En son ne zaman açlıkla sınandınız?

Ocağınızda kaynayacak bir çorbanın hayali sardı mı tüm bedeninizi?

Ve günlerce, sadece o mutfaktaki sessizliği dinlediğiniz oldu mu?

Paranız olsa bile yiyecek alamadığınız bir gün yaşadınız mı hiç?

Geceyle gündüzün birbirine karıştığı, her an evinizin başınıza yıkılmasını beklediğiniz oldu mu?

O ev… İçinde onca anı, onca yaşanmışlıkla birlikte, bir gecede yerle bir oldu mu?

Hiç çocuğunuzun gözlerinin içine bakıp “Yiyeceğimiz kalmadı” demek zorunda kaldınız mı?

Çocuğunuz kollarınızda, açlıktan can verirken, çaresizlik içinde sadece dua ettiniz mi?

“Allah’ım, acı çektirme” diye yalvardınız mı?

Sevdiğiniz birinin gözlerine baka baka onu kaybettiniz mi?

Yardım çağıracak kimsenin olmadığını düşündünüz mü hiç?

Çığlıklarınızın dönüş dolaşıp yalnızca size çarptığı, o tarifsiz çaresizliği yaşadınız mı?

Gözlerine bakmaya bile kıyamadığınız sevdiğinizi kefensiz gömüp, gözlerini toprağa emanet ettiniz mi?

Her sabah “Bugün nereden eksileceğim?” diyerek, bilinmezliğe uyandığınız oldu mu?

Narkozsuz, elektriksiz, ilaçsız… Doktorların ne yapacağını bilemediği o anları sadece izlediniz mi?

Peki ya, izlemek değil de bizzat yaşamak nasıl bir şeydir, hiç düşündünüz mü?

Arabalarla geçtiğiniz yolları, yalın ayak geçmek zorunda kaldınız mı?

Sırtınızda taş gibi ağır acılarla, ne kadar yürüdünüz bu hayatta?

Ne kadar tükendiniz?

Ve bu tükenişin başka insanların elleriyle olduğunu fark ettiğinizde, o gerçekle yüzleşebildiniz mi?

Her güne böyle uyandınız mı — hepsini yaşayarak?

Ben yaşamadım.

Ama biliyorum ki birileri yaşıyor.

Her gün, her an…

Filistin halkı yalnızca açlık, yıkım, ölüm yaşamıyor.

Satırlara sığmayacak kadar büyük acılarla uyanıyor her sabah.

Her gün biraz daha azalıyorlar.

Her gün yasları tazeleniyor.

Peki bu bir savaş olabilir mi?

Savaş deyip geçilebilir mi?

Bu, sistemli bir yok ediş değilse nedir?

Herkesin gözleri önünde gerçekleşen bir katliam değilse, nedir?

Biz ekran başında dayanamayıp gözlerimizi kapatırken, birileri evladını, birileri annesini, babasını gömüyor toprağa.

Her gün, elini tutacak birini daha kaybederek hayatta kalıyorlar.

Her gün, elleri biraz daha boşluğa düşüyor.

Ve en kötüsü… Alışıyoruz.

Gündem değişiyor.

Sanıyoruz ki artık aç değiller, susuz değiller.

Sanki acı bitti, sanki bomba düşmüyor.

Ama bir insanın hayatı, bu kadar kolay silinmemeli.

“Şu kadar ölü” deyip geçilemeyecek kadar değerli olmalı.

Bir annenin çığlığı, sadece 20 saniyelik bir video ile sınırlanamaz.

Bir çocuğun ölümü, sadece bir rakamdan ibaret olamaz.

Filistin direniyor.

Sadece yaşamları için değil, insanlık onuru için direniyorlar.

Çünkü insan hayatı siyasetten büyüktür.

Çünkü yaşamın devamı için gerekli temel ihtiyaçlar, istisnasız herkesin hakkıdır.

Filistin sadece bir coğrafya değil.

Filistin, insanlığın vicdan sınavıdır.

Ve biz…

Bu sınavdan kalıyoruz.