Vefa…
Söylemesi kolay, taşıması ağır bir kelime. İnsanın iyi gününde yanında olmak kolaydır. Asıl vefa; hastalık geldiğinde, yaşlılık kapıyı çaldığında, hafıza zayıfladığında ve hayatın yükü ağırlaştığında belli olur.
Anlatılan ibretlik bir hadise, vefanın ne olduğunu uzun uzun tarif etmeye gerek bırakmıyor.
Yaşlı bir adamın hanımı yaklaşık bir aydır hastanede yatmaktadır. Üstelik Alzheimer hastasıdır. Hafızası günden güne zayıflamakta, geçmişin hatıraları birer birer silinmektedir.
Fakat onun unuttuğunu, hayat arkadaşı unutmamıştır.
Yaşlı adam her sabah erkenden kalkar. Hanımının kahvaltılığını hazırlar, hastanenin yolunu tutar. Belki hanımı onun kim olduğunu her zaman hatırlayamıyordur. Fakat o, yıllarca aynı sofraya oturduğu, aynı yastığa baş koyduğu eşini yalnız bırakmaz.
Bir sabah yine elinde kahvaltılıklar, hastaneye yetişmeye çalışırken trafik kazası geçirir.
Acil sağlık ekibi olay yerine gelir. Yaşlı adam yaralıdır. Fakat onun aklında kendi yarası değil, hastanede kendisini bekleyen hanımı vardır.
Sağlık görevlisine telaşla sorar:
“Evladım, saat kaç?”
Görevli şaşırır:
“Amca, sen yaralısın. Saati ne yapacaksın?”
Yaşlı adam:
“Hanımımla sabah kahvaltısı yapacaktık. Ona yetişmem lazım.” der.
Görevli sorar:
“Eşiniz nerede?”
“Hastanede.”
“Nesi var amca?”
“Alzheimer…”
Görevli, belki de onu rahatlatmak için:
“Amca, eşiniz Alzheimer hastasıysa saati de bilmez. Belki sizi de tanımaz. Bu kadar telaş etmenize gerek yok.” der.
Yaşlı adamın verdiği cevap ise insanın boğazını düğümleyen cinstendir:
“O beni tanımasa da ben eşimi tanıyorum ya evladım… Yetmez mi?”
İşte vefa budur!
Vefa, “Beni hatırlıyor mu?” diye sormadan hatırlamaktır. “Bana ne verebilir?” diye düşünmeden vermektir. Karşılık beklemeden sevmek, yük olduğunda kaçmamak, zor gününde elini bırakmamaktır.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de eşler arasındaki bağı anlatırken, “Sizin için kendileriyle huzur bulacağınız eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet meydana getirmesi O’nun ayetlerindendir.” buyurur. (Rûm, 21)
Dikkat edelim; ayette yalnız sevgiden değil, merhametten de söz edilir.
Çünkü gençlikte sevgi insanları birbirine yaklaştırır; yaşlılıkta ise sevgiye vefa ve merhamet eşlik eder. Güzellik solar, güç azalır, eller titrer, gözler eskisi gibi görmez. Gün gelir insan, en yakınındaki kişinin adını dahi hatırlayamayabilir.
İşte o zaman sevginin gerçek olup olmadığı ortaya çıkar.
Bugün maalesef küçük meseleler yüzünden yılların dostluklarını, akrabalıklarını ve evliliklerini bir çırpıda silen insanlara rastlıyoruz. “Bana ne yaptı?” diye hesap tutuyoruz. Hâlbuki gönül defterinin hesabı başka türlü tutulmalıdır.
Bir zamanlar sen hastalandığında sabaha kadar başında bekleyen eşin bugün yatağa düştüyse, sıra sendedir.
Bir zamanlar sana bir bardak su getiren el bugün titriyorsa, o bardağı tutmak sıra sendedir.
Bir zamanlar kapıda yolunu gözleyen insan bugün seni tanımıyorsa, onun yanında oturmak yine sana düşer.
Çünkü vefa, insanın hafızasında değil, vicdanında taşınır.
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hayatında da bunun ne güzel örnekleri vardır. Hz. Hatice validemiz vefat ettikten yıllar sonra bile onun hatırasını yaşatmış, dostlarına ikramda bulunmuş, kendisine yaptığı iyilikleri unutmamıştır. Demek ki vefa, insan hayattayken gösterilen bir davranıştan ibaret değildir; gerçek vefa, iyiliği ve güzel hatırayı yıllar geçse de unutmamaktır.
Bugün evlerimizin belki de en fazla ihtiyaç duyduğu şey budur: Vefa.
Anne babaya vefa…
Eşe vefa…
Dosta vefa…
Komşuya vefa…
Geçmişimize, değerlerimize ve bize emeği geçen insanlara vefa…
Unutmayalım ki dünya bir imtihan yeridir. Bugün güçlü olan yarın güçsüz kalabilir. Bugün hatırlayan yarın unutabilir. Bugün yürüyen yarın birinin koluna ihtiyaç duyabilir.
Bu sebeple yaşlı adamın söylediği o birkaç kelimeyi yalnızca duygulu bir söz olarak okumayalım. Onu hayatımıza verilmiş bir ders olarak görelim:
“O beni tanımasa da ben eşimi tanıyorum ya… Yetmez mi?”
Evet, yetmez mi?
Sevdiğimiz insan bizi unutsa bile biz onu unutmayalım. Bize yapılan bir iyiliğin üzerinden yıllar geçse bile hatırlayalım. Soframıza oturanı, derdimize koşanı, zor günümüzde elimizden tutanı bir kenara atmayalım.
Çünkü insanı insan yapan yalnızca sevmek değildir.
Sevdiğine sadık kalmak, iyiliği unutmamak ve zor zamanda terk etmemektir.
Vefa, hatırlanana gösterilen değil; unutana rağmen devam ettirilen sadakattir.
Rabbim bizleri vefayı bilen, iyiliği unutmayan ve ömür yolunda beraber yürüdüğü insanların elini en zor günlerinde bırakmayan kullarından eylesin.
Âmin.