İnsanlık olarak çok farklı, çok tuhaf ve her şeyin hızla değişip dönüştüğü bir zamandan geçiyoruz.

Teknolojik gelişmeler insan aklının alamayacağı hızda ilerliyor.

Daha dün hayalini dahi kuramayacağımız teknoloji ve iletişim alanındaki yenilikleri, bugün sıradan, bayağı ve eskimiş olarak görüyoruz.

Teknoloji gelişirken, bir kısım azınlık tarafından bu akıl almaz teknolojik ürünler gündelik hayatımıza sunulurken acaba biz kendimizi ne kadar geliştirebiliyoruz?

Öyle bir çağdayız ki her şeyi ama her şeyi çok hızlı, kısa sürede ve acımasızca tüketebiliyoruz!

Aynı telefon ekranından kaydırdığımız 10 saniyelik videonun hızında hayatımızı sanal bir dünyaya mahkum olmuş şekilde harcayıp gidiyoruz!

Bu teknolojik yenilikler, akıl almaz boyutta artan iletişim olanaklarına ve elimizdeki o siyah karanlık kutula bağımlı hale geldik!

3 yaşındaki bebekten 70 yaşındaki teyzeye kadar hepimizin elinde, bizi dipsiz bir kuyuya sürükleyen, bizden daha akıllı telefonların, ekranların birer tutsağı olduk.

Otobüste, tramvayda şöyle kafanızı elinizdeki telefondan kaldırıp bir çevrenize bakın.

İnsanların yüzde 90’ının kafası önünde o karanlık kuyuya dalıp gittiğini göreceksiniz!

İletişimin en hızlı ve kolay olduğu bir çağda iletişimsizliğin en alasını yaşıyoruz.

Elindeki telefonla bir sihirbaz gibi oynayabilen, telefon tuşlarını bir katibin hızında kullanabilen bir çocuk en yakın arkadaşıyla dahi iki cümle kurup iletişime geçemiyor.

IŞILTILI DÜNYANIN SAHTE YILDIZLARI

Bu amansız ve akıl almaz bağımlılığın bir diğer boyutu da insanların artık görsele ve gösterişe olan düşkünlüğünün sınırlarının kalmaması.

Yaşadığımız dünyada, ülkede, şehirde, sitede, attığınız her adımda tepemizdeki kameralar tarafından zaten gözetim altındayız. Büyük ağ bizi zaten her adım gözetliyor ama bizler onun bizi gözetlemesine gerek kalmayacak şekilde kendimizi tüm dünyaya sunmayı başarıyoruz.

Büyük ağın bizi izlemesine gerek kalmadan yatak odamızı kadar her mahremimizi ona açıyoruz.

Sosyal medyanın bu kadar yaygın ve etkin olması işte bu görsel ve gösterişe olan ilgimizi daha da artırdı.

Hiçbir kaygı duymadan her şeyimizi o renkli dünyanın ekranlarına rahatça armağan ediyoruz.

Ve sosyal medya fenomeni bazılarının hiçbir vasfı olmayan bu kişiler toplumun kanaat önderi olabiliyor.

Peşinde sürüklediği kitleleri istediği gibi yönlendirebiliyor.

Işıltılı dünyanın sahte yıldızları ne giymiş, nasıl makyaj yapmış, saçlarını nasıl kestirmiş, nasıl bir konuşma şekli var? O kadar yakından takip ediyoruz ki! Ona benzemek için onun gibi olabilmek için gerçek hayattan çıkıp sanal dünyanın bir kuklası olabiliyoruz.

Sosyal medyada şöyle bir gezindiğiniz zaman ülkenin kadınların hepsi çok güzel, bakımlı, aynı vücut ölçülerine sahip sanırsınız!

Erkekler ise bakımlı, atletik, kaslı ve yakışıklı.

Sanki bir fabrika var giriyorsun kodları kadınları aynı tip erkekleri aynı tip üretmiş gibi.

Hepimiz çok güzel, hepimiz çok yakışıklı ve lüks içinde varlıklarız!

Bunun sonu nereye varır, nasıl sonuçlanır bilemiyorum.

Bu dijital çılgınlık, bizi bağımlı hale getiren bu teknoloji nerede tıkanır ya da birileri tarafından nerede ve hangi amaçla sonlandırılır bilmiyorum ama bu gidiş hiç hayra alamet olmayan bir gidiş…