Fırın deyince insanın aklına ne gelir?
Sıcak ekmek…
Mis gibi kokan pide…
Bir annenin çocuğuna aldığı ekmek…
Sofraya oturan bir ailenin bereketi…
Ama Adana’nın Kozan ilçesinde bir fırın var ki ona bakınca insanın aklına ekmekten önce acı geliyor.
Çünkü bu fırın, Kozan’da yaşanan kara günlerin hatırasını taşıyor.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu’nun birçok yeri gibi Kozan ve çevresi de zor günlerden geçti. Fransız işgali döneminde bölgede Türk ve Müslüman halka yönelik şiddet olayları yaşandı. Kozan Belediyesi tarafından yayımlanan bilgilere ve eski Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun aktardığı tanıklıklara göre bazı Türkler fırınlarda yakılarak öldürüldü. Kadirli Caddesi üzerinde günümüze ulaşan tarihî fırın da bu acıların hatırası olarak koruma altına alındı ve üzerine Türkçe ve İngilizce bilgilendirme levhası asıldı.
Düşünün çocuklar…
Bir fırının önünden geçiyorsunuz.
Ama o fırından ekmek kokusu gelmiyor.
Orada yıllar önce yaşandığı anlatılan acıları düşünüyorsunuz.
Belki bir annenin feryadı…
Belki evine dönemeyen bir babanın sessizliği…
Belki de annesinin eteğine sarılmak isteyen küçücük bir çocuğun korkusu…
İnsan bunu düşününce şu soruyu sormadan edemiyor:
İnsan insana bunu nasıl yapabilir?
İşte tarih bunun için öğrenilir.
Kinimizi büyütmek için değil, aynı acıların bir daha yaşanmaması için…
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Kozan’daki olaylarla ilgili geçmişte o günleri yaşayan insanlarla görüştüğünü, kendisine Türklerin yakıldığı fırınların gösterildiğini ve bölgede başka katliamların da anlatıldığını ifade ediyor. Kozan Belediyesi de ilçede birden fazla fırında benzer olayların yaşandığını, günümüze kalan yapının bu hafızayı yaşatmak amacıyla ziyarete açıldığını belirtiyor.
Ancak tarihe karşı bir borcumuz daha vardır:
Duyduğumuz her şeyi belge, belgelediğimiz her şeyi de doğru anlatmak.
Nitekim Kozanlı tarih öğretmeni Abdurrahman Kütük, yaptığı araştırmalarda Türklerin bu fırınlarda yakıldığı iddiasını doğrulayacak bir belgeye ulaşamadığını söylemiştir. Buna karşılık Halaçoğlu ise dönemin tanıklarının anlatımlarına dayandığını ifade etmektedir.
Bu ayrıntıyı söylemek tarihi küçültmez.
Tam tersine, tarihe olan saygımızı gösterir.
Çünkü bizim amacımız çocuklarımıza nefret bırakmak değil, hafıza bırakmak olmalıdır.
Bugün Kozan’daki o eski fırının önünden geçen bir çocuk belki yüz yıl önce yaşananları bilmiyor. Fakat büyükleri ona anlatmalı:
“Evladım, bu topraklar kolay vatan olmadı.”
Sonra mutlaka şunu da eklemeli:
“Fakat geçmişte yaşanan bir zulüm yüzünden bugün hiçbir millete veya halka düşmanlık besleme. Suçu işleyen kimse, suç onundur. Zulmün milleti olmaz.”
İşte çocuklarımıza vereceğimiz en büyük tarih dersi budur.
Ölenleri, yanan insanların cadde de akan yağlarını unutmayacağız, unutturmayacağız.
Acıları inkâr etmeyeceğiz.
Belgeleri araştıracağız.
Gerçeği olduğu gibi anlatacağız.
Ama geçmişin ateşini bugünün çocuklarının yüreğine nefret olarak taşımayacağız.
Çünkü tarih intikam defteri değildir.
Tarih, aynı yanlışların tekrar edilmemesi için insanlığın tuttuğu büyük bir ibret defteridir.
Kozan’daki o fırın bugün konuşamıyor.
Taşları susuyor, duvarları susuyor.
Fakat orada yaşandığı aktarılan acılar hâlâ bize bir şey söylüyor:
Unutma, fakat nefret de etme.
Geçmişini bil, vatanının kıymetini bil, zulmün karşısında dur ve hangi milletten olursa olsun masum bir insanın canını kendi canın kadar değerli gör.
Çünkü bir fırında ekmek yanarsa yenisi yapılır.
Bir bina yanarsa yeniden inşa edilir.
Ama insan yanarsa geriye yalnızca bir annenin gözyaşı, bir milletin hafızası ve tarihte kalan bir çığlık kalır.
İşte Kozan’daki o eski fırından bugüne ulaşan en büyük ders budur:
Fırınlar ekmek pişirsin, insanlık yanmasın dostlar.