Geçtiğimiz hafta bir grup öğrencimle, Kulluk kitabımızın “Yeryüzünde gezip dolaşın…” fermanına uyarak Karadeniz Bölgesi’ne bir seyahat gerçekleştirdik.

Bilindiği gibi seyahatler; ufkumuzu açar, önyargılarımızdan ve taassuptan arınmamıza yardımcı olur, bilgi ve görgümüzü artırır, bir yerde kalıp körleşmemizi engeller, yanlışlarımızı fark etmemizi sağlar, doğrularımıza sahip çıkmamıza yardımcı olur ve imanımızı pekiştirir.

Seyahatimiz Ankara’dan başladı. Çorum ve Amasya üzerinden Samsun’a ulaştık. Yolu Karadeniz’e düşenler, yeşilin binbir tonuyla büyülenir. Cemil ve Cemal olan Allah’ı zikreder.

Gördüğümüz güzellik karşısında, Sultan Alaaddin Keykubad’ın Beyşehir için söylediği şu söz aklımıza geldi:
“Cennet ya burasıdır ya da bunun altındadır.”

Herhâlde Alaaddin Keykubad, Orta ve Doğu Karadeniz’deki yeşil denizini görseydi, mutlaka fikrini değiştirirdi.

“Baharı gönderir al gelin gibi,
Bir hazinedir ki, görünmez dibi,
O Cemîl'dir, Cemâl O’nun tecellisi,
Güzeli yeşilden, aldan mı sandın?”
(İbrahim Sayar)

Hedefimiz olan Fatsa’ya ulaştık. Yolda bize, bir aydır yolu gözlenen, nicedir özlenen, bunalmış insanları serinleten bir yağmur eşlik etti.

Fatsa’da bizi, ismi gibi aziz olan İlçe Müftüsü Aziz Bul Hocamız karşıladı.

Dostlar, Fatsa; Ordu’nun, Ünye’den sonra en önemli ilçesidir. Talihsizliği ise Ünye’nin gölgesinde kalmasıdır. Fatsa da diğer Karadeniz şehirleri gibi sürekli dışarıya göç veriyor. Köyler boşalmış durumda. Ancak sevindirici olan şu ki, emekliler artık köylerinde daha uzun süre kalmaya başlamış.

İlçenin en önemli gelir kaynağı olan fındık, nisan aylarında yaşanan don nedeniyle bu yıl yok denecek kadar az.

Diğer taraftan Fatsa’da yürütülen dinî ve hayrî hizmetler her türlü takdiri hak ediyor. Müftü Aziz Bey’in verdiği bilgiye göre, 400 kişilik kadrosuyla Fatsa’nın dinî ve sosyal hayatında din görevlilerimiz önemli bir rol oynuyor. Çoğu ilde bulunmayan İlçe Müftülüğü binası ve sahil yolunda yapılan Gençlik Merkezi, Fatsa’nın bu alandaki farkını ortaya koyuyor.

Gezimizde, Müftü Bey’in öncülüğünde ziyaret ettiğimiz İslamdağ Halil Tatlıgül Külliyesi, Karadeniz Bölgesi’nde haklı bir üne sahip.

Bir Allah dostunun adını taşıyan bu külliye, hem özgün mimarisi hem de zarif ahşap işçiliğiyle dikkat çekiyor. Alanında mimari özellikleriyle belki de tek örnek.

İsterseniz, İslamdağ’da yıllarca İslam’ın diriltici nefesiyle ölü kalpleri dirilten, öncü ve örnek bir Allah dostu olan Halil Tatlıgül Hoca Efendi’den kısaca bahsedelim.

Halil Tatlıgül Hoca (1948–1990)

Kumru ilçesinde doğmuş, Rize’de dinî eğitimini tamamlamış; hem fahri hem de resmî görevli olarak 23 yıl boyunca irşat faaliyetlerinde bulunmuş, birçok öğrenci yetiştirmiş, ardında iz ve eserler bırakmış bir Allah dostudur.

Hayatı boyunca kariyer, kapital, koltuk ve konfor peşinde koşmayan; bir sevdası, rüyası, telaşı ve davası olan örnek bir şahsiyettir. Kırk iki yıllık ömründe; takvası, cömertliği, tevazusu, tebliği ve irşadı ile bölgesinde binlerce insanın gönlüne girmiştir.

Siyasete mesafeli duruşu ve her kesimden insanla kurduğu diyalog, onu bir kanaat önderi hâline getirmiştir.

Sevenleri onu cenazesinde yalnız bırakmamış, yaklaşık kırk bin kişinin katıldığı defin merasimiyle son yolculuğuna uğurlamışlardır. O gün Fatsa’da hayatın durduğu, otobüs seferlerinin iptal edildiği anlatılmaktadır.

Bir Hatıra

Merhum Halil Tatlıgül Hoca ile ilgili bir hatırayı, “hıtamü’l-misk” (güzel bir kapanış) niyetine burada zikredelim:

“Rahmetli Halil Tatlıgül Hocamız, yurt dışına, irşat vazifesiyle gönderilir. Almanya’da çok bereketli vaazlar verir. Her kesimden insana gönülden hitap eden Hocamıza büyük ilgi gösterilir.

Vaazları, insanlara ayrı bir heyecan ve farklı bir ruh hâli yaşatır. Yeni insanlar tanır, ölümsüz dostluklar kurar. Yüzü güllerin dalı, sözü arının balı gibidir. Duyan, derdine göre şifa bulur. İlim ve irfan ehline sevgisi ve saygısı sınırsızdır.

Onun sohbetleri saatler sürse de, zamanın nasıl geçtiği anlaşılmaz.

Sayılı günler geçer, hocamız yurda döner. Esenboğa Havalimanı’na indikten sonra ilk işi Diyanet İşleri Başkanlığı’na gitmek olur. Harcırahını bir zarfa koyup iade eder.

Gerekçesi ise şudur:
‘Verdiğiniz bu parayı dostlar bana harcatmadı. Bütün ihtiyaçlarımı onlar karşıladı. Bu parayı size iade ediyorum.’

Bu davranışıyla, Muhterem Üstad; İslam tebliğcisinin samimiyetini ve hassasiyetini, bir gönül adamının nasıl olması gerektiğini bizlere göstermiştir.”

(Kaynak: irfandunyamiz.com)

Halil Hoca, eski ismi Çatak, yeni ismi İslamdağ olan beldede binlerce talebe yetiştirmiş, sayısız insanı irşat etmiştir. Gecesini gündüzüne katmış, hayatını tebliğ ve eğitime adamıştır. Geride; binlerce talebe, yolunu devam ettiren öğrencileri ve vasiyetine sahip çıkan oğulları Abdülfettah ve Abdurrahman Hocaları bırakmıştır.

Bir gün yolunuz Fatsa’ya düşerse —ki düşsün—, İslamdağ’a kadar çıkın ve Allah dostu Halil Hoca’nın kabrini ve külliyesini mutlaka ziyaret edin.

Adını taşıyan Kur’an Kursu ve özellikle cami, özgün mimarisi ve ince ahşap işçiliğiyle nadide eserlerdendir.

Bu vesileyle Halil Hoca’mıza Allah’tan rahmet diliyor ve yazımızı Hz. Ali (radıyallâhu anh)’nin şu güzel sözüyle tamamlıyoruz:

“Öyle kâmil bir hayat yaşa ki, insanlar dünyadayken seni özlesinler. Vefatından sonra da sana hasret kalsınlar...”

Allah cümlemize böyle bir hayat nasip etsin. Âmin.

Selam ve dua ile...

NOT:

Gezimize vesile olan Lübnanlı öğrencim Ali Farouk’a, bize eşlik eden UMAIHL’den öğrencilerim Etiyopyalı Saad Cevher ile Kuzey Iraklı Muhammed Azad Ali’ye; Fatsa’da bizleri bağrına basan, ağırlayan, rehberlik eden Müftü Aziz Bul Hocamıza; İslamdağ Külliyesi’nde bizi misafir eden merhum Halil Hoca’mızın oğlu Abdülfettah Hocamıza ve evinde ağırlayan, Konya AİHL’den değerli öğrencim, Samsun Tekkeköy ilçesi Karışlar Mahallesi İmamı Mücahit Altınpınar’a teşekkür eder, şükranlarımızı sunarız.