Geçmiş yıllarda özel banka şubesine kredi kartı ile para çekeceğim. Kartı verdim şu kadar para çekeceğim. Dedim. Kimlik istedi. Ehliyetimi verdim ve sonrasında;
--- Bakar mısın şu kadar para çekeceğim diye tekrar edince veznedar hanım;
--- Bu kart sizin değil ki, size para vereyim. Dedi.. Ben ısrar etmeme rağmen yine aynı şekilde inat ediyordu;
--- Hayır, olamaz beyefendi resimdeki kişi sen değilsin!
--- Tamam, anladım doğru söylüyorsun hanım kızım, karşında duran ben değilim. Sizin bana “ bu resimdeki kişi sen değilsin!” demede haklısın. Size hak veriyorum.
Ancak, yapacağım bir şey yok. Elimdeki bulunan ben bu! Yıllar bizi yordu, yontu, attı tuttu ve sonuçta bu hale getirdi. Tekrar ediyorum elde bulunan bu! Diyerek kimliği de uzattım. Kimlikteki fotoğraf şimdiki zaman ile örtüşünce;
--- Beyefendi özür dilerim sizi üzmek için söylemedim. Bizimkisi tedbirden.
--- Eyvallah, veznedar hanım, bizimkisi de takdirden!
Yıllar öncesinde bankada veznedar ile aramızda geçen bu konuşmayı not aldım. Gazetede köşemde paylaşacağım. Sizlere kolay gelsin diyerek bankadan ayrıldım.
*
Bilmeyince benim “ben “ olduğumu.
Görmeyince zamansız solduğumu!
Diyerek şaire Ayser Özbakır şiirine başlamış. Demek ki benim gibi bir olayla karşılaşmış mı acaba?
Öte yandan İlhan İrem şarkı sözünde;
“”Hayır ben değilim, ben olamam yanındaki
Hayır ben değilim, yanı başındaki
Böylesine dopdoluyken bugün gözlerim
Nasıl da gülmüşüm, şu resimlerdeki gibi
Hayır ben değilim, ben olamam yanındaki””
**
Bu arada biz yıllardır siyasi yapı içinde bulunduğumuz görevlerle, sivil toplum örgütleri aracılığı ile veya elimizdeki kalemle memleket insanının sorunlarını çözme noktasında çareler aradık.
Yeri geldi sevinçlere yeri geldi hüzünlere acılara ortak olduk. Hemşerilerimizle ağladık, hemşerilerimizle güldük. Yeri geldi kimsesizlerin kimsesi olduk.
Uğraşmadığımız “Para, torpil, kibir, gösteriş, makam kapmak.” idi.
Ya şimdi neler oluyor böyle? Para, torpil, kibir, gösteriş, makam..
Putlar artık tahtadan yapılmıyor İbrahim!. Diye not almışım..

*
Onun içindir ki, siz sevgili okuyucular olarak;
--- Yazılarında kendimizi buluyoruz. Diyebiliyorsunuz. Şiir eğer dağda pınarı anlatıyorsa suyun şırıltısını duymalısınız. Onun için asırlardır Köroğlu, Dadaloğlu,
Karacaoğlan şiirleri deyişleri okuma yazma bilmeyenlerin bile hafızasında yer edinerek bugüne kadar ulaşmıştır.
Öte yandan Hoca Ahmet Yesevi'nin Hikmetleri, Âşık Paşanın, Pir Sultan Abdalın deyişleri, Yunus Emre'nin şiirleri bugün hala aynı mesajını iletmektedirler.
Türkçe Türk Milletinin ses bayrağıdır. Bu bayrağa eserlerinde sahip olanlar asırlar sonrada olsa yine yaşayacaklardır. Türk Milletinin gönlünde, yüreğinde, dilinde yaşamaya devam edeceklerdir.
Nasıl öyle değil mi?