Türk milletinin tarihinde bazı ayların ayrı bir yeri vardır. Ağustos da bunlardan biridir. Malazgirt’ten Büyük Taarruz’a uzanan nice zaferin hatırası bu ayda yaşar. Bu yüzden ağustos, bize yalnız zaferleri değil, o zaferlerin arkasındaki fedakârlıkları ve kahramanları da hatırlatır.
Çünkü bir millet yalnız üzerinde yaşadığı topraklarla millet olmaz. Onu millet yapan; ortak tarihi, acıları, sevinçleri ve gerektiğinde vatanı uğruna canını ortaya koyan insanlarıdır.
Bugün bu topraklarda başımız dik yaşayabiliyor, ay yıldızlı bayrağımızı gökyüzünde dalgalandırabiliyorsak bunun arkasında isimlerini bildiğimiz ve hiç bilmediğimiz binlerce kahraman vardır.
Çanakkale’ye gidin...
Toprağın altında Anadolu’nun dört bir tarafından gelmiş vatan evlatlarını görürsünüz. Kimi Konya’dan, kimi Niğde’den, kimi Erzurum’dan, kimi Diyarbakır’dan...
Birçoğu birbirini daha önce hiç tanımıyordu. Fakat aynı sipere girdiler, aynı ekmeği bölüştüler ve aynı vatan uğruna mücadele ettiler.
Çanakkale denildiğinde aklımıza gelen kahramanlardan biri Seyit Onbaşıdır.
Mecidiye Tabyası’nda yaşanan o büyük mücadelede Seyit Onbaşı’nın gösterdiği kahramanlık nesilden nesile anlatıldı. Fakat tarihimizin sayfalarında adı onun kadar duyulmayan başka kahramanlarımız da vardır.
Bunlardan biri de Niğdeli Çolak Ali’dir.
Niğde’nin İmrahor köyünden cepheye giden Ali, Çanakkale’nin adsız kahramanlarından biri oldu. Anlatımlara göre Mecidiye Tabyası’nda Seyit Onbaşı ile omuz omuza mücadele etti ve savaş sırasında Seyit Onbaşı’nın hayatının kurtulmasında rol oynadı. Savaşın ağır izlerini bedeninde taşıdı; bir kolunu kaybetti ama vatan sevgisini hiçbir zaman kaybetmedi.
İşte tarih biraz da budur.
Bir kahramanın arkasında başka bir kahramanın bulunduğunu bilmektir.
Seyit Onbaşı’yı biliyorsak Niğdeli Çolak Ali’yi de bilmeliyiz. Çünkü vatan savunması tek kişinin değil, omuz omuza mücadele eden bir milletin destanıdır.
Çanakkale’den yıllar sonra takvimler 8 Ağustos 1964’ü gösterdi.
Bu kez gökyüzünde başka bir kahraman vardı:
Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel.
Kıbrıs Türklerinin zor günlerinde görev için havalanmıştı. Uçağı Kıbrıs semalarında vuruldu. Paraşütle atlayarak sağ kurtuldu ancak Rum kuvvetlerinin eline esir düştü ve ardından şehit olduğu haberi geldi.
Daha 29 yaşındaydı.
Önünde yaşayacağı yıllar, kuracağı hayaller vardı. Fakat o, görev çağırdığında gökyüzüne çıkmıştı.
Cengiz Topel o gün yalnız Kıbrıs toprağına düşmedi.
Türk milletinin yüreğine düştü.
Yıllar geçti.
Bu defa takvimler 15 Temmuz 2016’yı gösteriyordu.
Niğde’nin bağrından çıkan bir başka kahraman, Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir, kendisine verilen tarihi görevi yerine getirdi. Özel Kuvvetler Komutanlığını ele geçirmek isteyen darbeci general Semih Terzi’yi vurdu ve ardından şehit edildi.
O da biliyordu...
Verilen emri yerine getirdiğinde belki geri dönemeyecekti.
Ama geri durmadı.
Çünkü vatan söz konusu olduğunda bazı insanlar kendi hayatından vazgeçebilecek kadar büyük bir cesaret gösterir.
Seyit Onbaşı...
Niğdeli Çolak Ali...
Cengiz Topel...
Ömer Halisdemir...
Tarihleri farklıydı.
Cepheleri farklıydı.
Ama uğruna mücadele ettikleri değer aynıydı:
VATAN.
Ağustos ayını “zaferler ayı” yapan da işte bu ruhtur.
26 Ağustos 1071’de Malazgirt Zaferi ile Anadolu’nun kapıları Türklere açıldı. Yine bir 26 Ağustos’ta, 1922’de Büyük Taarruz başladı. 30 Ağustos’ta kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi ise bağımsızlık mücadelemizin en büyük dönüm noktalarından biri oldu.
Fakat zaferleri yalnız tarihlerden ibaret görürsek eksik kalırız.
Her zaferin arkasında bir anne duası, bir yetim gözyaşı, yarım kalan bir hayat ve toprağa düşen bir Mehmetçik vardır.
Bugün bize düşen görev, kahramanlarımızı yalnız yıldönümlerinde hatırlamak değildir.
Çocuklarımız Cengiz Topel’in adını taşıyan bir caddeden geçerken onun kim olduğunu bilmeli.
Niğde’ye giden bir genç Ömer Halisdemir’in mezarı başında neden milyonların dua ettiğini anlamalı.
Çanakkale’ye giden evlatlarımız Seyit Onbaşı’yı öğrenirken, onunla aynı cephede mücadele eden Niğdeli Çolak Ali gibi isimsiz kalmış kahramanları da tanımalı.
Çünkü tarih bir milletin hafızasıdır.
Hafızasını kaybeden insan kim olduğunu unutur.
Kahramanlarını unutan millet de nereden geldiğini ve bu toprakların hangi bedellerle vatan olduğunu unutmaya başlar.
Bu yüzden çocuklarımıza anlatalım:
Bu bayrak kolay yükselmedi.
Bu toprak kolay vatan olmadı.
Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Büyük Taarruz’dan Kıbrıs’a, 15 Temmuz’a kadar bu milletin tarihi fedakârlıklarla yazıldı.
Ağustos bize bunu bir kez daha hatırlatsın.
Seyit Onbaşı’yı unutmayalım.
Niğdeli Çolak Ali’yi unutmayalım.
Cengiz Topel’i unutmayalım.
Ömer Halisdemir’i ve isimleri bilinmeden toprağa düşen bütün kahramanlarımızı unutmayalım.
Çünkü kahramanlarını unutan bir millet, geçmişini; geçmişini unutan bir millet ise geleceğini kaybeder.
Unutmayalım, unutturmayalım.
Ağustos zaferlerimizin, kahramanlarımız ise bağımsızlığımızın yaşayan hafızasıdır.
