ÖFKEYİ YUTMAK İYİ DE YA ÖFKELENDİRENLER
Bir önceki yazılarımda öfkelenmenin ne kadar kötü ve şeytanî bir huy olduğunu yazmış, öfkelenmemenin, öfkeyi yutmanın faziletinden ve öneminden söz etmiştim. Konuyla ilgili âyet ve hadislerden örnekler sunmuştum.
Öfkelenmenin, öfkeyi yutmamanın insanın başına acı sonuçlar getirebileceğini, keskin sirkenin küpüne zarar vereceğini, öfkeyle kalkanın zararla oturacağını, öfke gelince gözün kararacağını, öfke gidince yüzün kızaracağını belirtmiştim.
Fakat hayatın içinde insanları öfkelendirecek o kadar çok hadise var ki, öfkelenmemek gerçekten elde değil. Büyük bir sabır imtihanıyla karşı karşıya kalıp, La Havle ya da Ya Sabır çekmeniz gerekiyor.
Sizi aldatmaya kalkanları, söz verip sözünde durmayanları, dost görünüp arkanızdan kuyunuzu kazanları, kendini akıllı görüp kurnazlık yapanları gördükçe sinir katsayılarınız yükseliyor, doğal olarak öfkeleniyorsunuz.
Sizin kutsalınız olan manevî değerlerinizle alay edenlerle, karikatürize edip dalga geçenlerle, sizin inançlarınıza küfredenlerle ve onlara destek veren ahmak ve aptallarla yüz yüze gelince ağzınızdaki baklayı çıkarıp, onlara karşı misliyle cevap vermek istiyorsunuz.
Size hizmet vermesini beklediğiniz kurum ve müesseselerden beklediğiniz hizmeti alamayınca haliyle sizi aptal yerine koyduklarını düşünerek kızıyorsunuz.
Örneğin 40 Milyon lira harcayarak şehrin dışına 80 Binde Devr-i Âlem diye güzel bir park yapıyorsunuz. Arabası olmayan, ama oraları görmek isteyen vatandaşlar için bir kolaylık düşünemiyor, o istikamete giden dolmuş ve otobüsleri bir iki durak daha ileriye götüremiyorsunuz.
Fakir fukara, garip gureba vatandaşı 700 -1000 metre mesafeye yürütüp eziyet ediyorsunuz.
O kadar güzel bir eser yapıyorsunuz, ama çok basit olan bu hizmetleri düşünemiyorsunuz, kendi kendinize başka âlemlerde dolaşıyorsunuz.
Bunları anlatacak, derdinizi dinleyip sorunları çözecek muhatap bulamayınca da doğal olarak üzülüp, öfkeleniyorsunuz.
Sizi, sizin dilinizi, düşüncelerinizi anlamayan akılsızlara öfkelenmekten başka çare bulamıyorsunuz.
Yollar böyle, trafik sorunu böyle, kirlilik ve gürültü sorunu böyle.
Okullar böyle, hastaneler böyle, çarşılar böyle, marketler böyle, pazarlar böyle, sokaklar böyle, insanlar böyle.
Bakışlar öfke dolu, bakışlar kin ve nefret dolu. Toplum şirazesinden kopmuş, her an kavga edecekmiş gibi tehlikeli bir sona doğru yelken açmış gidiyor.
Ülkeyi yönetenler, yönetmeye talip olanlar, siyasetçiler iktidarıyla muhalefetiyle bir öfke dili, bir nefret dili kullanıyor, tiraj ve reyting derdinde olan medya da ateşin üzerine benzinle gidip, körüklüyor.
Bütün bunları hep birlikte yaşıyor, öfkeleniyoruz.
Abone olduğunuz gazete gelmeyince öfkeleniyorsunuz.
Aldığınız ekmekten kıl çıkınca, pazardan aldığınız elma armut çürük çıkınca, emek verdiğiniz çocuklarınız tembel çıkınca, güvendiğiniz insanlar sahtekâr çıkınca, yemeğinizi yedirdiğiniz hırsız çıkınca, iyilik yaptıklarınız nankör olunca öfkelenmemek için kendinizi zor tutuyorsunuz.
Yani işimiz gerçekten zor. Öfkelenmemek zor. Sabretmek, gerçekten çok zor. Çevremizde bizi öfkelendirecek o kadar çok şey var ki, adam aldırma da geç git diyebilmek çok zor.
Eşref-i Mahlukat olarak yaratılan insan olarak yine de sabrı elden bırakmamalı, toplumda gördüğümüz aksaklıkları, kötülükleri, çirkinlileri elimizle ya da dilimizle düzeltmeye çalışmalıyız.
Sevgi ve saygıya dayalı, birbirini Allah rızası için seven, sayan, aldatmayan, öfkelendirmeyen bir toplum oluşturmak için gayret etmeliyiz.
Öfkelenmemek, öfkeyi yutmak güzel ama bizleri öfkelendirenlere karşı da uyanık olmalı, bizler de başkalarını öfkelendirecek kötü davranışlardan uzak durmalıyız.
Cumanız bayram olsun.
ŞEYH EDEBALİ'NİN OSMAN GAZİ'YE TAVSİYELERİNDEN
"-Ey Oğul!
Beysin, bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül alma sana... Suçlamak bize; katlanmak sana... Acizlik yanılgı bize; hoş görmek sana... Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana... Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana..."
"-Ey Oğul!
Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..."
-"Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir."
-"Milletin kendi irfanı içinde yasasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır."
-"En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir.
-"Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli."
Yalnız başına kalsa da... Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin."
Sevgi da'vanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir -" Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez."
-"Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Osman, geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın..."
GÜNÜN SÖZÜ
ÖFKELENMEK BİR SPOR ARABAYI SON HIZLA SÜRMEYE BENZER. YOLUN YARISINA GELMEDEN FRENLERİNİN TUTMADIĞINI ANLARSINIZ.
John Updike
KAMİL BİRCAN, 30.01.2015