Türk Milletini asırlar boyu ayakta tutan pek çok unsurları vardır. Bu unsunlar çimento ile harç gibi olmuş, Türk milletinin acıda, kederde, sevinçte, hazarda ve savaşta bir arada tutmuş ve yok olmaktan, tarihin sayfalarına gömülmekten kurtarmıştır.

Nedir bu güzel hasletlerimiz, öncelikle bunu ele alalım:

Türk milletinin özünde var olan en güzel hasletlerden biri doğru sözlü olmasıdır.  Bir diğeri verdiği sözden caymaması ve sözünün arkasında durmasıdır. Hal böyle olunca Türk diyince akla doğru, dürüst, karşısındakini aldatmayan,  güven veren bir Türk algısı oluşmuştur. Türkler İslâm'la kucaklaştıktan sonra özünde var olan, doğruluk, dürüstlük, emanete hıyanet etmemek, sadakat, yardımseverlik, misafirperverlik, ahde vefa, kadirşinaslık gibi değerler daha bir anlam kazanmıştır. İslam'ın belirlediği esaslar bire bir Türklerle de örtüşmüş, yıllarca Avrupa'da “Müslüman” deyince “Türk olmak” algısı insanların beyninde yer etmiştir. Türkler İslam'ın emrettiği hususları yerine getirdiği sürece dönemin ne müreffeh devletlerini kurmuşlardır. Ne zaman ki bu emirlerden taviz verdiler, o vakit düşmanlarının karşısında hezimete uğramışlar, ülkelerini ve milletini koruyamaz hale gelmişlerdir.

İslam'ın emirlerini burada sıralayacak değilim. Malum bunu hepimiz biliyoruz. İslam'ın ilk emri “oku” olmuştur. Buradaki okumak sadece dini ilimleri değil bütün ilimleri ihtiva eder. Ne zaman ki medreselerin programından felsefe, mantık, matematik ve fen dersleri çıkartıldı; bir yüz yıl geçmeden Avrupa karşısında gerilemeye, toprak kayıplarına uğradık. Ahlaken zayıfladık, toplum olarak çözülmeye başladık. 

20. yüzyılın sonları ve 21. Yy başlarında toplumdaki çözülme had safhaya ulaştı. Yaygınlaşan kitle haberleşme ve iletişim araçları neticesinde insanlar yalnız başına kaldı. Teknolojinin getirdiği imkânlar pek çok insanı hissizleştirdi. Maddi ve manevi değerler dejenere oldu. Artık milletin menfaatini, komşusunun hatırını, ana- babanın değerini gözeten insanlar parmakla sayılır oldu. Kadirşinaslık, ahde vefa gibi kavramlar tarihe karıştı. Şimdi birine hatır için bir iş yaptıramıyorsun. Karşılığında ne vereceksin diyorlar. Her şey maddiyata döküldü. Yalan söyleyen muteber oldu, milletini ve vatanını düşünenler ırkçı olarak kabul edildi ve toplumun gözünde küçük düşürüldü. İş adamları sattığı malın eksik yönlerini gizler, allayıp pullayıp müşteriye satar oldu. Dürüst çalışanlar istisna. Sözünde duranlar, dini, millî ve ahlâkî değerlere bağlı kalanlar, ahmak ve geri kafalı oldu.

Biraz düşünüp kendimize, kendi öz değerlerimize dönmenin vakti gelmedi mi? Hala ne bekliyoruz? 

Satırlarıma bir şiirle veda etmek istiyorum:

BÎVEFA

Beşerin topraktır mayası özü

Dünyaya gelince açılır gözü

Eleste Rabbine verdiği sözü

İnsanoğludur unutur her şeyi

 

Hava, su, gaz ateş var ikliminde

Bir sevda şarkısı söyler dilinde

Ayrılıktan dem vurur sazının telinde

Vasıl olunca unutur her şeyi

 

 Muhabbette gönülden düşmeye gör

Mukarenette gözden düşmeye gör

Ahde vefada sözden düşmeye gör

Yâda düşünce unutur her şeyi

 

Vefa İstanbul'da bir yer imiş

Erenler burada gülleri dermiş

Fasıl bahar bitmiş, hazana ermiş

Yaprak dökünce unutur her şeyi

 

Anuş der kimseden vefa beklemez

Sözün üstüne başka söz eklemez

Yarası ağırdır derman eylemez

Hâba dalınca unutur her şeyi

Anuş Gökce-12 Eylül 2014/KONYA