İklim değişikliği artık sadece bilim insanlarının konusu olmaktan çıktı. Musluktan akan suyun miktarını, hatta bazen akıp akmayışını belirleyen bir gerçek. Bir zamanlar “geleceğin sorunu” denilen şey, artık bugünün en büyük riski haline geldi.

Yaz ayları eskisinden daha sıcak, kışlar ise daha kurak geçiyor. Barajlar, göller ve yer altı suları her yıl biraz daha çekiliyor. Eskiden yağmurların bereketi vardı. Günümüzde ise yağmurlar sadece doğal afete neden oluyor.

Konya’da ise durum çok daha kötü. Türkiye’nin en kurak illerinden biri olan Konya, yıllardır su tehlikesi yaşıyor. Yer altı su seviyeleri hızla düşüyor, obruklar artıyor, bazı köyler günlerce su bekler hale geliyor. Konya Ovası’nın bereketi, susuzluk tehdidi altında yavaş yavaş soluyor.

Biz hâlâ musluktan akan suyun sınırsız olduğunu düşünüyoruz. Bahçemizi sularken, bulaşıkları yıkarken, hatta duşta uzun uzun kalırken, sanki su hiç bitmeyecekmiş gibi davranıyoruz. Oysa ki her damla, gelecek için bir tehdit.

İklim değişikliğiyle birlikte suyun kıymeti katlanarak artacak. Kuraklık sadece tarlada ürünleri değil, şehirde fiyatları da oldukça etkileyecek. Sorumluluk hepimizin. Daha az tüketmek, yeniden kullanmak, tasarruf etmek… Bunlar artık “çevreci tavsiyeler” değil, hayatta kalma çabalarıdır.

Belki de asıl mesele şu: Suya verdiğimiz değer, aslında hayata verdiğimiz değerdir. Eğer suyu korumazsak, gelecekte torunlarımıza bırakacağımız tek şey, kurumuş topraklar ve boş barajlar olabilir.