Bir zamanlar arkadaşlıklar ve dostlukların hissiyatı vardı.. taş duvarlar gibiydi. Yerinden oynatılması güç ve ne kadar sert rüzgar eserse essin asla yıkılmayacak, ne kadar yağmur yağarsa yağsın devrilmeyecek diye hissettirirdi.
Az konuşur ama anlamı yaşımızdan ağır gelirdi. Bazen haftalarca görüşmez, hatta aylarca haberleşmez, ama bir araya gelince sanki dün konuşmuşuz gibi konuşmaya devam edilirdi. “Gerçek dost kara günde belli olur” sözü sadece bir öğüt değil, hayatın gerçekliğini yansıtırdı.
O dostluklarda gösteriş, karşılıklı çıkar hesapları yapılmazdı. Mahalle arasında paylaşılan kuru ekmeklerin, soğuk kış akşamlarında oturulup içilen sıcak çayın, ödev bahanesi ile gidilen evlerde edilen uzun uzun sobetler vardı… Bunlar, bağları güçlendiren küçük ama kuvvetli izlerdi.
Bugünse manzara tamamen değişti. Sosyal medya’nın hayatımızın içerisine girmesiyle birlikte, kaydırıp durduğumuz fotoğraflar gibi kaydırıp geçtiğimiz günler oldu… Bir kişinin hayatına dair ilk izlenimler çoğu zaman karşılıklı iletişim ile değil, sosyal medya profilleri ile ediniliyor. İnsanların birbirini tanıma süresi “story” süresinin uzunluğu kadar. Biraz kahve içip dertleşmek için aylarca zar zor görüştüğümüz ve arkadaş demeye zorlandığımız günlerden, mesaj yazarken “kanka” diyerek başlanıldığı döneme çok hızlı geçtik.
Yine de tüm değişimi olumsuz görmek haksızlık olur. Sadece dostluklar değil hayatın kendisi değişti. Çalışma tempolarımız, şehir hayatının bitmek bilmeyen koşuşturması, sürekli ekran başında geçirmek istediğimiz ve “o parmak hareketi” için ayırdığımız yoğun saatler… Birbirini fiziki olarak görmemiş “çevrimiçi dostluklar” hayatımıza girdi. Eskiden “yabancı” dediğimiz kişiler, bugün ruh halimizi bilen, gören, en yakın arkadaşımız olabiliyor.
Bu dostluklar içerisinde tehlikelerin haddi hesabı yok. Ekran dostluğundan kolay silinirsin, sadece engel tuşu yetiyor. Gerçek hayatta bağları koparmak bazen gerçekten büyük cesaret isteyebiliyor.
Yapıcı açıdan bakalım biraz. Belki mesele “eski dostluklar iyiydi, yeniler kötü” gibi katı bir karşılaştırma yapmak değil. Artık dostluğun tanımı değişti ve genişledi. Fiziki yakınlığın yerini zihinsel ve ruhsal yakınlık aldı. Aynı şehirde, aynı mahallede hatta aynı apartmanda oturduğumuz, kurduğumuz arkadaşlıklar şimdi ise kilometrelerce uzakta olmasına rağmen kurulan iki arkadaşlıktan daha soğuk olabiliyor.
Belki bu zamana kadar kurduğumuz dostlukların bize öğrettiği en önemli unsur, “GERÇEK DOST, ZAMAN VE MEKAN DEĞİŞSE BİLE ÖZÜNÜ KORUYAN DOSTTUR”
İster eski usul mahalle sohbetlerinden gelsin isterse ekranın soğuk ve karanlıklarında doğsun. Önemli olan en kötü şartlarda aynı düşünebilmek aynı şekilde ses vermektir.
Çünkü dostluk, mekânın, zamanın, teknolojinin ötesinde bir bağ… o taş binayı koruyacak kadar sağlam ve kıymet bilmeyen için ise bir parmak hareketi kadar kırılgan olabilir.
Ve gerçek dostluk, ne zaman olursa olsun her zaman her yerde birbirine destek olabilmektir.
Bu yazıyı bana dost diyerek yanımda duran herkese selam olması için yazıyorum.
O TAŞ BİNA’NIN HER BİR TUĞLASINI ELİNDE TAŞIYAN DOSTLARIMA SONSUZ TEŞEKKÜR EDERİM.