Her insan kendi başına bir dünyadır.

Herhangi bir olay karşısında da farklı duyarlılığı olması da normaldir.

Herkesten aynı karşılığı beklersek yanılgıya düşeriz.

Evet, dünya bizim için sınavdır. Bu sınavdan inşallah yüz akı ile çıkarız.

Beklentilerimiz bu denli olursa hayal kırıklığına uğramayız.

Kasaplık yapan başka deyişle kasap dükkânına varıp ta;

--- Bu dükkânda niye et satarsın? Diye soru sorabilir miyiz?

Soramayız çünkü kasap dükkânı et satmak üzere açılmış iş yeridir.

Öyle ise bu hayal kırıklığı neyin nesi?

Adamının mayasında nankörlük varsa sen onu nasıl değiştireceksin?

Nankörlüğün ne manaya geldiğini elbette biliyorsunuz.

Nan: Ekmek,

Kör: Görmeyen,

Nankör: Türkçesi ekmeksiz demek oluyor o zaman değil mi?

*

Ben bazen baba dostu rahmetli Mustafa Uzuner’in oğulları Taş Fırın işleten Hasan Hüseyin Uzuner ve Erol Uzuner Kardeşlerin fırınına ekmek almak için vardığımda;

---Hasan Hüseyin size kimse ekmeksiz diyemez, sizin burada kasalar dolusu ekmek hem de taş fırında odun ateşi ile ekmek pişiriyorsunuz ki, ne mutlu size! Ancak, Çumra’da çok ekmeksiz var değil mi?

--- Doğrudur Ahmet Başkanım hamdolsun biz her türlü manada ekmeksiz değiliz ve olamayız da! Cevap vermesi bir başka güzelliktir.

Otuz yılın emeğini gözyaşını dökenler Çumra’yı bambaşka yalnız Konya’da değil bütün Türkiye genelinde ekonomik olarak zirve çıkaran rızka vesile olanı ve olanları bir kalemde silenlere ne diyeceğiz?

Tek cevabı olur bu sorunun; Nankör…. öyle değil mi?

Başka deyişle yediği kaba pisleyendir. Vefasız olanları aynı zamanda ahlaksız ve imansız diye tarif edebilir miyiz?

Geçenlerde aziz dostum beraber federasyonda aynı yönetimde bulunduğum AK Parti Konya Milletvekili çok sevdiğim namı diğer Zeki Dayımızın oğlu Mehmet Baykan’a işim düştü anında çözdü ve haber verince gözyaşlarımı tutamadım. İşte vefa budur.

Ha üç dönemdir vekillik yapan yakın akraba konumundaki zatı şahaneleri telefona çıkma zahmetine bile katlanmazken vefalı dostlar hem dua ederiz hem de marifet iltifata tabii kabilinden teşekkür ederiz.

Ki, kul ve insan olarak insanlara teşekkür etmesini bilmedikten sonra Allah’a şükrediyor olmasını da Allah Teâlâ kabul buyurmaz.

Teşekkür etmek mü’min ahlakının temellerinden biridir. O kadar ki bu teşekkür, Allah’a şükürle bağlantılı tutulmuştur. Öyle ki en temel ifadelerimizden biri; “Allah senden razı olsun!” deriz değil mi?

O zaman ben Mehmet Baykan vekilime teşekkür ediyor ve Allah razı olsun, diyeyim değil mi?

*

İnsanı yaratan, hayat hakkı veren Cenabı Allah’a hamd etmeyen, şükretmeyen, secde etmeyenden ne gibi vefa bekleyebiliriz ki?

Elbette nankör olacak, ekmeksiz olacak, vefasız olacaktır. Yapılanı görmeyecek, aldığını inkâr edecektir.

Yapılan iyilik öyle veya böyle karşılığını bulacaktır. Ya teşekkür ya da nankörlük olacaktır.

Aldığını inkâr eden ve emanet ehli olmayacaktır.

Burada bizim kusurumuz yok mudur?

Olmaz olur mu, elbette vardır.

Çünkü biz emaneti ehline verememişiz.

Hâlbuki “EMANETİ EHLİNE VERİNİZ!”  Düsturumuz değil midir?

Bir zaman yazmıştım;

Kediye ciğer, kurda koyun,

Etmişiz emanet oynarız oyun.

Varın bunun sonunu hayra yorun.

Yanlış hesabı sorar dededen torun!

Mi diyeceğiz?

Bu saatten sonra başka ne diyebiliriz ki?

Söyleyin hangi sınavı vermekteyiz?

Bilemiyoruz.

Her zaman başka telaş içinde yuvarlanıp gidiyoruz.