İran füzelerinin Tel Aviv semalarını ışıldatışı kimimizi sevince boğarken, kimimiz ihtiyatlı ve kontrollü, kimimiz ise danışıklı dövüş ayarında devam ediyor. İslam’ı referans almayan dünya görüşüne sahip olanları bir tarafa bırakıp, cari hayatın reel gerçekliklerini Kur’an bakış açısıyla görmek isteyen kardeşlerle hasbihalimiz olsun.
Zamanın süper güçleri Sasani imparatorluğu ile Bizans imparatorluğu sürekli bir kapışma içindeydiler. Son zamanlarda Bizans zayıflamaya başlamış, Sasaniler atağa geçmiş, Mısır’a kadar dayanmışlardı. Bu durum müşrik Arapları, Muhammedî müminlere karşı böbürlendiriyordu. Çünkü şimdiki İran’daki, Perslerin devamı olan Sasani İmparatorluğu da müşrik (Mecusi- ateşperest) idi. Şirkin tabiatı gereği, bu tür dünyevi olaylar ile Yaratıcının iradesi arasında bağ kuramadıkları için Sasani zaferi sonsuza kadar devam edecekmiş gibi düşünüyorlardı. Müminler ise ehli kitap Hristiyan olan Bizans İmparatorluğu’nun zaferini gözlüyorlardı. Böyle bir zafer, üç beş yıl sonra Tebük’de Bizans ile karşı karşıya gelecek olsalar bile Mekkeli müşriklere karşı Müminlere büyük bir motivasyon olacaktı. Rabbimiz müjdeyi verdi:
Elif Lam Mim
Rumlar yenildi.
Yeryüzünün en alçak yerinde, bu yenilgilerinin ardından mutlaka galip gelecekler.
Üç- dokuz yıl içinde.
Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah’ındır ve o gün MÜMİNLER SEVİNECEKLERDİR
Allah’ın yardımıyla. Allah dilediğine yardım eder, galip kılar. O çok güçlüdür, merhamet edicidir.
(Rum Suresi, 1-5)*
Tarih ve konum verildi:
Bid’ı siniyn- üç ile 9 yıl arasında bir zamanda.
Fi ednel ard- yeryüzünün en alçak yerinde.
Bugün bilinen bir şey olsa da o gün kim bilirdi ki, deniz seviyesinden aşağıda (-400 rakımlı) Lut gölü bölgesinin dünyanın en alçak yeri olduğunu.
Dokuz sene sonra denilmedi de zamana yayıldı vaat. Bedir savaşının gerçek zafer sevinciyle aynı günde dokuz yıl sonra gerçekleşen Bizans zaferinin teselli sevinci olan bu kader, müminlerin Allah’ın vaadine inançlarıyla, dokuz sene boyunca gündem edilmiş, Sasani yenilmezliği büyüsü bu dokuz sene boyunca önce zihinlerde bertaraf edilmişti. Sınır tanımaz, galip Allah’ın yardım vaadi de harita üzerinde mevcut olmayan, Bizans’ın zaferine sevinmeyi beklerken Bedir’in zaferiyle varlık bulan rahmet ve kılıç peygamberinin ülkesine dönüştü. Aksa Tufan’ının arkasından yaşanan gelişmelerle, sınırları olmayan hak ve adalet, vicdan ve merhamet ülkesinin iradesinin belirginleşmesi, kim bilir belki de üç-dokuz zaman sonra batıla galip gelecek.
Ters köşe olmuş tarihin İsrail oğulları-Firavun mücadelesi kesitinde, Musa rolünü bugün nasıl ki Gazze temsil ediyorsa, Firavun rolü de İsrail oğullarının devamı iddiasındaki İsrail’de ise, Mecusi Sasani İran’ını, hiçbir dini, ahlaki kural tanımayan İngiliz-Yahudi aklının mahsulü batı cephesi, Bizans’ı da, şer cephesinin bölgedeki garnizonunu vuruşuyla Müslümanları sevindiren, yüreklerine su serpen İran temsil ediyor. Bir asırdır içirilip duran Batının yenilmezliği büyüsü, Aksa Tufanı milatlı takvimin üç-dokuz senesi boyunca geri kusulursa, bir ayağı okyanus ötesi kıtada bir ayağı dar-ı İslam’ın bağrında deccali yapının yenilmezlik büyüsü yerel müstekbirler istemese de bozulacak Allah’ın yardımıyla. Ve Allah’ı işin dışında görenlerin realist ve rasyonalist okumalarına rağmen, iş Allah’ındır.
Yüzyıla yakın süren Moğol istilası döneminde, parçalı bir halde olan siyasal İslami yapılanma, 13. Yüzyılın son çeyreğinde toparlanmaya başlayıp, Moğol ordusunu Sultan Baybars komutasında ilk yenilgisine uğratırken, bölgenin etnik çeşitliliğine rağmen vahşi Moğol istilası birleştirici olmuştu.
Haçlı seferleri de kimi zaman düşmanla gizli ittifaklar kuranlar olsa da, çoğu zaman coğrafyanın iç çekişmelerini ikinci plana iten bir konsensüse sebep oldu. Bugün de arzı Mev’utcuların hayallerine inanarak, dillendirerek, büyüsüne kapılarak hizmet etmek yerine Allah’ın yardım vaadine inanarak çalışmalı, kendi vahdet rüyamızı görmeliyiz. Başkalarının hayallerine inanıp, kendi rüyamızı göremeyiz
İran bizim neyimiz olur? 1639 Kasrı Şirin Anlaşmasından bu yana İran ile savaşmamışız. Ancak anlaşmayla çizilen sınırlar, anlaşma öncesinde oluşan kültürel etkileşimin devam etmesine mani olamamış. Özellikle edebiyat ve sanatta fars etkisi son yüzyıla gelene kadar devam etmiş. Öyle ki; Şair’in dediği gibi: “Arapça ve farsça kelimeleri dilimizden atsak, hiçbir şey diyemeyiz. Çünkü hiç Farsça, bir Türkçe, şey ise Arapçadır.”
İlk üç günün ihtiyatını bir tarafa bırakırsak, artık açıkça görülüyor, İran ciddi ciddi vuruyor. “İran küffar ile savaşmadı, hep Müslümanlarla uğraştı” eleştirisi de belki böylece son bulur. Osmanoğulları’nın, İslam’ı Viyana sınırlarına taşımaya çabalarken, küffarla değil kendisiyle savaşan Akkoyunlu İran’ını Müslüman saymama geleneğinin etkisiyle İran bizde soğuk bir etki bıraksa da tarihi Pers imparatorluğunun devamı olmaktan çok ehli sünnet olmasa da ehli kıble olan İslam ümmetinin bir parçasıdır. Evet, Şia’nın Ehli beyt ve Hz. Ali muhabbeti kabul edilir boyuttan sapkın boyutlara varan bir yelpazede çeşitlilik gösteriyor. İran’ın Suriye’de yaptıkları, Ermenistan’a desteği… unutulacak gibi değil. Ancak İsrail’le, ABD’yle NATO’yla… iş tutan ehli sünneti(!) bağırlarına basıp, İran’a düşman olanları anlamak mümkün değil. Orta çağ Hristiyan Bizans’ının Mecusi İran karşısındaki zaferine sevinmeye cevaz verilmişse, milenyum çağı haçlı Siyonist ittifakının karşısında şii İran’ın zaferini temenni etmeli, Yemen’e dua etmeli ve 77 yıllık İsrail tarihinde ilk defa Siyonist zalimlerin tepesine düşen hayberşaken leri izlemenin keyfini yaşayıp sevinmeliyiz.
Yalnız şuna dikkat etmeli ki; imamet ve hilafet organizatörleri İran’ın parlayacak yıldızının altında, bir ümmet tasarlamaya kalkışabilir. İmamet, Ümmetin eğik başını kaldıran, küçücük bir topluluk olsa da millet olma vasıflarına haiz fedakâr, Allah’ın kitabıyla hükmeden, tüm dünyaya mektep olan mescidi aksa murabıtlarının hakkıdır. O çekirdeğin etrafında kenetlenmek gerek.
Filistin ve Gazze’de yaşanan zulmü, mücahitlerin direnişini, bütün dünyayı aydınlatan farkındalık ve uyanış nurunu hiçbir şeyin gölgelemesine müsaade etmeden Gazzeli kardeşlerimizin sevincine ortak olalım.
Selam ile...