İletişimde çoğu zaman karşımızdaki kişinin açık sözlü olmasını isteriz. Duygu ve düşüncelerini doğrudan, dürüstçe ifade edebilmesi bize güven verir. Bu özellik, genellikle samimiyet ve içtenlikle ilişkilendirilir. Ancak “açık sözlüyüm” ifadesi her zaman masum değildir. Özellikle bizi ilgilendirmeyen ya da fikrimizin sorulmadığı kişisel konular söz konusuysa, bu sözde açıklığın ardında çoğu zaman düşüncesizlik, duyarsızlık ve hatta öfke barınabilir. Bu durum kesin midir? Hayır. Ama ihtimal dahilindedir mi? Evet.

Psikolojik açıdan bakıldığında, açık sözlülükle patavatsızlık arasında ince değil, kalın bir çizgi vardır. Bu çizginin üstünde ise iyi niyet, zamanlama, konu seçimi ve muhatabı gözetebilme kapasitesi yazar. Açık sözlü olmak cesaret ister; kişinin içinden geçeni doğrudan söyleyebilmesi değerlidir. Ancak bunun kadar önemli olan, bu sözlerin karşı tarafta nasıl bir etki yaratacağını öngörebilmektir. Eğer açıklık adına söylenen bir söz, karşımızdakinin sınırlarını ihlal ediyorsa, artık mesele açık sözlülük değil, özensizliktir.

Bazen sözler ağzımızdan filtresizce dökülür. Bazen de “gerçeği söylüyorum” bahanesiyle bilinçsiz bir yaralama çabasına dönüşür. Belki farkında olmadan içimizdeki başka duygulara kılıf ararız. Oysa hakikat, nezaketle de söylenebilir. “Ne düşündüğümü söylersem kaba olur muyum?” diye düşünen birinde zaten ölçülü olma hassasiyeti vardır. Asıl mesele ise, fikrin hangi konuda olduğu ve o fikrin gerçekten istenip istenmediğidir.

Diyelim ki bir arkadaşınız saçını boyattı ama siz bu halini beğenmediniz. Üstelik arkadaşınız size fikrinizi de sormadı. Böyle bir durumda “Saç rengini hiç beğenmedim” demek açık sözlülük müdür, yoksa sınır aşımı mı? Ya da arkadaşınızın kıyafetini beğenmediniz – ki bu, hepimizin sahip olduğu doğal bir haktır. Ama bu bilgi bizimle ilgilidir; yani beğenmediğimiz bir kıyafeti kendimiz giymeyiz.

Her konuda “bilirkişi olma hırkasını” bize kim giydirdi? Bir şeyi beğenmediysek, sadece kendimiz tercih etmeyiz. Bu çıkarımı sessizce cebimize koyabilmek de olgunluk ister. Çünkü her konuda fikir belirtme ihtiyacı, çoğu zaman bir sınır ihlalidir.

Son yıllarda özellikle sosyal medya aracılığıyla “kendin ol” mottosu altında, saldırgan dürüstlüğün erdemleştirildiğine tanık oluyoruz. Oysa gerçek dürüstlük; nezaketle, ölçülülükle ve sorumlulukla birlikte yürüdüğünde kıymetlidir. Sevgili okurlar, muhatabınız sormadığı halde onun görünüşü, kilosu, kıyafeti ya da tarzı hakkında yorum yapmak açık sözlülük değil, müdahaledir. Bu bir hak değil, bir sınır ihlalidir.

İnsanın içinden geçeni söylemesiyle, bunu nasıl ve ne şekilde söylediği arasında sağlam bir köprü kurması gerekir. O köprü sağlam değilse, dil keskinleşir, aklın süzgeci delinmiş bir eleğe dönüşür. Ve geriye ne filtre kalır, ne ölçü…

Sonuç olarak: Açık sözlü olmak cesaret ve bilgelik ister. Patavatsızlık içinse bunlara gerek yoktur. Genellikle empati eksikliğinden doğar. “Bana söylense ben alınmazdım” savunması ise, başlı başına bir yazı konusu olacak kadar geniş bir alandır.

Söylemekle sormak, dürüst olmakla hoyrat olmak, fikir bildirmekle yaralamak arasında daima bir fark vardır. Bu farkı görebilmek ve buna göre davranabilmek, psikolojik olgunluğun göstergesidir.

Hayat yolculuğunda, bize sorulmadan başkaları hakkında yorum yapma çabasına girmediğimiz ve bunu “Ben sadece açık sözlüyüm” diyerek meşrulaştırmadığımız bir hafta diliyorum.