Daha öncesinde yazdığım yazılar arasında da bu konuya değinmiştim ama işin biraz da eleştirel boyutunda bakmak gerektiğini düşündüm. Konuya tamamen benim fikirlerim ile değineceğim yani.
Eskiden iletişim kurmak için kullandığımız telefonu; teknolojinin gelişmesi ve değişmesi ile birlikte artık herkesin ne yaptığını sosyal medyalar aracılığı ile öğrenebiliyoruz. Sosyal medya mecralarının ilk çıktığı zamanları hatırlayalım biraz. Eski arkadaşlarımızı bulup onlarla sohbet ediyorduk, ailemizle iletişim kurmak için kullandık… Artık iş çığırından çıkmış durumda.
Etkileşim uğruna yaptığımız, paylaştığımız içeriklerin tamamen gündelik hayatımızda olmadığımız ya da olamadığımız kişilikleri yansıtmaya başladı… sürekli takipçi ve beğeni hedeflerini alan videolar çekilmeye, fotoğraflar paylaşılmaya başlandı. Daha da ilginç olanı insanlıktan çıkartan filtreler, farklı pozlar ve spor salonlarının aynalarını artık görmeyen kalmadı… hepimiz sosyal medya sahnesinin farklı rollerine sahibiz.
Bir de içerikleri çok hızlı bir şekilde üretiyor, tüketiyor, paylaşıyor ve tamamen elimizi kolumuzu bağlayan; tuvalete gitmeyi bile unuttuğumuz zamanlara geliyoruz.
Aslında mesele tamamen sosyal medyanın hayatımızı ele geçirmesinden çok, sosyal medyanın bizler için sunduğu fırsatların esiri olmuş durumdayız.
Farklı farklı düşüncelerin, bize sunulan içeriklerin içerisinde hapsolmuş, örnek verirken bile izlediğimiz içerikleri anlatır hale gelmiş durumdayız.
Bazen sosyal medyadan uzak durup dışarıda bir hayat olduğunu hatırladığımız zamanlarda bunu sık sık yapmalıyız cümlelerini kullanıyoruz. Sosyal medya yüzünden dışarı yerde para gören insanlar bile ister istemez bir içeriğin kurbanı mı olacağım diye şüpheyle yaklaşıyor.
Yolda yürürken bir kadın ağlıyor ya da bir erkek ağlıyor diye yardım edelim diye düşünmekten çekinir hatta sokakta sağda solda gördüğümüz yardım isteyen insanların ellerinden bize içerik üreteceğim demesi yüzünden zarar görür müyüz diye sorgular olduk.
Artık herkesin bir kamerası bir mikrofonu ve bir fikri var… ve hepimiz aynı “içerik üretimi “denilen saçma şeyin içerisindeyiz.
Gökyüzünün, toprağın, dağların, denizlerin, akarsuların ve diğer doğa güzelliklerinin sadece bir telefon ekranına sığacak kadar küçük olmadığını hatırlamanın, hatta buna bir ara vermenin ve kendimize gelmenin zamanı geldi.