Bugünlerde Çumra Şehir stadyumunun ne zaman geçsem Çim sahanın içler acısı yangın yerine dönmüş halini görünce içim yanar.
Hasan Genç Hoca yanmış kurumuş çim sahada alt yapı çocuklarını çalıştırıyordu. Sahanın belli yerlerinde henüz kurumamış benek gibi yeşil kalmış yerler de var.
Daha önce bu köşeden “Çumra’nın sahibini arıyorum” başlıklı yazı yazmıştım. Gerçekten son yıllarda daha önce yapılan hizmetlerin devasa eserlere sahip çıkan yok. Şimdi Çumra ne acıdır ki metruk bir hal arz ediyor değil mi?
30 yıl önce o günün şartlarında büyük fedakârlıkla yapılan “ÇİM SAHA” bugün acem eline düşmüş doğan gibi bazı aklı evveller tarafından su bahane edilerek çim saha sökülüp “sentetik saha” yapılacakmış. Bu zamanda böylesi sivri zekâlılar varmış!
Hasbelkader böylesi kararı verenler, mazeret bahane göstererek hizmet verilmez. Her hâlükârda hizmet etmek ve hizmet üretmek gerekir……
**
Böylesi girizgâhtan sonra yazımıza devam edelim mi? Muhakkak ki yaşadığımız dünyamızda ister maddi ister manevi ne varsa? Var olanın bir değer ölçüsü vardır.
Cenabı Allah’a şükürler olsun bizim ölçümüz Allah(cc) ve Resul(sav) çizgisindedir. Bu minval üzerine hareket ederek yaşamaya gayret ediyoruz.
Enes (ra)’dan rivayet edilen hadisi şerifte; Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
"Sizden biri, kendi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe gerçek imana eremez." (Nesai`nin rivayetinde "...hayır şeylerden" ziyadesi mevcuttur.)
Evet, biz yıllar öncesinden öyle dostlar tanırız ki, onlar hep başkalarına istediler. Ki kendilerine sıra hiç gelmedi. Yanındaki akil dediğimiz zatı şahaneler senin ihtiyacın var mı? Diye sormadılar. Sormak zaten hesaplarına gelmezdi.
Hesabına geleni yaptılar. Fedakâr dost hiçbir zaman hesapta olmadı.
Ancak böylesi ekâbirlerin hesabı varsa, her şeye kudrete yeten Cenabı Allah’ın(cc) hesabı muhakkak vardır.
Hz. Peygamber (sav)in şöyle dediğim rivayet ediyor: "Kim Allah için sever, Allah için bunuz eder, Allah için verir, Allah için vermezse imanım kemale erdirmiştir”
Hangi ölçü?
Derseniz işte ölçü bu!
Her ne şartta olursa olsun gerçek dostlara sahip çıkmalıyız.
*
Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli’nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister.
O zamanlar dergâhlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli’ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli;
--- Helal değildir. Diye bu kurbanı geri çevirir.
Bunu üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve aynı durumu Mevlana’ya anlatır. Mevlana hediyeyi kabul eder.
Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli’ye anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler Mevlana’ya Mevlana;
--- Biz karga isek Hacı Bektaş Veli şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz o kabul etmeyebilir. Der.
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergâhına gider ve Hacı Bektaş Veli’ye, Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyler. Hacı Bektaş Veli şöyle der;
--- Bizim gönlümüz su birikintisi ise Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönü kirlenmez.
Böylesi tevazu ve incelikle, birbirilerimizi yüceltebilmeyi becerebilen insanlar olmamız dileğiyle inşallah!
**
Anlatırlar ya;
Bir gün bir adam eski eşyaları karıştırırken eski bir lamba bulur. Lambanın tozlarını silmek için ovuştururken lambanın içinden bir dev çıkar.
--- Dile benden ne dilersin? Diye sorar.
Dileğini yapacağım. Ancak bir şartım var. Sen ne dilersen sana yaptığımın iki katını rakibine yapacağım. İyi düşün dileğini söyle!
Bizimki kısa bir düşünme süresinden sonra dileğini deve söyler;
--- Ey dev! Benim bir gözümü kör et! Der.
Bunu da cebinize koyun! Ya siz ne yapardınız acaba? Diye kendinize soru sorabilir miyiz?