Geçtiğimiz haftalarda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir operasyonun detayları kamuoyuna yansıdı. 27 Mayıs’ta, aralarında bazı kamu kurumlarının da bulunduğu bir dizi dijital sistem, elektronik imzalar taklit edilerek adeta “çocuk oyuncağı” gibi aşıldı. Sonuç? Sahte üniversite diplomaları, sahte sürücü belgeleri… Ve bu işin arkasında olan 58 şüpheli, 16 ilde eş zamanlı bir operasyonla gözaltına alındı.

Operasyon büyük, yankıları daha da büyük oldu. Çünkü bu sadece birkaç kişinin belge uydurması meselesi değil. Bu, devletin kurumlarına, dijital sistemlerine, imzalarına, kısacası tüm güvenlik yapısına duyulan güvenin sarsılması demek.

Peki ya sonra? Gözaltına alınanlardan bir kısmı tutuklandı. Tutuklanan isimlerden biri de Abdullah Volkan Uçak’tı. Uçak, 17 Temmuz 2025 tarihinde Ankara 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararıyla tahliye edildi. Ne değişti, ne oldu da tahliye kararı geldi, kamuoyu bunu tam olarak bilmiyor. Delil mi yetersizdi, yoksa başka bir durum mu söz konusu, açıklama yok. Şeffaflık yine yok.

Bu olay bize neyi gösteriyor biliyor musunuz? Devletin dijital altyapısında ciddi açıklar var. Elektronik imzalar taklit edilebiliyor, resmi sistemlere sızılabiliyor, insanlar kendilerine hayali diplomalar ve ehliyetler “yaratabiliyor”. Daha da kötüsü, bu belgeler sisteme “gerçekmiş” gibi eklenebiliyor.

Düşünün, bir kişi sahte bir üniversite diplomasıyla yıllarca bir kamu kurumunda çalışabilir. Belki bir okulda öğretmen olur, belki de bir belediyede teknik personel. Ya da sahte bir sürücü belgesiyle trafiğe çıkar, can güvenliğimizi tehlikeye atar. Burada sadece belgeler değil, hayatlar da sahteleşiyor.

Bu noktada dönüp kendi kendimize sormalıyız: Biz bu teknolojiyi neden kullanıyoruz? Güvenlik için değil mi? Vatandaşı yormamak, belgeleri dijitalleştirmek, süreçleri hızlandırmak için değil mi? Peki bu sistemler güvenlik testlerinden geçiriliyor mu? Kim denetliyor, ne sıklıkla? Yoksa her kurum kendi kafasına göre bir dijital sistem kurup, sonra da başına ne gelirse gelsin “yazılım hatası” deyip kenara mı çekiliyor?

Bunun adı dijitalleşme değil, bunun adı başıboşluk.

Şunu unutmayalım: Bir ülkenin dijital sistemleri ne kadar gelişmişse, o kadar savunmasız hale de gelebilir. Çünkü teknoloji sadece işimizi kolaylaştırmaz, aynı zamanda yeni zayıf noktalar da doğurur. O yüzden bu sistemlerin güvenliği lafla değil, denetimle, liyakatle, şeffaflıkla sağlanır.

Ve tabii işin bir diğer boyutu daha var: Bu sahte belgeleri kullananlar. Yani sahte diplomayla memur olan, sahte sürücü belgesiyle araç süren, sahte evrakla iş alan insanlar. Bu kişiler şu anda hangi görevlerde? Hâlâ sistemin içinde aktif olarak çalışıyorlar mı? Bu soruların cevabı hâlâ ortada yok.

Sadece üreticiler değil, tüketiciler de cezalandırılmadıkça bu çark dönmeye devam edecek.

Ayrıca şu noktayı da atlamayalım: Bu iş tek başına yapılmış olamaz. Kamu kurumlarına ait sistemlere sızmak, elektronik imza taklit etmek, belgeleri sisteme girmek… Bunlar öyle “bilgisayar başında oturup üç tuşa basmakla” olacak işler değil. Bu işin içinde ciddi bir organizasyon, içeriden destek ve yıllardır süren bir boşluk var.

Şimdi herkes bir diğerine sorumluluğu atmaya başladı: “Bizim sistem sağlamdı”, “Bizimle ilgisi yok”, “Biz de mağduruz.” Ama kimse demiyor ki: “Bu iş bizim denetimsizliğimiz yüzünden oldu.”

Gelelim tahliyelere. Abdullah Volkan Uçak gibi isimlerin, soruşturmanın henüz bu kadar taze olduğu bir dönemde serbest bırakılması da halkın kafasını karıştırıyor. Yargı sürecine elbette saygımız sonsuz. Ama bu tarz olaylarda kamuoyu vicdanı da önemli. Her şey yasal olabilir ama hukuki olan her şey adil midir, işte orası tartışılır.

Mahkeme kararlarıyla ilgili detaylar şeffaf bir şekilde açıklanmalı. “Gizlilik kararı” arkasına sığınıp kamuoyunu karanlıkta bırakmak, bu tür olayların spekülasyonlarla büyümesine neden olur. Devlet, hem adaleti sağlar hem güven verir. Ama bu ikisini birden yapamazsa, ikisini de yitirir.

Son söz: Bu operasyon bir son değil, başlangıç olmalı. Şu an ortaya çıkan tablo sadece buzdağının görünen kısmı olabilir. Daha derine inilmeli. Bu kişilere kim yardım etti, sistemlere nasıl girildi, hangi kurumlar ihmalkârlık yaptı? Ve en önemlisi: Bu tür olaylar tekrar yaşanmasın diye hangi önlemler alınacak?

Dijital çağdayız, evet. Ama güvenlik hâlâ en temel ihtiyaç. Sahte belgelerle, sahte insanlar yetiştirilen bir ülkede ne adalet kalır, ne liyakat, ne de umut.

Bu olayın üstü örtülürse, hepimiz kaybederiz. Gerçekleri konuşmaktan, hataları düzeltmekten ve sistemi sorgulamaktan vazgeçersek, sahtekârlık sadece belgelerde değil, hayatlarımızda da sıradanlaşır.