Günümüz dünyasında, teknolojinin hızıyla birlikte insan ruhunda derin yaralar açan yeni bir "yıkım" biçimine şahitlik ediyoruz. Başkalarının kusurlarını, mahremiyetini ve hatalarını dijital meydanlarda fütursuzca sergilemek, adeta modern bir "sadizm" haline geldi. Bir yandan başkalarının hayatlarını gözetleyen birer "röntgenci"ye dönüşürken, diğer yandan kendi hayatlarımızı en mükemmel haliyle pazarlayan birer "teşhirci" olup çıktık.

Kusur Kimin?

Modern insan, kendi hatasıyla yüzleşmeyi reddediyor. Eğer ortada bir kötülük varsa, suçlusu zaten her zaman hazırdır: "Zaman kötü" veya "Bu çağ böyle." Oysa zamanı da çağı da inşa eden insandır. Kendi kusurlarımızla yüzleşmediğimiz, onları kabul edip çözüm üretmediğimiz sürece hem dünya hem de ahiret saadetimizi riske atıyoruz. Ne güzel demiş eskiler: "Kul kusursuz olmaz." Hatta müsamahanın sınırını çizmek için "O kadar kusur kadı kızında da olur" diye eklemişler.

Ancak bugün, kibrin ve nefsin dizginlerini eline alanlar için kusuru kabul etmek hiç de kolay değil. "Suç samur kürk olsa, kimse üstüne almak istemez" atasözü, bugün dijital kimliklerimizin arkasına saklanan bizler için daha da anlamlı. Oysa arınmanın ve olgunlaşmanın ilk adımı, o aynaya bakma cesaretini göstermektir.

"Ben Buğday, Eller Saman" Yanılgısı

Görsel algının egemen olduğu bu çağda, insanlar "büyünün bozulmasından" korkuyorlar. Ailemizde, şirketimizde veya mensubu olduğumuz cemiyetlerde bir hata olduğunu kabul edersek, sanki o parıltılı dünyamız başımıza yıkılacakmış gibi hissediyoruz. Özellikle manevi derinliği olan büyüklerimizin hayatlarından kıssalar anlatmayı çok seviyoruz ama o kıssalardan kendimize pay çıkarmayı hep ihmal ediyoruz.

Şah-ı Nakşibend hazretlerine atfedilen o meşhur sözü hepimiz biliriz: "Eller yahşi, ben yaman; eller buğday, ben saman." Ne acıdır ki biz bu düsturu bugün tersine çevirdik: "Ben buğdayım, geri kalan herkes saman!" Oysa Yusuf Suresi'nde açıkça belirtildiği üzere; nefis, Rabbimizin merhameti olmasa daima kötülüğü emreder.

Kusur Aramak mı, Örtmek mi?

Cenap Şehabettin’in de ifade ettiği gibi; bir insan ne kadar çok kusurluysa, başkalarında o kadar çok kusur arar. Bir Çin atasözü ise dünyada sadece iki kusursuz insan olduğunu söyler: Biri ölmüştür, diğeri ise henüz doğmamıştır.

İnancımız bize başkalarının ayıplarını araştırmayı değil, kendi eksiklerimizi onarmayı emreder. Başkasına bir hata bildireceksek bile bu, kırmadan ve incitmeden, zarafet dolu bir üslupla olmalıdır. Sanal ekranların hâkimiyetinde, başkalarının mahremiyetini birer tüketim malzemesine dönüştürmekten vazgeçmeliyiz.

Sonuç Yerine

Fethi Gemuhluoğlu üstadın dediği gibi; "Hal saridir." Yani güzellik de çirkinlik de bulaşıcıdır. Biz kendimizi düzeltmeye gayret edersek, iyiliği ve iyi insanları çoğaltırız. Birini eleştirmek için ağzımızı her açtığımızda, Hz. İsa’nın o meşhur uyarısını hatırlayalım: "İlk taşı günahsız olan atsın."

Dijital dünyada dilimizi ve zihnimizi koruyarak kurtuluşa erenlerden olmamız duasıyla...

Selam ve dua ile.