KADININ ADI, HAYATIN TADI

Dünkü tarih itibariyle, bütün dünya ile birlikte, Dünya Kadınlar Günü'nü kutladık. Hamasî nutuklar attık, duygusal konuşmalar dinledik. Nedense kadınlar konusunda yine hep erkekler konuştu,

Evlendikten sonra eşine çiçek yerine, çiçek ekmek götüren erkekler konuştular, dinlediler. Yılda bir kere de olsa, eşlerini, annelerini, kızlarını, teyzelerini, halalarını, anneanne ve babaannelerini hatırladılar.

Kimileri bu konuda samimi, kimileri ise riyakâr hareketler sergiledi. Kimileri gerçekten kadına karşı saygılı, edepli, merhametli ve şefkatli iken, kimileri de kadınlar üzerinden kendi çıkarını sağlamaya çalışan, güya kadın hakları savunucu geçinip, kadın haklarını çiğneyen ve kadını ticarî bir meta', cinsel bir obje gibi gören davranışlara destek vermeye devam etti.

Kimileri göstermelik reklamlar vererek, işi ticari kazançlarına alet etmeye çalıştı.

“Kadını hor görme, aşağılama, saygısızlık etme, saçı uzun aklı kısa deme, taciz etme” diyenler, kadınlarımızı, kendi kadınlarını hor gördüler ve aşağıladılar. Taciz ettiler.

“Hakkını çalma, dövme, sövme, laf atma, çocuk yaşta evlendirme, eve kapatma” diyenler, kadınlarımızın hem hakkını çaldılar, hem eve, hem işyerlerine kapattılar, hem laf attılar, hem de evlenme va'di vererek,  kandırdılar, sonra da pazarlayıp satmaya kalktılar.

Bunun en güzel kanıtı, gezdiğiniz, dolaştığınız şehrin sokaklarına, kaldırımlarına, meydanlarına avuç avuç atılan, üzerinde isim ve telefon numarası bulunan kartvizitler değil midir?

Satılmaya itiraz edenleri de ya dövdüler, ya da öldürdüler. Küçük yaşta, zorlamayla evlenmek istemeyince, evlere kapatılıp, töre ve gelenekler uğruna işkenceye maruz bırakıldılar.

“Susturma” dediler, susturdular, “Eğitim hakkını elinden alma”  dediler, yıllarca başörtüsü zulmüyle elinden aldılar. “Kadını yok sayma” dediler yok saydılar. “El kaldırma” dediler el kaldırdılar.  “Özgürlüğüne dokunma” dediler, özgürlüğü mini etek ve dekolte giyme şeklinde anlamaya çalışıp, kadını sokağın malı, reklam aracı yapıp, başka alanlara hapsettiler, esir ettiler.

Feminist ayaklarına yatıp, kadınlardan oluşan bir Amazon Devleti inşa etmeye çalıştılar. Ama hiçbir zaman, ezilen, sömürülen, cinsel meta' haline getirilen kadınların haklarını savunmadılar.

Tecavüz edilip yakılan, sonra da hunharca öldürülen genç kızlarımızın hakkını bile sokaklarda dans ederek protesto etmeye kalkıştılar.

Televizyonlarda, TV filmlerinde, sinemalarda, sosyal medyada, internette, you tube'da porno ve seks aracı haline sokulan, fahişe yapılarak satılan çocuk yaştaki kız çocuklarını görmeyip, ses çıkarmadılar, karşı çıkmadılar, bunlara karşı mücadele içine girmediler.

Ama onlar, kağıt toplayan, tarlada çalışan, parklarda çalışan, zengin ofislerinde ve fabrikalarda çok ucuz fiyata çalışan, çalıştırılan kadınları, genç kızları da hiç görmediler. Sadece işin edebiyatını yaptılar.

Kadının adıyla birlikte, erkeğin de adı kayboldu. Ve dünyanın tadı da kalmadı. Kadınla birlikte erkekler de ezildi, horlandı.

Erkek çocuklarını doğar doğmaz öldüren Firavunların, kız çocuklarını diri diri toprağa gömen Cahiliye'nin şerrinden, köle pazarlarında alınıp satılmaktan kurtaran ve Cennet'i annelerin ayakları altında gösteren İslâm'a ve onun peygamberine de iftira atmaktan çekinmediler.

“Kadın ya annedir, ya eştir, ya da kardeştir” diyen düşünceyi hor ve hakir gördüler. Ne yazık ki buna kadınlarımızı da alet ettiler, Kadınlarımız da bu feminist düşüncelere kapıldı, görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyip, nefsine, şeytana ve kötü insanlara uyunca, evini ve yuvasını kaybetti. Saygınlığını ve değerini kaybetti.

Şimdi kadın ve erkek, kaybettiği adını, onurunu ve kişiliğini arıyor.

Şimdi kadın ve erkek, kaybettiği hayatın tadını arıyor. Bulabilir mi?

Neden olmasın? Arayan bulur.

Ama aradığı yer, nerede arayacağı önemli.

 

 

                                           TEMAYÜL YOKLAMALARI

Ak Parti'nin, Konya'daki 207 aday adayı arasında yaptığı temayül yoklamasından sonra, önemli ve sürpriz isimler ortaya çıktı, bazılarının ismi okunmadı bile.

Bunlardan Dr. Abdullah Ağralı, Halil Etyemez, Ahmet Şan ve Seyit Karaca da benim tanıdığım isimler. Hepsi de hizmet sevdalısı, çalışkan isimler.

Dr. Abdullah Ağralı'yı sosyal faaliyetlerinden, El-Bir Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği'nden, Halil Etyemez'i Eğitim-Bir-Sen'den, Ahmet Şan'ı Konyaspordan, Seyit Karaca'yı  ise mahallemizden tanırım.

Hepsi de gayretli. İnşallah önce aday sonra da vekil olurlar.

Tabii ki hiçbir şey kesin değil. Ahmet Sorgun'un da ,Veli Tolu'nun da Genel Merkez'den aday yapılacağına kesin gözle bakılınca, Başbakan Ahmet Davutoğlu dışında kimsenin yeri garanti değil.

Görelim bakalım ne çıkacak?

                        ABDİ KALAN VE 80 BİNDE DEVR-İ ALEM

Abdi Kalan, Meram Teknik ve Endüstri Lisesi Müdürü iken, Meram Belediye Başkanı Fatma Toru tarafından,, başkan yardımcılığına getirildi. Bunda Fatma Toru'nun eşi Mehmet Toru'nun da katkısı olduğu söyleniyor. Çünkü Mehmet Toru da aynı okulda Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Öğretmeni.

Abdi Kalan, sempatik güler yüzlü bir insan. Kendisine “80 Binde Devr-i Alem Parkı'na Ulaşımı” ile ilgili bir istekte bulunmuştum. İlgileneceğini ve bana döneceğini söylemiş, not almıştı.

Ama iki hafta geçti, halâ bir bilgi gelmedi. Ve Konya'ya gelen ziyaretçiler, eğer arabaları yoksa, bu güzel parka giderken 700-800 metre yürümeye devam ediyorlar.

Abdi Kalan Bey, bu iş kaldı mı yoksa?

                                               GÜNÜN SÖZÜ

YERYÜZÜNDE BÜTÜN HUZURSUZLUKLAR, AZA KANAAT ETMEMEKTEN DOĞAR.                                           FirdevsÎ