Tarım sektörünün, gayri safi yurtiçi hâsıla (GSYH) içerisindeki payı geçmiş yıllara göre azalmakla birlikte, reel olarak üretimimiz ve önemi istikrarlı bir artış eğilimi göstermiştir. 1980 yılında tarım sektörü milli gelirden %25,8 pay alırken, 1980’li yıllarda izlenen ekonomik VE tarım politikaları ile bu pay düşüşe geçmiştir. Tarım sektörü yirmi yıl önce sektörler toplamı itibarıyla GSYH içinde yüzde 9.5 paya sahipken, bu oran geçen yıl ilk kez yüzde 6'nın altına indi. Tarımın 2023 yılındaki payı yüzde 5.9 olmuştur. Tarım sektörü geçen yıl büyüme göstermemiş aksine %0.2 oranında küçülme göstermiştir. 2023 yılında GSYH’da Sanayi %21.7, Hizmetler %29.1 inşaat%5.5 ve diğer sektörler %37.8 pay almış iken tarım %5.9’pay almıştır (TUİK).

Türkiye ekonomisi içinde tarım sektörünün payının yıllar itibarıyla azalmış olmasına rağmen 5 milyona yakın kişiye iş vermesi nedeniyle istihdamda %önemli bir paya (%15,8’sini) sahiptir. Bu nedenle tarım sektörü stratejik önemini muhafaza etmektedir. Şehirleşme ve kentlerde ki nüfusun artması yanında dünyada olduğu gibi ülkemizde de kırsal nüfus azalmasını sürdürmektedir.

Ülkemiz ekolojisi, coğrafik ve toprak özellikleri bakımından birçok tarım ürününün yetiştirilmesi için uygundur. Kendi ihtiyacımız olan birçok tarım ürününü yetiştirmekte ve bazılarını da ihraç etmekteyiz. Tabii ki ithal ettiğimiz, ülke içi tüketimde kullandığımız ve işleyip ihraç ettiğimiz tarım ürünleri de vardır.

Türkiye fındık, kiraz, incir ve kayısı üretimi ve ihracatında dünyada lider konumdadır. Dünyada fındık üretiminin yüzde 67'sini, kirazın yüzde 26'sını, incirin yüzde 27'sini ve kayısının yüzde 23'ünü tek başına sağlayan ülkedir. Türkiye, bu ürünlerin üretiminde dünyada birinci sırada yer almaktadır. Bu yıl son don olayları nedeniyle bu ürünlerde de bazı bölgelerimizde verim kaybı söz konusu olması beklenmektedir.

Türkiye üretiminde dünyada birinci olduğu fındık, kiraz, incir kayısının yanı sıra ayva, haşhaş tohumu, kavun ve karpuzda ikinci; mercimek, Antepfıstığı, kestane, vişne ve hıyarda (salatalık) üçüncü; ceviz, zeytin, elma, domates, patlıcan, ıspanak ve biberde ise dördüncü sırada bulunmaktadır. Tarım ürünleri üretimi tarladan sofraya gelinceye kadar birçok şeyden etkilenmektedir. Yetiştirme ve çevre şartları yanında ülke içinde terör ve ülke dışındaki savaş gibi olaylar da tarım ürünleri üretimini etkilemektedir.

İklim değişikliği, bazı bölgelerimizde görülen don ve kuraklığın tarımsal üretimi etkilemesi yanında Rusya –Ukrayna savaşı, Irak ve Suriye’deki olaylar ve son günlerde görülen İsrail- İran savaşı da etrafımızda ki ülkeler arası görülen savaşlarda tarımı etkilemektedir. Son günlerde görülen akaryakıt fiyatlarındaki artışlar bunun bariz örneğidir. Akaryakıtın en çok kullanıldığı bu dönemde gelen zamlar üretimi, maliyeti ve üretici gelirlerini de etkilemektedir. Bir ülkenin bağımsızlığı için savunma sanayisinin güçlü olması gerektiği gibi gıda güvenliğinin de önemi büyüktür. Bu nedenle tarımsal üretimi güvence altına alacak politikalarla ülke ihtiyacının yerli üretimle karşılanması ve ihraç etmekte olduğumuz ürünleri üretip ihraç etmeye devam etmeliyiz.

Tarım sektörü üretmeye devam etmeli ki gıda güvenliği sağlanabilsin. Ülkemiz tarım ürünleri üretimi yanında doğrudan ve işlenmiş tarım ürünlerinin ticaretinde dünyada bir köprü görevi sürdürmekte olduğundan etrafımızda ki ülkeler arası savaştan gıda dolaşımı olarak da etkilenmektedir. Bu nedenle ülkemiz tarımının olaylardan etkilenmesi kaçınılmazdır.

Kovit salgını döneminde olduğu gibi savaşlarda tarımın önemini ortaya koymaktadır. Özellikle tarım ürünü ve ya tarımda kullanılmakta olan ilaç, gübre ve enerji gibi girdi temin ettiğimiz ülkelerde görülmekte olan savaşlar tarımı daha çok etkilemesi beklenmektedir. İran bizim ülkemizin gübre hammaddesi, bazı tarım ürünleri ve enerjinin bir kısmını aldığımız ülkeler arasında olduğundan bu kalemlerde temin güçlüğü ve fiyat yükselmesi nedeniyle tarım sektörünün doğrudan etkilenmesi söz konusu olacaktır.

Bitkisel üretimde olduğu gibi hayvancılıkta etkilenecek olup zor şartlarda üretim yapmakta olan orta ve küçük üreticiler daha da zorlanacaktır. Üretimin çeşitli nedenlerle etkilenmesi sonucu ülkemizde artan ürün maliyetleri tüketicileri de etkileyecektir.

Tarım sektörü GSYH ve istihdama katkısı yanında bir kırsal kalkınma konusu olarak düşünülmemeli ülkenin hem ihraç etmekte olduğu ürünlerin ihracını ve ülke içi ihtiyacın karşılanması sürdürülmelidir. Bunu sağlayabilmek için bu olağanüstü durumlara hazırlıklı ve önemli destekler verilecek şekilde uygulamalar yapılmalıdır.

Rusya– Ukrayna ve son günlerde görülmekte olan İran- İsrail savaşının tarımsal üretime etkileri iyi analiz edilerek hem üretim, gıda güvenliği hem de üreticinin üretme gücü devam ettirilmelidir. Yerli üretim; tarımda ki istihdam edilen nüfusun sektörde kalmasını sağladığı gibi tüketicinin de zor şartlarda ürün bulma ve almasını da sağlayacaktır. Türkiye’de kırsal alanlardan kente doğru göç yaşanmaktadır. Kırsaldan kente göç sanayinin çekiciliğinden değil kırsalın iticiliğinden kaynaklanmakta olduğundan bu kaçış birçok sosyo- ekonomik problemi de beraberinde getirmektedir.

Ülkelerin ekonomik büyüme ve kalkınmayı gerçekleştirebilmesi için tarım sektörünün ekonomideki önemi iyi analiz edilmelidir. Özellikle etrafımızda görülen olaylar nedeniyle bu ve benzeri durumlar için değişim sürecinde tarım sektörüne biçilecek rol ve sektörün evirileceği noktalar politika olarak doğru planlanmalıdır.

IV. Tarım şurası sonuç raporunda alınmış bazı benzer kararlar alınmış olup uygulamaya geçirilmelidir. 23. Madde de; “Jeopolitik değişimler, küresel krizler ve savaşların gıda fiyatları ve arzında oluşturabileceği fırsatlar ve tehditler değerlendirilmeli, bu koşulların ülkemiz gıda sistemine yönelik olası tehditlerine karşı önlemler alınmalı” denilmektedir.

Türkiye coğrafyasının bitkisel ve hayvansal üretime son derece elverişli olması sebebiyle özellikle bitkisel üretimde ekilen alanlar her geçen yıl biraz daha azalsa da birim alandan alınan verimin yüksekliği üretimde olumlu artış gözlenmektedir. Bu olumlu gelişmeyi olağanüstü durumlarda sürdürecek politikalar hazırlanmalı ve uygulanmalıdır.

Uygulanacak politikalar bitkisel ve hayvansal üretimde üretimi artırmakta olduğu geçmişte bazı dönemlerde yaşanmıştır. Örneğin; Sığır üretimi 2020 yılında 2000 yılına göre yaklaşık %80 artarak 17 milyon 966 bine yükselirken, aynı dönemde süt üretimi %150 artarak 21milyon 749 bin tona, et üretimi ise %300 artarak 1 milyon 341 bin tona yükselmiştir.

Türkiye tarımında bitkisel ve hayvansal üretimde kendine yeterlik kavramının artan nüfus ve değişmekte olan şartlar nedeniyle değişmeye başladığı görülmekte olup tarım politikaları bu değişen şartlara göre güncellenmelidir. Mevcut kaynakları itibariyle Türkiye tarımının kendine yeterliliğinin sürdürülebilir olması verimlilik politikalarının (sulama, mekanizasyon, inovasyon, dijitalleşme vs.) öncelikle uygulanmasıyla mümkün olacaktır.

Türkiye ekonomisinin büyümesi ve kalkınması içerisinde vazgeçilemez sektör olan tarım sektörüne yönelik uygulanması gereken politikalar ülke genelinde standart bir şekilde belirlenmemelidir. Sosyo- ekonomik birçok değişkeni içerisinde barındıran sektörde, tarımda üretimi etkileyen bölgesel ve yapısal farklılıklar ve dinamikler dikkate alınarak, probleme ve bölgeye hatta işletmeye özgü politikalar belirlenmeli ve uygulanmalı ki yerli üretim daha da artış göstersin. Yerli üretimin artması çoğu zaman olduğu gibi özellikle kriz dönemlerinde ülkede gıda sıkıntısı yaşanmayacaktır.