Gençlik yıllarımda akrabamızın düğünü için köyümüze gitmiştim. O yıllarda düğüne en az iki önceden gidilirdi. Bizde Cuma günü ikindi üzeri köye gitmiştik. Düğüne gelen konukları köy girişinde düğünün bayraktarı karşılar düğün evine kadar götürürdü.
Düğün sahibine hayırlı olsun ve hoş beşten sonra daha misafir alacak evin sahibine tabi olduk.
Aziz Ali Kaplanın oğlu Murat Kaplan’ın evine misafir olmuştuk. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar misafir odasında muhabbet ettik. Köyün şehirde okuyan gençlerinden çenesi kuvvetli biri yaşanmışlarını anlatıyor anlatırken de kahkaha ile gülüyordu. Odanın kapısında elinde bastonuyla Aziz Ali Kaplan dede göründü.
--- Gençler sohbetiniz muhabbetiniz şen olsun. Dedikten sonra sizlere bir şey diyeceğim ancak yanlış anlamayın tamam mı?
Bak koçum sen anlatır etrafındakiler gülerse lafın şekeri olur.
Kendin anlatıp kendin gülersen o da lafın zekeri olur.
Konuşan genç;
--- Aziz Ali amca zekeri anlamadım.
--- Az daha büyü anlarsın. Haydi, hayırlı geceler diyerek odadan ayrılmıştı. Anmışken bütün ahirete göçenlerimize Allah rahmet eylesin ahiret yurtları cennet olsun.
Sözü nerden nereye mi getireceğim? Şimdi şehrimizin sözde akil adamları akil olmak onların yakın semtine bile uğrayamaz da kendi aralarında toplanmışlar kendileri anlatıp ağlanacak hallerine kendileri gülüyorlar. Bu amcaların hal ve gidişi bana taa o günleri çağrıştırdı.
Bu amcalara aziz dostum bunların hepsi şark kurnazlığı yapıyorlar dedi.
Siz bana “Şark Kurnazlığı ne demek diye soracaksınız?”
Şark Kurnazı, büyük ve uzun planlar yerine küçük çıkarları için hileli yollar deneyen, başkalarını kandırmaya çalışan ve bütün durumları kendi lehine çevirdiğini sanan kimsedir.
Dahası bu kavram, dürüst olmayan bir pratik zekâ ve geçici akılla iş yapma biçimini anlatır. Devam edelim mi?
Bu Şark Kurnazı amcaların temel özellikleri kısa vade düşüncelidirler. Büyük resmi görmek yerine sadece o anı kurtarmaya çalışırlar.
Bencil çıkarcıdırlar, her durumu kendi menfaatleri için kullanmak isterler. Bunlarda aldatma eğilimi her zaman vardır. Karşısındaki insanın anlamayacağını düşünerek ufak tefek oyunlar oynarlar.
Sonuçta saman alevi gibi geçici başarılı da görünürler. Ancak bu küllük müftüleri çoğu zaman kendi kurdukları küçük tuzaklarda yine kendilerini zarara uğratırlar.
Eee ne diyelim bunlara o zaman?
Acele etmeyin zaman susar gibi görünür ama unutmaz.
Her şeyin bir vakti, her yanlışın bedeli, her hesabın da bir günü vardır. Yanlış yapan, pişmanlığın soğuk yüzüyle mutlaka karşılaşır.
Ne demiş bizden önce yaşamışlarımız; “Yüreğiyle konuşan herkesi yüreğimle dinleyecek kadar duyarlıyım.
Ama dili ayrı, yüreği ayrı olanları da hiç duymayacak kadar sağırım.”
Bilmem anlatabildim mi?