMM Genel Kurulunda oybirliğiyle kabul edildi.
2010 Nisan ayında seçim kanunda birtakım değişiklikler yapıldı. Düzenlemeyle, seçimlerde Kürtçe propaganda yapılması serbest bırakıldı. Bunun dışında tahta oy sandıkları yerine eni 40, boyu 55, yüksekliği 50 cm, şeffaf, ısıya ve kırılmaya dayanıklı sert plastikten yapılan sandıklar kullanıldı. Billboardlarda propaganda süresi uzatılarak 20 günden 30 güne çıkarıldı. Bu seçimlerde ilk kez 25 yaşındakiler milletvekili adayı olabildiler.
12 Haziran 2011 tarihinde yapılan seçime katılan adayların YSK tarafından açıklanan geçici listesine göre, seçime giren siyasi parti sayısı 15 olarak belirlendi.
12 Haziran 2011 yılında yapılan seçimler sonrası, AK Parti 327, CHP 135, MHP 53, bağımsızlar 35 milletvekili 35 çıkardılar. Recep Tayyip Erdoğan tarafında 61.hükümet kuruldu.
2014 yılında Abdullah Gülün Cumhurbaşkanlığı süresi dolunca yeni Cumhurbaşkanı seçimi yapılacaktı.
Daha sonraki dönemlerde Abdullah Gül ile fikir uyuşmazlığı yaşanıp, AK Partiden fiilen uzaklaşınca, Sayın Gül’ün İngilizlerin adamı olmaktan, Avrupa birliğinin adayı olmakla suçlayan bir AKP tabanı vardı ki evlere şenlik.
10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan seçimlere AK Parti adayı Recep Tayyip Erdoğan, MHP’nin öne sürdüğü meydanlarda yalnız kalan Ekmeleddin İhsanoğlu ve Selahaddin Demirtaş aday oldular. Yapılan birinci turda oyların yüzde 51.79 alarak Recep Tayyip Erdoğan 12.cumhurbaşkanı oldu. MHP seçilme ihtimali olmayan (daha doğrusu öyle algılanan) Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı ile Recep Tayyip Erdoğan’a dolaylı destek vermişti.
Bilge liderin destek ve tavsiyesi ile fiili durumu yasal hale getirilmesi düşüncesiyle 2017 yılındaki anayasa değişikliği, parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçişi sağlayan ve yürütme yetkisini doğrudan Cumhurbaşkanına veren tarihi bir dönüşümdür. 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan halk oylamasıyla kabul edilmiştir.
Sistem Değişikliğinin Temel Unsurları
· Yürütme Yetkisi: Başbakanlık makamı kaldırıldı; yürütme yetkisi doğrudan tek başına Cumhurbaşkanına verildi.
· Seçim Dönemi: Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerinin 5 yılda bir aynı gün yapılması kararlaştırıldı.
· Görev Süresi: Bir kimsenin en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilmesinin önü açıldı.
· Kararname Yetkisi: Cumhurbaşkanına yürütme yetkisine ilişkin konularda kararname çıkarma hakkı tanındı.
· Bakanlar ve Atamalar: Cumhurbaşkanı yardımcısı ile bakanları atama ve görevden alma yetkisi Cumhurbaşkanına verildi.
24 Haziran 2018 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığına bir kez daha aday oldu. Selahattin Demirtaş ikinci defa aday olur iken Muharrem İnce, Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu ve Doğu Perinçek de seçimde cumhurbaşkanı adayı olduklarını duyurdular. Seçimi ilk turda oyların salt çoğunluğunu ( % 52.59) alan Erdoğan kazandı.
Artık meydan boştu. Müslümanların iktidarında (!) yeni dönem açılmıştı. Kimse yapılacak işlere mani olamazdı. Reis ülkeyi uçuracaktı.
Ama işler öyle gitmiyordu. Hayat pahalılığı, enflasyon, işsizlik azalacağı yerde artıyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu kardeşinize güvenin faizler düşecek, şöyle olacak böyle olacak derken ülkenin kaynakları eriyip gidiyordu.
Rahmetli Türkeş’in emaneti, gençlik yıllarımızın aşkı MHP’nin başındaki adamın keskin u dönüşleri ak partiye ve onun seçmenine umut olmuştu. Ve yine ülkeyi yönetme potansiyeli yüksek bir hareketin sözcüsü, 2023 yılı Cumhurbaşkanlığı seçiminde adayımız Recep Tayyip Erdoğan açıklaması gelinen sok noktayı bize gösterdi. 3.kez aday olup olmayacağı tartışılan Recep Tayyip Erdoğan 3.kez Cumhurbaşkanı seçildi.
Gelelim yazının başlığına “Müslümanların iktidarına mani oldunuz sözünü size söyletmeyeceğim” diye rahmetli Erbakan hocaya söyleyen Muhsin başkanın tavrı İslami bir tavırdı, doğruydu. Rahmetli Erbakan hocada bu sözün gereği elinden geleni yaptı. Allah her ikisinden de razı olsun. Mekânları cennet olsun.
Gelelim hocanın talebesiyiz diyerek yola çıkıp iktidarda olanların karnesine.
Birincisi ve benim için kilometre taşı olan ağabeyimiz, liderimiz, siyasi yol göstericimiz merhum Muhsin Yazıcıoğlu Müslümanların (!) iktidarında şehit edildi. 17 yıldır katilleri bulunmadı/bulunamadı.