Böyle bir hadisin varlığı bazı din âlimlerince kabul ediliyor.

Özetlersek, “Kibre karşı kibir sadakadır.” hadisi, müminin mümin karşısındaki duruşunu değil, kâfir karşısındaki duruşunu tanımlıyor. Yani mümin kâfirin kibrine kibirle, heybet ve azametle cevap verir. Fakat müminden kibir de görse, kibirle karşılık veremez; mümine karşı tevazudan ayrılmaz.” (Sorularla İslamiyet.)

İşin dini yönünü açıklamaya bilgimiz kısa kalır. Konumuz “kibirli insan” olunca realiteyi yazma hakkımızın olduğunu düşünüyorum.

Böyle insanları bir ben mi görüyorum yoksa sizlere de görünüyorlar mı bilmem? Sizlere görünmüyorlarsa eğer bir psikoloğa görüneceğim de...

Ne zaman bir yazı yazsam ne zaman bir şiir paylaşsam ne zaman bir düşünce açıklasam ne zaman bir fikir beyan etsen bir gizli yapı hemen kendini kasıyor. İllaki kasarken görünmeleri şart değil, bunu görünmeden de yapabiliyorlar. Aslında görmekle hissetmek aynı küpün pekmezi...

“Ohoo!” diyor, “Bu konunun uzmanı olsa olsa ben olurum. Sen kimsin ki bu konularda fikir beyan ediyorsun? Senin ağırlığın kaç okka ki tartıya çıkıyorsun?”

Kibir ağacının en uzunu, bilgi küpünün en sırçalısı, ak saçlının Ağrı Dağı nispetinde en yükseği, ‘Başı duman pare pare’si bir anda sahneye zıplayıveriyor.

İyi de senin yaşın da altmışa dayanmış... Bugüne kadar hangi işi yoluna koydun da hangi projenle zirveye çıktın da hangi fikrine sıklıkla müracaat edildi de insanlığı refaha, huzura, mutluluğa eriştiren de kendini kasıyor, bir rol aldığını sanıyorsun bu evrende?

Yani sen hep bu işlerin içindeydin, bu işlerin akademisini yaptın, projesini çizdin de hangi eserin il çapında, ülke çapında, dünya çapında bir rağbet gördü?

Bırak bizimki de görmesin.

Sen bence burnumu Kaf Dağı'ndan indirsen de hiç değilse o dağların başına kar yağacak olsa bile burnuna takılmasa... Böylece kaynaklar suya kavuşsa çöller yeşerse, turistler akın akın seni ve eserini ziyarete gelseler.

Ama sen illa ki o zirvelere; kuru gürültünle, hüsnü kuruntunla perde olup ‘kar yağmasın’ derdindesin.

Biraz mütevazı olsan, dünyada senden başkalarının da yaşadığını düşünsen, onların da bir fikri bir sözü olduğuna dair bir saygın olsa?

Ne diyor atalarımız; “El elden üstündür.”

“Başkasının yumruğunu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanırmış".

“Senin kargadan başka kuş tanımam” tavırların hiç de sempatik değil arkadaşım.

Bırak da kendi çapımızda bu islerden zevk alalım hiç değilse kendi kendimizi tatmin edelim, sevinelim biz de...

Sen işine bak biz de işinize odaklanalım. “Hindistan Sultanı Mahmut Gaznevi, Delhi de, orduları ile giderken, bacası tüten bir kulübe görür, içeriye girer, bakar ki Ebul Hasen Harkani hazretleri, kitapları ve talebeleri ile ilgilenir, Sultana ilgi göstermez. Sultan ise bu duruma çok öfkelenir fakat belli etmeden der ki:

“Hoca!”

“Ne var?”

“Hocan Bayezid-i Bistami nasıl birisi idi?”

Ebul Hasen Harkani Hazretleri, hocasının adını duyunca der ki:

“Hocam öyle bir zat idi ki Müslüman olmayan bir kimse yüzüne baksa, iman ile şereflenirdi.”
“Bu ne biçim söz? Peygamber efendimizi Ebu Cehil ve diğer müşrikler gördü, imana gelmedi. Senin hocan Peygamberimizden daha mı büyük ki yüzüne bakan imana geliyor?”

Ebul Hasen Harkani hazretleri şu cevabı verir.
“Ebu Cehil ve diğer müşrikler, Peygamberimizi Ebu Talibin yetimi olarak gördüler, Peygamber olarak göremediler. Hocam Bayezid-i Bistami hazretlerinin yüzüne, bir ateist veya Yahudi ‘Bu Bayezid-i Bistami hazretleridir.’ diye baksa iman ile şereflenir.”
Sultanın hoşuna gider ve memnun olarak ayrılır. Ebul Hasen Harkani hazretleri Sultanı dışarıya kadar uğurlar

Sultan şaşırır ve der ki: “Seni anlayamadım, geldiğimde yüzüme bile bakmadın; şimdi ise dışarıya kadar uğurluyorsun. Sebebi ne ki?”

“Gelirken kibirle içeri girdin, giderken tevazu ile gidiyorsun, şimdi güzelleştin.”