Bugün sanayimizin ve gençliğimizin karşı karşıya olduğu en büyük çelişki tam olarak bu…
Bir yanda elinde diplomasıyla iş arayan yüz binlerce üniversiteli genç, diğer yanda "çalıştıracak usta, yetiştirecek çırak bulamıyoruz" diyen fabrikalar ve imalathaneler.
Ülkemizde her dört gençten biri ne eğitimde ne istihdamda (NEET) yer alırken, üretim çarklarını döndüren sanayi kolunda ciddi bir "ara eleman" değil, doğrudan "ana eleman" krizinin eşiğindeyiz.
öte yandan bir diploma enflasyonu ve mesleksizlik en dikkat çeken sorunumuz.
Yıllardır toplumsal bir illüzyonun peşinden koştuk. Her şehre üniversite açtık, "Yeter ki bir lisans diploması olsun, masa başı bir iş bulunur" anlayışını gençlerin ve ailelerin zihnine kazıdık.
Ancak iktisat kuralı şaşmadı. Arzı kontrolsüzce artan her şey değer kaybeder. Bugün binlerce İİBF veya teorik eğitim veren bölüm mezunu genç, kendi alanında iş bulamayıp hizmet sektöründe kuryelik ya da kasiyerlik yapmak zorunda kalıyor.
Öte yandan, CNC operatörü, kaynakçı, endüstriyel otomasyon teknisyeni veya mekatronik ustası arayan sanayici, asgari ücretin katbekat üzerinde maaş teklif etmesine rağmen tezgahın başına geçecek eleman bulamıyor.
"Ara eleman" değil, üretimin "ana Elemanı"!... Sanayideki bu tıkanıklık sadece bir istihdam meselesi değil; ülkenin üretim gücünü ve katma değerli ihracat kapasitesini doğrudan tehdit eden bir milli güvenlik konusudur.
Meslek liselerini ve mesleki eğitim merkezlerini "akademik olarak başarısız çocukların gittiği ikinci sınıf okullar" gibi gören zihniyet kalıbını artık tamamen kırmalıyız.
Mesleki eğitimi, sanayinin ve teknolojinin güncel ihtiyaçlarına göre yeniden tasarlamadığımız; genci daha lise çağındayken üretim sahasıyla, güncel teknolojiyle ve adil bir gelir beklentisiyle buluşturmadığımız sürece bu makas kapanmayacak.
Tezgâh-Eğitim İş Birliği; yani kısacası sanayi ve sanayiciyle eğitimi ve gençleri bir araya getirme projeleri. Her zaman dillendirildi ve bunun çabası verildi. Fakat bu çalışmaların sonucu, rakamsal olarak beklenene ulaşılıp ulaşılmadığı konusu hep muallakta kaldı.
Eğer bu tür çalışmalar yapılacaksa ve tabi illaki yapılması gerektiğini savunuyoruz, özel sektör ile meslek liseleri ve meslek yüksekokulları arasındaki bağlar kâğıt üstünde kalmamalı; sanayici kendi müfredatını, kendi laboratuvarını okulun içine kurmalıdır.
Çocuğunun eline anahtar değmesini "gecekondu mesleği" gören anlayış yerine; üretmenin, nitelikli bir zanaat sahibi olmanın prestijini yeniden inşa etmeliyiz.
Stratejik Teşvikler bunlar sanayici ve üretici için son derece önemli desteklerdir. Devletin son dönemde devreye soktuğu genç istihdamı ve staj destek programları kıymetli; ancak bu desteklerin sahada doğrudan imalat sanayiine ve sanayi üretimine kanalize edilmesi şart.
Türkiye'nin geleceği, "herkesin üniversite mezunu olduğu ama kimsenin vida sıkamadığı" bir yapıda inşa edilemez. Bize diploması olan ama işsiz kalan nesiller değil; tezgâhının başında katma değer üreten, ürettikçe kazanan ve kalkınan bir gençlik lazım.
Türkiye’de üniversite mezunu sayısının her geçen yıl artması, beraberinde ciddi bir "nitelikli iş gücü–istihdam uyumsuzluğu" ve ne yazık ki "diplomalı işsizlik" gerçeğini getirdi.
Gençlerin yıllarca emek verip kazandıkları diplomaların karşılığını alamaması hem ekonomik hem de psikolojik anlamda büyük bir beklenti ve yük oluşturdu.
Gençler geleceklerinden endişe duyuyorlar ve çalışma hayatına dair beklentileri var. Onlar eğitim istihdam planlamasının gerektiği gibi yapılmamasının sıkıntılarını yaşadıklarını söylüyorlar. O zaman gençlerin ülkelerini terk etmemeleri, gelecekleri ile ilgili kararları başka ülkeler üzerinden yapmamaları için tepede duranların gerekli adımları bir an evvel atmaları gerekiyor.
