Geçtiğimiz günlerde 14 kişi bir araya gelip çetrefilli bir soru üzerine düşündük; Koşulsuz sevgi var mıdır? İnsan, bir başkasını hiçbir beklentiye, hiçbir şarta bağlamadan sevebilir mi?
Oturum boyunca birbirinden farklı bakış açıları ortaya çıktı. Kimileri, en çok ebeveyn-çocuk ilişkisini örnek verdi. Çocukların anne-babalarını, hiçbir karşılık beklemeden, içten gelen bir duyguyla sevdikleri; ancak ebeveynlerin çoğu zaman çocuklarından beklentiye girdiği dile getirildi. Buna karşın, başka katılımcılar, ebeveyn sevgisinin de sınanabilir olduğunu, “anneler çocuklarını koşulsuz sever” cümlesinin aslında hayatın gerçekleriyle her zaman örtüşmediğini hatırlattı.
Başka bir katılımcı, çocukların anne ve babalarını koşulsuz sevdiklerini, ancak ebeveyn sevgisinin çoğu zaman beklenti içerdiğini öne sürdü. Çocuğun sevgisi içgüdüsel, saf ve karşılıksız gibi görünürken; ebeveynin sevgisi, çocuğun ihtiyaçlarını karşılamasıyla, ailesine uyum sağlamasıyla ya da toplum içinde nasıl göründüğüyle zaman zaman koşullara bağlanabiliyordu. Bu noktada “ebeveyn sevgisi gerçekten koşulsuz mudur?” sorusu oturumun en çarpıcı tartışmalarından birine dönüştü.
Bazı katılımcılarımız ise “koşulsuz sevgi yoktur” diyerek itiraz etti. Ona göre sevgi, daima bir seçimin, bir karşılaştırmanın, bir tercihin sonucuydu. Kimi daha çok sevdiğimiz sorusu bile koşulları işaret ediyordu. Sevginin bir ölçüye tabi tutulması, zaten başlı başına bir koşul anlamına geliyordu.
Konuşmalar ilerledikçe mesele, bireysel deneyimlerden daha felsefi bir zemine taşındı. “İnsan yalnızca kendini koşulsuz sevebilir” diyen görüş dikkat çekiciydi. Kendi hayatımızı seçerken, kendi tercihlerimizi yaparken, aslında kimseye hesap vermiyoruz. Bu bakış açısına göre koşulsuzluğun en saf hali öz-sevgide gizliydi. Fakat paradoksal olan şu ki, çoğumuz kendimize karşı başkalarına olduğundan daha acımasız davranıyoruz. Affedicilik, şefkat ve merhameti başkalarına kolayca gösterebilirken, söz konusu kendimiz olduğunda aynı cömertliği göstermekte zorlanıyoruz. Bu çelişki, öz-sevginin de aslında sanıldığı kadar koşulsuz olmadığını düşündürdü.
Oturumda koşul kavramı da ayrıca tartışıldı. Bazı katılımcılar, “koşul” kelimesinin fazlasıyla sert bir ifade olduğuna dikkat çekti. Koşulu en kötü senaryolar üzerinden düşündüğümüzde —ihanet, ihmal, ağır hatalar— eğer bu koşullara rağmen sevgimiz devam edebiliyorsa, belki de o zaman koşulsuzluğa yaklaşabiliyoruz. Ancak çoğu zaman sevgi, farkında olmadan çeşitli beklentilerle örülüyor: ait olma, değer görme, mutlu hissetme, tamamlanma duygusu… Yani sevgi dediğimiz şey, yalnızca birine yöneltilmiş bir duygu değil; aynı zamanda bizim için ne ifade ettiğiyle, bizde neyi beslediğiyle ilgili.
Dikkat çeken bir diğer tartışma da ilahi sevgi üzerineydi. Bazı katılımcılar yalnızca ilahi sevginin koşulsuz olabileceğini, çünkü bu sevgide teslimiyetin bulunduğunu vurguladı. İnsan ile Tanrı arasındaki bağın, dünyevi sevginin sınırlarını aştığını, bu yüzden koşulsuzluğa en yakın örnek olduğunu dile getirdiler. Buna karşılık dünyevi sevgilerde koşulsuzluğa yaklaşılabileceği ama tam anlamıyla ulaşılamayacağı noktasında uzlaşıldı.
Konuşmalar ilerledikçe konu bir başka boyuta taşındı: Koşulsuz sevgi suistimale açık mıdır? Birini ne olursa olsun sevmek, kişinin kendi sınırlarını ihmal etmesine, hatta istismara açık hale gelmesine neden olabilir mi? Bu soru, koşulsuzluğun ideal bir kavram gibi görünse de gerçek hayatta nasıl zorluklar doğurabileceğini düşündürdü.
Hayvan sevgisi ve cansız varlıklarla kurulan bağ da gündeme geldi. Hayvanları sevmek, çoğu katılımcıya daha saf ve beklentisiz geldi. Ancak burada bile insanın kendi duygusal ihtiyaçlarının, yalnızlığının ya da ait olma arzusunun bu sevgiyi beslediği dile getirildi. Yani sevgi, en masum görünen hallerinde bile bir ihtiyaçla bağlantılı olabiliyordu.
Sonuçta oturumdan çıkan ortak kanaat şu oldu: Koşulsuz sevgi mutlak anlamda var olmayabilir. Ancak koşulsuza yaklaşan sevgiler mümkündür. İnsan, koşullarını yumuşattığında, beklentilerini azalttığında, “her halinle kabul ediyorum” diyebildiğinde koşulsuzluğa biraz daha yaklaşabilir. Belki de mesele, “tamamen koşulsuz sevebilir miyiz?” sorusunu değil, “sevgimizi ne kadar kapsayıcı, ne kadar şefkatli bir hale getirebiliriz?” sorusunu sormaktır.
Doğru ya da yanlış değil her görüşe kucak açtığımız bir oturum oldu…
Sevgili katılımcılarımız:
Betül Aytar, Buse Bulakoğlu, Ceren Evin, Ezgi Bilge Aslan, Gamze Dilara Renklibay, Merve Yılmazkart, Nuran Kesikler, Özcan Hoşnut, Ferize Pekgöz, Tuğçe Büyükdağlıoğlu.
Paylaşımlarınızla hem ufkumuzu genişlettiniz hem de tartışmamıza derinlik kattınız. Varlığınız ve katkınızla bu oturumu daha anlamlı kıldınız. Sağ olun, varolun…