İnsan sağlığının temelinde sadece ne yediğimiz değil, ne kadar yediğimiz de vardır. Günümüzde obezite, diyabet, yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları, karaciğer yağlanması gibi birçok rahatsızlığın temelinde aşırı ve bilinçsiz beslenme yatmaktadır. Oysa hem dinimiz hem de tıp ilmi, ölçülü yemeyi tavsiye etmektedir.

Sevgili Peygamberimiz (sav), asırlar öncesinden bizlere şu önemli ölçüyü vermiştir:

"Âdemoğlu midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır. İnsana belini doğrultacak birkaç lokma yeter. Mutlaka yiyecekse midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe, üçte birini de nefesine ayırsın."

Bugün modern tıp, bu hadis-i şerifteki hikmeti daha iyi anlamaktadır. Ölçülü beslenmenin hücre yenilenmesini desteklediği, otofaji adı verilen doğal temizlenme sistemini harekete geçirdiği, insülin direncini azaltmaya yardımcı olduğu ve vücuttaki zararlı serbest radikallerin etkisini düşürdüğü ifade edilmektedir. Ayrıca sindirim sistemini rahatlatır, zihni dinlendirir, dikkat ve odaklanmayı artırır, sağlıklı yaşlanmaya katkı sağlar.

Mide, bedenimizin adeta bir havuzu, bütün organlarımızın ihtiyacı olan besinlerin hazırlandığı bir mutfaktır. Bu mutfağa ihtiyacımız kadar malzeme koyduğumuzda bedenimiz rahat eder. Fakat gereğinden fazla doldurduğumuzda mide zorlanır, sindirim sistemi yıpranır ve hastalıkların kapısı aralanır.

Bugün diyabet hastalarının sayısının hızla artması, çocuk yaşlarda bile obezitenin görülmesi ve kalp hastalıklarının çoğalması, ölçüsüz beslenmenin ne kadar büyük bir tehlike olduğunu göstermektedir. İnsan çoğu zaman hastalığını fark ettiğinde diyet yapmak zorunda kalır. Oysa sağlığın kıymeti, onu kaybetmeden bilinmelidir.

Büyüklerimizin, "Bütün günahların başı mideye teslim olmak, onun emrine girmektir." sözü de üzerinde düşünülmesi gereken bir nasihattir. Çünkü mide doydukça nefis daha fazlasını ister; hırs, israf ve tembellik de çoğu zaman bunun ardından gelir.

Az yemek sadece bedeni değil, ruhu da hafifletir. Aşırı yemek insanı uykuya, ağırlığa ve gevşekliğe sürükler. Ölçülü beslenmek ise çalışmayı kolaylaştırır, ibadete güç verir, iradeyi kuvvetlendirir ve insanın kendisini daha dinç hissetmesini sağlar.

Eskilerin, "Az yiyen hastalıktan, ilaçtan ve doktordan kurtulur." sözü boşuna söylenmemiştir. Elbette her hastalık fazla yemekten kaynaklanmaz; ancak sağlıklı ve ölçülü beslenmek, birçok hastalığın oluşma riskini önemli ölçüde azaltır.

Şunu da unutmamak gerekir ki, mideye gereğinden fazla doldurduğumuz yiyeceklerin büyük kısmı sonunda tuvalete gidecektir. Yani fazlası ne bedenimize kalıcı bir fayda sağlar ne de ruhumuza bir kazanç kazandırır. Buna karşılık, ihtiyacımız kadar yiyip kalanını ihtiyaç sahipleriyle paylaşmak hem sağlığımıza hem de ahiretimize yapılan en güzel yatırımdır.

Arada bir tutulan oruç ise sadece aç kalmak değildir. Oruç; mideyi dinlendirir, nefsi terbiye eder, sabrı öğretir, nimetlerin değerini hatırlatır ve insanı paylaşmaya yöneltir.

Yazımızı büyük Türk düşünürü Ali Şîr Nevâî'nin şu hikmetli sözüyle bitirelim:

"Az konuşmak hikmeti, az yemek ise sağlığı getirir. Ağzına geleni söylemek cahilin, önüne geleni yemek hayvanın işidir."

Ölçülü yaşamak, sadece sofrada değil hayatın her alanında insana kazandırır. Sağlıklı bir beden, huzurlu bir ruh ve bereketli bir ömür isteyenler için ilk adım, lokmayı israf etmeden, ihtiyaç kadar yemek ve midenin hakkını vermektir.