Eski zamanların birinde bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış, yaşamasına ama civardaki aslanlar bir türlü rahat bırakmazlarmış onları. Hemen her gün saldırırlarmış bu sürüye. Öküz dediğin öyle yabana atılır bir hayvan değil ki, bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini bilirlermiş o koca koca aslanları.
Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı. “Herhalde bize bu otlağı terk etmek düşüyor” demiş aslanlardan birisi. “Evet” diye tasdik etmiş diğerleri.
“Nereye gideriz” diye düşünürlerken "Bir dakika" diye bir ses duymuşlar gerilerden. Herkes dönüp bakmış sesin geldiği tarafa. Sürünün en çelimsiz, ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan topal aslanmış söze atılan.
“Hayır" demiş, "Hiçbir yere gitmiyoruz. Siz bana bırakın, ben hallederim bu işi.”
İnanmamış kimse ona ama “Haydi bir şans verelim ne çıkar” diye düşünmüşler.
Topal aslan elinde beyaz bayrak gitmiş öküzlerin yanına. Öküzlerin lideri olan boz öküz sormuş ne istediğini.
Topal aslan “Saygıdeğer öküz efendiler” diye başlamış lafa:
“Bugün buraya sizden özür dilemek için geldik. Evet size defalarca saldırdık, ama niye biliyor musunuz? Hep o sizin aranızdaki sarı öküz yüzünden... Onun rengi gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Onu gördük mü ne kadar barışsever olduğumuzu unutup size saldırıyoruz. Bunların hepsi sarı öküzün suçu. Verin onu bize, siz kurtulun biz de barış içinde yaşayalım!”
Boz öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş. Hepsi de sıcak bakmışlar bu teklife. Bir tek yaşlı benekli öküz “Olmaz” demiş ama kimseye dinletememiş sözünü.
Zavallı sarı öküz teslim edilmiş aslanlara. Diğerleri üzülmüşler üzülmesine ama elden ne gelir ki! Bütün sürünün selameti için bir öküz. Gerekliymiş bu.
Gerçekten de günlerce sürüye saldıran olmamış. Huzur içinde geçer olmuş günleri. Ama aslan milleti bu, ne kadar sabreder ki? Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra. "Acıktık!" demişler.
Topal aslan boz öküzün yanına giderek “Selam” diye girmiş söze:
“Gördünüz ya biz aslanlar ne denli uysal milletiz. Yalnız buraya bunu söylemek için gelmedim. Büyük bir problemimiz var!..”
“Nedir?” demiş boz öküz merakla.
“Şu sizin uzun kuyruklu öküz” demiş topal aslan ve devam etmiş:
“Öyle uzun bir kuyruğu var ki nereden baksak görünüyor. O kuyruğu salladıkça bizim de aklımız başımızdan gidiyor. Gözümüz dönüyor, sürüye saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Gelin verin onu bize bu mevzuyu burada kapatalım. Eskisi gibi barış ve huzur içinde iki taraf da hayatını sürdürsün.”
Boz öküz yine istişare yapmış sürünün ulularıyla. Yine sadece benekli öküz olmuş karşı çıkan. Hepsi de “Verelim gitsin” demişler...
İstişare daha da kısa sürmüş bu defa. Dışlamışlar uzun kuyruğu sürüden.
Saatler sürmüş zavallının çırpınışları ama sonunda o da yenik düşmüş aslanlara.
Tekrar tekrar yinelenmiş bu olanlar. Her geçen gün daha da semirmiş aslanlar, alabildiğince güçlenmişler.
Öküzlerse her geçen gün daha da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler.
Aslanlar küstahlaştıkça küstahlaşıyorlarmış. Artık bir sebep bile söyleme gereği duymuyorlarmış. “Verin bize şu öküzü sonra karışmayız” derlermiş sadece.
Zavallı öküzlerin “Hayır” diyebilecek güçleri kalmamış. Hepsi birer birer can veriyorlarmış aslanların pençesinde. Boz öküz de aralarında olmak üzere birkaçı kalmış en sona.
“Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu savaşı aslanlara karşı, oysa ne kadar da güçlüydük?” diye sormuş biri boz öküze. “Biz” demiş boz öküz, gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek, “Sarı Öküz'ü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı!.”
Kıssadan hisse.
xxx
CENGİZ YÖNET’İN SÖYLEMİ YANLIŞ ANLAŞILDI
Rizespor maçından sonra bazı sosyal medya ve kişisel hesaplardan Konyaspor Basın Sözcüsü ve Genel Sekreteri Cengiz Yönet’e psikolojik bir savaş başlattılar…
Ki, Cengiz Yönet gibi dürüst, namuslu, işini iyi yapan birisini “şu takımlı, bu takımlı” diye bel altı vuruşlarla yıpratmaya çalışanlara “Haddinizi bilin” demek gerekmez mi?
Sevgili Ömer Başkan ve yönetici arkadaşlar; birileri istedi diye, yola çıktığınız bir arkadaşınızı feda ederseniz, ki, etmeyeceğinizi biliyorum, ederseniz de bunun sonu gelmez…
Bugün Cengiz Yönet’i isterler, başka bir gün Yusuf Küçükbakırcı’yı, en sonunda da Ömer Başkanı sizi ve arkadaşlarınızı isterler!
Sakın ha…
İlk taviz ilk yenilgi olur…
Cengiz Yönet’in söylediklerinin altına imzamı atarım…
“Tribünler tıklım tıklım olsaydı, maçın hakemi olmayan bir penaltıyı ve Konyaspor’un üç puanını Rizespor’a verebilir miydi” diye sormuş…
Haksız mı?
Türkiye’nin en önemli şehirlerinden birisi olan Konya’da ve ligin ilk maçında tribünlerin boş olmasından yakınmış ve seyirci baskısının olmadığı için de maçın hakemi Cihan Aydın’a yüklenmiş…
Ne var bunda?
Ya da VAR’ı eleştirmiş…
VAR’daki denyolar niye çağırmadı Cihan Aydın’ı?
Niye çağırmadıklarını söyleyeyim; gürültü ya da yangın çıkaracak bir tribün ambiyansı olmadığı için…
Bu kadar basit…
Ben olsam, ben de aynısını söylerdim…
Gelelim Fenerbahçe maçının ertelenme meselesine…
Cengiz Yönet’in Fenerbahçe’yi düşündüğü için değil, Konyaspor’u düşündüğü için böyle bir açıklama yaptığını düşünüyorum…
Konyaspor Basın Sözcüsü, “Konyaspor olarak hazır olmadığımızı gördüğüm ve zaman kazanma adına böyle bir açıklamada bulundum” diyemeyeceğine göre, ne diyecekti başka?
“Fenerbahçe’nin talebinin Türk futboluna katkı sağlayacağını düşündüğüm için böyle bir açıklamada bulundum” demesi kadar doğal ne olabilir ki?
Cengiz Yönet kibar adam, naif adam…
Hem İlhan Hocayı hem de futbolcuları koruma adına böyle bir söylemde bulunduğuna inanıyorum…
Benzetmek gibi olmasın, ama Sarı Öküzü isteyenlerle, öküz altında buzağı arayanlara duyurulur…
Dün Celalettin Hakan Katırcı, bugün Cengiz Yönet, yarın Yusuf Küçükbakırcı, en sonunda da Ömer Başkan ve yönetimi…
Bu kadar kolay lokma mı yöneticiler?
İsim önemli değil, her hangi bir yönetici sosyal medyanın ve kişisel hesapların istediğine kurban gitti…
Giderse ne mi olur?
O yöneticiyi gönderdiklerini zannedenler zafer kazandıklarını zanneder ve istekleri bitmez…
Sarı Öküz hikayesinde olduğu gibi, bir kere taviz veren yönetim, artık her kötü sonuçta yeni bir kurban vermek zorunda kalır…
Özetlersem; zaman zaman teknik adamların, zaman zaman yöneticilerin ve başkanların istifasını isteyenler, aslında Konyaspor’un kurumsal yapısına darbe vurduklarını fark etmeliler…
Bir kulüp, Konyaspor ya da Çemizgezekspor, sosyal medyada ve kişisel hesaplardaki arzulara göre yönetilmeye başladığı an kimliğini kaybeder!
Bu kadar net söylüyorum…
Sevgili Ömer Başkan ve yönetici arkadaşları; bu baskılara boyun eğip ilk “Sarı Öküzü” feda ettiğiniz gün, bilin ki boynunuzda kılıçla geziyor olursunuz…
Ne diyeyim başka?
