Bugün dünden bugüne yaşanmışlıklarımızdan dem vuralım mı? Zaman zaman Himmet Tömtöm’ün dükkânında yaşıtlarımız biden önce yaşamışlarımız ile sohbet ediyor Çumra’mızın dününde bugüne gelişinde şahit olduğumuz olaylar ve anılara gidiyoruz.
Muhakkak dün ile bağı koparmamak gerekir. Dün ile bugünü örtüştürüp yarınların elinden tutmak Prof. Dr Sadık kemal Tural’ın ifadesi ile “ Zamanın elinden tutmak” gerekir değil mi?
Geçmiş ile bağı kaybetmemek çok iyi şey…
Yahya Kemal’in bir sözü aklıma geldi.
--- Ben tarih okuyorum. Tarihi devreleri öğrendikçe yaşım 300, 500, 800 oluyor. Yaş hatıralardan ibaret değil mi?
**
Sanayiden radyatörcü Bayram Ekinci ve Adnan Batumlu çok uzun yazı yazdığımı kendimizi zorlayarak okuyoruz. Diye sitemlerinden dolayı kısa yazacağım.
Evet, daha önce de ifade ettiğim üzere Ümit var olmanın karşısındakilere ümit vermenin temel taşı samimi olmaktır. Başka deyişle de SAMİMİ NİYET taşımaktır.
Buradan ey resmi gölgesiyle yalan olanlar söyler misiniz sahi siz ne kadar samimisiniz?
Samimiyetinizden dolayı sizli bizli yazmak durumunda kalıyoruz. Allah’a hamdolsun biz her zaman samimi olduk ve aynı samimiyetle samimi niyet taşıyoruz.
“Ülke çıksın diye dardan,
Candan geçtiler candan,
Ana baba evlat yadan,
Geçip geçip gittiler.
Hepsi nice yiğittiler.”
Bunun yanında olur olmaz bazı paraşütle inenler, sel önünden kütük kapanlar kendini bilmez konuşmaları insanı rahatsız ediyor. Yahya Kemal’in yakın dostu anlatır.
Şair Yahya Kemal zaman zaman aleyhine yazılan yazılara kızardı. Böylesi bir zamanda Emirgan’da rastladım, iltifat etti. Yanına çağırdı bahsi o açtı.
--- Üstadım, dedim aldırış etmeyiniz. Bunlar küçük şeyler. Durdu:
--- Evet, amma insanı rahatsız eden asıl bu küçük şeylerdir.
--- Mesela, büyük bir yere, dağa çıkıp oturabilirsin. Ama iğne üzerine oturabilir misin?
**
… Edip Cansever;
“İnsan yaşadığı yere benzer,
O yerin suyuna,
O yerin toprağına benzer,
Suyunda yüzen balığa,
Toprağını iten çiçeğe,
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine..” Demiş
Bugün kısa kesecektik değil mi?
Balıkesir, eskiden en güzel aba kumaşlarının dokunduğu yermiş. Evvel zaman içinde Balıkesir’e yolu düşen bir adam, buranın meşhur aba kumaşından elbiselik almış, memleketine götürmüş. Elbise diktirmek için doğru terzisine gitmiş. Terzi, adamın ölçüsünü aldıktan sonra, “Bu aba hem üstlük hem de şalvar dikmeye yetmez.” demiş. Bunun üzerine adamın tepesi atmış ve terziye “Yahu nasıl yetmez? Etekleri kısa olsun, kısa kes Aydın abası olsun.” diye bağırmış.
Bende kısa kestim bugünde böyle oldu.