10 Ağustos 2014'te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle birlikte 'Yeni Türkiye' diye bir laf dolaşır oldu. 3.Cumhuriyetçiler, Yeni Osmanlıcılar derken şimdi de başımıza 'Yeni Türkiye' lafıyla bir bela sarılmaya çalışılıyor.

Güya, eski Türkiye CHP Türkiye'siymiş. Yeni Türkiye ise Osmanlı'nın yeniden canlanmasıymış. Yeni Türkiye lafını çok kullanan çevreler bunu bu şekliyle açıkça ifade etmeseler de böyle anlaşılmasından memnunlar.

Bu her seçimde yapılır oldu. Hangi seçim olursa olsun, seçim biter bitmez seçimde hiç bahis konusu edilmemesine rağmen bir mesele sanki milletin önüne seçimden önce bir tercih olarak sunulmuş gibi bir numara yapılıyor. Seçim sonucuna göre de sanki millet bilinçle bir tercihte bulunmuş gibi sandık sonuçları bir yoruma zorlanıyor. Daha önceki seçimlerde de hiç Anayasa lafı edilmediği halde seçim sonunda "halk yeni Anayasadan yana tercihini kullandı" gibi yorumlar yapılmaya başlanmıştı.

Seçimlerde de 3 Cumhurbaşkanı adayından biri seçimi kazandı. Ancak sanki seçimde halka "Cumhuriyet idaresine devam mı etmek istiyorsunuz, yoksa Osmanlı modeline geri mi dönmek istiyorsunuz?" gibi bir sual tevcih edilmiş gibi davranılıyor. 

Sanki milletin çoğunluğu Türkiye Cumhuriyeti ortadan kalksın yerine yeni bir başka devlet idaresi kurulsun demiş gibi konuşuyorlar.

2. veya 3. Cumhuriyet denilmemesinin sebebi de 27 Mayıs'ta yapılmış olanın tekrarlanmak istenmesinden kaynaklanıyor. Vaziyet 1960 İhtilali'nden sonraki ameliyatların son rötuşlarının yapılacağını işaret ediyor.

1960 İhtilali'nden sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin ortadan kaldırıldığının o kadar aşikâr işaretleri vardı ki... Bunlardan en bariz olanlarından birisi de Kanun numaralarının sıfırlanmasıydı.

Millet Meclisi açılınca başlayan kanun numaraları 27 Mayıs 1960 İhtilali'nden sonra sıfırdan yeniden başlatılmıştı. 1920-1960 arasındaki kanunlar 1-7480 arası numara taşıyor. 1961'den günümüze kadar gelen kanunlar 1'den başlar ve son olarak 6500'leri aşmıştır.

Kanun numaralarının sıfırlanması 1920'de kurulan Cumhuriyetin bitirildiğinin hukuk âlemindeki en bariz işaretiydi. Böylece “İstiklal Harbi'nin galiplerine piyaz yaptığımız yeter. Buraya kadardı” denilmişti. Belki de İngiltere müsadesiyle kurulan devletten, ABD'nin zorunlu himayesine girmiş devlete geçişti... Bilmiyoruz! Bildiğimiz, 2.Cumhuriyet dönemi olarak siyasi tarihe geçtiğidir.

Şimdi de 'Türkiye'nin ortadan kaldırılması meselesinde bir kılıf olarak Yeni Türkiye lafından istifade edilecek anlaşılan.

İşte, Yeni Türkiye!... “İnsan hakları ve eşitlik” için geliyor. Adalet için geliyor. “Kalkınma işi tamamlandı, sıra geldi adalete” deniyor. Adalet... Erbabı bugünlerde bu kelimeye ne mana atfediyor biliyor musunuz? 1915 Ermeni olaylarının intikamının alınması, İstiklal Harbinin mağluplarının haklarının iadesi, bu toprağın çağlar boyu esas unsuru olan Rumların, Ermenilerin ve Yahudilerin hak ettikleri yere (Müslümanların üstündeki mevkilerine)  -gizli saklı değil- alenen gelmeleri. Alın size adalet! Hak ettikleri yer neresi? Sokak TV halka mikrofon tutuyor, soruyor: "Türkiye'de gayrimüslim birisi Cumhurbaşkanlığı makamına oturabilir mi?" 'Halk' cevap veriyor: "Tabi ki, herkes eşit bu Türkiye'de... Olabilir neden olmasın?..Namuslu çalıştıktan sonra olsun...Bilmem ki nasıl olur gayrimüslim?.."

Yeni Türkiye ile nereye gidilmek istendiğinin işaretleriyle dolu her yer.

Yeni Türkiye = CHP fikriyatının çiçeklenmiş hali.

CHP'nin temsil ettiği mecburi batılılaşma millete sevimsiz gelmişti. Sağcılık, sevimsiz mecburiyetin kabul edilebilir yönleri olduğunu söylüyordu. Siyasal İslam provokasyonuna kadar millet temkinliydi.  Refah ve kalkınma vaadleriyle başlanılan yolun önce sağcılığa, arkasından ultra-solculuğa varacağı belliydi. Zoraki teklif edilen şey bugün çiçeklenmiş bir halde. Eski kaktüs çiçek açmış. Ahali, "biz bunun böyle çiçekli olduğunu bilmezdik" diyor. CHP, devrimcilik diyordu. Yeni Türkiye ardı arkası kesilmeyen reformlarla devam diyor. CHP “zoraki laiklik” dedikçe millet de “laiklik iyi bir şey değil” diyordu.  Yeni Türkiyeciler 'devletin dini olmaz, fertlerin dini olur' diyor.  Eski CHP halkçılık diyordu. Yeni Türkiyeciler bütün halkları eşit kabul ediyoruz;  Süryani, Ezidi, Alevi, Sünni, Türk, Gâvur, Müslim, gayrimüslim bütün halklar eşittir diyor. Halkçılık ve Devrimcilik ilkesinin parladığı yeni ufuklar...

“Böyle iyi” diyenlerle, “yenisini imar edeceğiz” diyenler aynı taraftadır.

Yeni Türkiye lafının neyi işmar ettiğini söylemeye çalışırken, Türkiye'nin mevcut halini müspet bulduğumuz manası çıkmasın. 'Eskisi iyi idi de, yenisi kötü' demiyoruz. Sürekli vurguladığımız şey; işlerin kötüden betere, beterden felakete doğru gittiğidir. Kapitalist işleyişin tümüyle işgal edemediği hayatımızda bazı kırıntılar vardı. Bu kırıntıların tozunun bile kalmadığı ferdin sistem karşısında tamamıyla savunmasız hale getirildiği yeni bir zemin temin edilmeye çalışılıyor.  İslam'ın hâkim olduğu bir hayatın tesisi için çalışmaktan irtidat ederek, gayrimüslimlerin zimmetinde bir İslam hayatının nasıl yaşanabileceğinin tecrübe edildiği yeni hayat formu: Yeni Türkiye

“Bizim vatanımız!” Türkiye'den, “36 etnik grubun yurdu” Türkiye'ye. “Türkiye'yi aslına İslam'ın son kalesi mevkiine döndürebilir miyiz” ümidinden vazgeçerek; Ortadoğu'nun modernleştirmesi/batılılaştırılması/ gavurlaştırılması işinin merkezi olan ülkeye doğru çürüyüş. Yeni Türkiye nasıl bir istikbal vaat ediyor? Bu 'nurlu' ufukta İstanbul; bir zamanların Beyrut'una dönüşüyor: Ortadoğu'nun finans, tefecilik, kumar ve eğlence merkezi. Türkiye'yi de –Hafazanallah- Lübnan olmak mı bekliyor dersiniz?

IŞID vesaire gibi gelişmelerden öyle anlaşılıyor ki, Türkiye büyük felaketlere öyle de böyle de sokulmak isteniyor. Türkiye'nin Lübnanlaştırılması süreci hızla yürüyor.                                                                                                                                

23 Zilka'de 1435

(*) Çelimli Çalım dergisinin 3.Sayısında neşrolunan, Bir Vatansızlaştırma Teklifi Olarak 'Yeni Türkiye' başlıklı yazının yeniden gözden geçirilmiş ve kısaltılmış halidir.