Evet, sabah namazı vakti klavyenin başına geçtim başladım yazmaya. Mustafa Yıldızdoğan’ın meşhur ettiği “Türkiye’m Türküsü ’nün” söz yazarı rahmetli Dilaver Cebeci’nin “Yönüm kıbleye kıblem Kabeye” şiiri aklıma düştü.
“”Yönüm kıbleye,
kıblem Kâ'be'ye...
İki ak ışık çıkar gözbebeklerimden,
Arza destek olmuş göğsü kaba dağları
Aşar bir solukta varır Mekke'ye,
Yönüm kıbleye,
kıblem Kâ'be'ye.
Niyetim sabah namazının farzı.
Bir ak bayrak gibi açıldı ufuk,
Şunca kuru otlar vardı secdeye,
Benim maksadım Allah rızası,
Niyetim sabah namazının farzı...
Durdum divâna,
uydum Kur'an'a...””
…….
İki binli yıllardan sonra Çumra Şeker fabrikasının kurulması ve Organize sanayini hayatiyete geçmesiyle şehrimizin belli caddelerinde adına kafe denilen yerler açıldı. Dahası lokantaların adı da restoran oldu. Böylesi yerlere pahasına aldırmayan dahası cebine güvenen gidiyor. Kafe restoran deyince çağrışım yaptı.
Bizim şehrimizdeki işletmeleri asla kıyaslamam ancak, dikkatimi çekti.
Vaktiyle ünlü eğlence yeri işletmecesine;
--- Bir kahveyi nasıl bu kadar pahalı satıyorsunuz? Diye sorduğumda.
--- O kahvenin fiyatı değil o kahveyi içenlerin, bir kahveye o parayı veremeyenlerle aynı yerde olmak istemedikleri için ödedikleri bedeldir. Demiş.
Tam davranışsal iktisat dersi değil mi?
Son zamanlarda şehrimizin sözde akil adamları onlar kendilerini öyle görüyorlar. Zaman içinde sel önünden kütük kapmış amcalar. Aslında akil olmak onların yakın semtine uğramaz.
Bildiğiniz üzere ben zaman zaman köşemden ibret nazarı ile yaşanmışlıkları paylaşıyorum.
Rivayet olur ki, o kendilerini akil gören akıl daneler kendi aralarında davet düzenleyip yukarda dediğim mekânlarda yiyip içiyorlar. Aynı ekipler sahile inmişler içlerinde deve dişi amirler de var.
O dağ benim bu dağ benim gezmişler tozmuşlar güneşte yanıp koşa koşa denize girmişler cass diye sönmüşler. Bol yıldızlı otelde dinlenmişler.
Her nere gittilerse hesabı hep aynı amca ödermiş. Davetlilerden biri yüksünmüş ve amirine;
--- Her nere gittiysek hesabı falan amca ödüyor. Biraz da biz ödeyelim. Deyince o amir efendi;
--- Olmaz ödeyemeyiz, o zatı şahaneleri yediğimiz içtiğimizin hesabını ödemiyor. Bizimle aynı masada oturmanın bedelini ödüyor. Değilse avurdunu doldura doldura konuşmasına niye katlanalım. Sen rahat ol..
*
Biz de arkadaş dost grubu yaklaşık otuz yıldır helal dairesi içinden çıkmamak kaydıyla bizden önce yaşamışlarımızın ifadesi ile “Tebdili mekânda ferahlık vardır.” Yani insan aynı yerde kalmaktan sıkıldığında ve hatta bunaldığında ortamı veya yeri değiştirmenin ruhuna iyi geleceği, ona huzur ve rahatlık vereceğinin tavsiyesine uyarız.
Ki, dağlarda ovalarda Anadolu Coğrafyasında gezilecek, ziyaret edilecek yerlerine gider geliriz. Hesap ödeme gibi sorunumuz olmaz. Bir arkadaşımız kasa olur bütün harcamaları o yapar. Şehre geldiğimizde payımıza ne düştü öderiz. İtirazımız olmaz güle oynaya evlerimize döner hafta içinde gideceğimiz yerlerin programını yaparız. Nasıl böylesi daha güzel değil mi?