Konyaspor’un dinamizmi ve ruhu elbette taraftarıdır…
Yapılanların hepsi taraftarların mutlu olması içindir…
Konyaspor’a gönül vermiş bu taraftarlar, kulüp için kimin ne yaptığını ne yapmadığını bilir…
Sezgileri kuvvetlidir…
Konyasporluluk ruhu vefa duygusudur…
Emeğe saygıdır…
Kim emek harcamış ise Konyaspor’un yükselmesine kim omuz vermiş ise taraftar onu gönlünde yüceltir, unutmaz…
Seyirciden bahsetmiyorum…
Onların derdi üzüm yemek değil…
Basın Sözcüsü Cengiz Yönet’in Rizespor maçından sonra yaptığı açıklamaya, gösterdikleri tepkiler nedeniyle, onların derdinin üzüm yemek olmadığını anladık!
“Sarı Öküz ve Cengiz Yönet” başlıklı yazımdan dolayı teşekkür edenler kadar, sitem edenler de vardı…
Peki bu yazıma neden tepki vardı?
Basın Sözcüsü Cengiz Yönet’e yapılan eleştirileri yumuşattığım ya da onu savunduğumu düşündükleri için!
Ben doğru bildiğimden şaşmam…
Sonunda kellemin gideceğini bilsem de…
Hem nalına hem mıhına vuranlardan değilim…
Neysem oyum…
Taraftarlar da Rize yenilgisinden memnun değiller…
Ben de değilim…
Ama, bel altı da vurmam…
Ligin ilk maçlarının sürpriz sonuçlara gebe olduğunu bilmeyecek kadar futbol fukarası değilim…
Konyaspor’un tam hazır olmadığını da…
Lakin, sezonun ilk maçındaki bir yenilgiden sonra hocayı, topçuları, yöneticileri gömerseniz, bu işin sonunun nereye varacağını kestirmek mümkün değil…
Böyle yenilgilerden sonra bir yanım, “şimdi ben ne yazayım, insanın içinden yazı yazmak gelmiyor” diyor, diğer bir yanım ise, “bu senin işin ve yazmakla mükellefsin” diyor…
Açıkça taraftarların tansiyonu da düşürmek istedim “Sarı Öküz ve Cengiz Yönet” yazımda…
Geçen sezon kupada final oynayan ve kupası hakem marifeti ile elinden alınan bir takımın, sezonun ilk maçında hem de kendi evinde mağlup olması kimseyi mutlu etmedi…
Gerçek bu…
Ama, lig devam ediyor, transferler devam ediyor ve yönetim mali sorunlar yaşamasına rağmen takviyeler yapıyor…
Daha ne yapsınlar?
Sen tutar da bir kayıptan sonra fincancı katırları gibi züccaciye dükkanına girer, ortalığı yıkar geçersen olmaz!
Sabretmek ve destek vermek varken, yıkıp dökmek niye?
Yakalamışız Ömer Atiker gibi “gak” dedikçe et veren, “guk” dedikçe süt veren bir başkana ve yönetimine neden omuz verilmez, anlamış değilim…
Kim ne derse desin Ömer Atiker, Konyaspor tarihindeki en önemli yerlerden birini almış durumda…

Başkan, Konyaspor’un ne olduğunu ne olmadığını çok iyi bilerek bu işe soyundu…
Bu nedenle de her türlü zorluğun ve kavganın içine kendine özgü duruşuyla girdi…
Konya gibi adım başı dedikodu üretilen bir şehrin en önemli markasında başkan olarak yaşamak her babayiğidin harcı değil…
Güç ve yürek ister…
Ömer Atiker, görev yaptığı süre içerisinde timsah göz yaşı döken kimi kişi ve kurumların karşısında kulübün, şehrin ve gerçek Konyasporluların başını hiç öne eğmedi…
Bunu da unutmamak lazım…
Öyle değil mi sosyal medyanın klavye delikanlıları?
Ben bazıları gibi karnından konuşanlardan değilim, dolayısıyla da karnından konuşanların çokça olduğu bu şehirde Konyaspor gemisini onca fırtınaya rağmen yüzdürmüş ise yüzdürmeye de devam ediyor ise bu kaptana şapka çıkartılır…
Bir kaşık suda fırtına çıkarmanın alemi ne?
Konya ile Konyaspor’u birbirinden ayırmak mümkün mü?
Her zaman söylüyorum; bu şehirde doğan, doyan, yaşayan, bu şehrin havasını soluyan herkesin sancağıdır Konyaspor…
Yani, namusudur…
Konya’yı kemiren virüslerin Yeşil-Beyazlı camiaya da sirayet etmesine müsaade etmemeliyiz…
Bu yönetim planlı programlı ve geleceğe dair umut vermeye devam ediyor…
Her ne kadar yalnız kalsalar da!
Bazıları gibi, planlamalarını, özellikle yaz aylarında ya da düğün merasimlerinde pilavlarla karıştırmıyorlar!
Ne demek isteğimi anlayan anlamıştır…
Konyaspor ve yönetimi bütün zorlukları aşacak güce sahip, sadece biraz sabra, biraz da zamana ihtiyaçları var.
