“Geçti sevdâlarla ömrüm, ihtiyar oldum bugün
Ak pak olmuş saçlarımla bî-karar oldum bugün
Bir muhabbet neş’esiyle ilkbahar oldum bugün
Ben huzurunda yer öptüm, tâc-i dar oldum bugün.”
(Hüseyin Siret Özsever)

Cumhuriyet öncesi Türk Edebiyatı'nın önemli ekollerinden Servet-i Fünun’un önde gelen temsilcilerinden Hüseyin Siret Özsever, 1872 yılında İstanbul'da doğmuş, 1959'da vefat etmiştir. Yukarıdaki dörtlük, yaşadıklarını, pişmanlıklarını ve manevi dünyadaki arayışını simgeler. Ancak, bu şiirin yazılış amacı hakkında çoğu zaman yanlış bir algı oluşmuştur.

Şiir, halk arasında, Özsever ’in hayatındaki sevdaya duyduğu hasretin bir ifadesi olarak kabul edilse de, aslında bir başka gerçeği yansıtır. Şükrü Tunar’ın Hüseyni makamında bestelemiş olduğu bu dörtlük, Özsever ‘in sıkıntılı gençlik yıllarından sonra Darüşşafaka'da edebiyat öğretmeni olarak görev yaptığı sırada, Karagümrük Cerrahi Şeyhi Fahrettin Efendi'ye (ö. 1966) olan intisabını (bağlanmasını) anlatmaktadır. Bu şiir, aynı zamanda bir manevi yolculuğun da izlerini taşır.

Şiir, Fahrettin Efendi’nin rehberliğinde, dünyevi isteklerden ve beklentilerden sıyrılıp, manevi olgunluğa ulaşma çabasını simgeler. İnsanlar modern dünyada, tıpkı bir sarkaç gibi, dünyevi istekler arasında gidip gelmektedir. Daha fazla mal-mülk biriktirmek, önde olmak, daha uzun ve sağlıklı yaşamak için çaba göstermek... Ancak ölüme, hayatın imtihanlarına karşı takınılan bu tavır, çoğu zaman geçici ve boş şeylerle zaman kaybetmek anlamına gelir.

Bizler, acaba gerçekten de yaşadığımız bu geçici dünyada, ilahi aşkla dolu bir ömür sürdük mü? Ya da sadece gündelik kaygılarla, dünyevi arayışlarla mı geçiriyoruz zamanımızı?

Hepimizin bir gün ak pak ağarmış saçları olacak. O zaman, bu beyaz saçlarımızın hakkını verecek miyiz, yoksa eyvah mı diyeceğiz? Ve biz, Allah ve Resulünün muhabbetiyle ne zaman "ilkbahar" olacağız?

Hz. Ali, "Öyle bir hayat yaşa ki; insanlar yaşarken seni özlesinler, vefâtından sonra da sana hasret kalsınlar!" demiştir. Bu söz, imanın şartları kadar insanlığın şartlarını sayabilenlerin Müslüman olacağını ve gerçek kurtuluşun ancak iyi bir Müslüman olmakla mümkün olacağını hatırlatır.

Yazımıza Hüseyin Siret Özsever ile başladık, yine onunla bitirelim. Sadeddin Ökten hocamızın aktardığına göre, bir gün Fahrettin Efendi, Özsever’e “Yahu Siret Bey, güzel şiirler yazıyorsun, eyvallah; ama bir naatını hatırlamıyorum” demiş. Özsever de ona, “Efendiciğim, görmedim ki nasıl yazayım” diye cevap vermiş. Fahrettin Efendi ise, “İnşallah görürsün” demiş. Bir müddet sonra, görülen rüya üzerine yazılan naat, Safer Efendi tarafından bestelenmiştir.

Bu anekdot, Hüseyin Siret Özsever’in sadece bir şair olarak değil, manevi bir arayış içinde olan bir insan olarak da ne kadar derin bir bakış açısına sahip olduğunu gözler önüne seriyor. O, sadece bir şair değil, aynı zamanda marifet, tarikat, hakikat ve şeriat yolunun yolcusuydu.

Selam ve Dua ile...